Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


Demokratik bir anayasa nasıl olmalı? (1)
Doç. Dr. Mustafa Şentop - Zaman /
09. 08. 2007
Yargı reformu:
Hemen ve şimdi

Dr. Ümit Kardaş -Yeni Şafak /
09. 08. 2007
İlk anayasamızın
mantığı duruyor

Avni Özgürel-Radikal /
09. 08. 2007
info@minidev.com









Demokratik bir anayasa nasıl olmalı? (Devamı)
Mutabakat halkoylamasıyla sağlanır mı?
Anayasaların kabulü ve yürürlüğe girmesi için halkoyuna başvurulması yaygın bir yöntemdir. Ancak böyle bir yöntemin başlı başına bir meşruiyet sağladığını kabul etmek mümkün değildir. Halkoylamasının hangi şartlarda gerçekleştirildiği, halkın görüşünün serbestçe ifade edilebileceği bir ortamın sağlanıp sağlanmadığı, kabul veya ret yönünde bir kararın çıkması halinde sonucun ne olacağı gibi bazı kritik noktaların aydınlatılmış olması gerekir. 1961 ve özellikle 1982 anayasalarının halkoyuna sunulması sırasında, anayasa metinlerinin kamuoyunda tartışılmasına izin verilmemiş, askerî darbe yönetiminin olağanüstü şartları altında oylama yapılmış, anayasanın halkoyu ile reddedilmesi halinde ara rejimin devam edip etmeyeceği, akıbetin ne olacağı açıklanmamıştır. Bu şartlar altında, anayasa ile birlikte darbe yönetiminin de sona ereceği ümidine oy verilmiştir.

Yeni bir anayasa çerçevesinde ele alınacak pek çok konu vardır. Bu fikrin gerçekleştirilebilmesi de uzun bir süreç içinde mümkün olabilir. Bu sebeple, her konunun bir çırpıda tartışılmasına gerek yoktur. Ama, her şeyden önce, muhakkak tartışılması gereken birkaç temel meseleyi atlamamak gerekir. İlk olarak, ülkemizdeki hukuk ve siyaset sorunlarının temelinde neden anayasanın bulunduğunu ortaya koymak gerekir. İkinci önemli mesele, anayasanın ideolojisinin bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa bu ideolojinin ne zaman ve kimler tarafından oluşturulduğu meselesidir. Üçüncü önemli mesele ise, anayasada devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili hükümlerin egemenliğin kaynağı ve kullanılmasıyla nasıl ilişkilendirileceğine dairdir. Bir anayasanın en temel meseleleri bunlardır; işe buradan başlamak gerekir. Aksi halde, anayasa yeni olmaz, sadece adı yeni olur.

Yeni bir anayasaya ihtiyaç var mı?
Mevcut anayasa 1982'den beri yürürlüktedir. Yaklaşık çeyrek asırlık bir süre içinde ülkemizde pek çok siyasi, hukuki, kurumsal sorunlar yaşanmıştır. Anayasanın ilk yürürlüğe girdiği zamanlarda sınırlı siyasete izin verilmesi; siyasi yasaklar; askeri darbeyi yapan konseyin başkanına, sonraki cumhurbaşkanına tanınan olağandışı, özel yetkiler; yirmi yıldır devam eden üniversitelerin yönetimine dair sorunlar; ekonomik hayatın düzenlenmesinde, özelleştirmede hükümetin ve TBMM'nin yetkilerine dair tartışmalar; Milli Güvenlik Kurulu'nun yetki alanının ne olduğu; bağımsız, özerk kurumlar sorunu; cumhurbaşkanının yetkileri ve son olarak da cumhurbaşkanının seçimine dair yaşanan sorunlar, büyüyüp krize dönüşen tartışmalar, Anayasa Mahkemesi'nin yasama organına, Danıştay'ın yürütme organına bir demokratik hukuk devletinde olağan karşılanamayacak müdahaleleri çeyrek asırlık süreçte yaşanan ciddi tartışmalardan ana başlıklardır. Son birkaç aydır cumhurbaşkanı seçimi süreciyle birlikte ortaya çıkan hukuki ve siyasi kriz çok açık bir şekilde göstermektedir ki, Türkiye'de münferit krizler yoktur, siyasi hukuki sorunlar yoktur; topyekün bir anayasa sorunu vardır.

Sivil anayasa ne demektir?
Sivil tabiriyle bizde, genellikle "asker" olmayan kastedilmektedir. Sivil anayasa ibaresi de, çoğu zaman, askerlerin hazırlamadığı anayasayı ifade etmektedir. Aslında "sivil"in, resmi olmayan anlamında kullanılması daha doğrudur, gerçek anlamı da budur. Buradan hareketle, "sivil anayasa"nın, asker olsun olmasın bürokratlar tarafından hazırlanmamış bir anayasa anlamına geldiğini düşünüyoruz; anayasa, bir anlamda, bürokratların statüsünü belirleyen, sınırlarını çizen bir metindir, onlar böyle objesi oldukları bir metnin hazırlayanı olamazlar. Ülkemizde, topluma karşı, askerlerden çok daha katı bir tutum içinde bulunan, darbe ve otoriter yönetim taraftarı olan pek çok üniformasız bürokrat ve "aydın"lar vardır. Üniformaları bulunmuyor diye bunlar tarafından hazırlanan bir anayasa "sivil anayasa" mı olacaktır? Nitekim, 1982 Anayasası'nın, önemli ölçüde, 12 Eylül'deki darbeden sadece birkaç ay öncesinde Yeni Forum dergisi çevresinde oluşturulan metne dayandığı, yani bazı "sivil"ler tarafından önerildiği ifade edilmektedir. O halde, kanaatimizce, "sivil anayasa" kategorik olarak, "askerler tarafından hazırlanmamış anayasa" anlamına indirgenmemelidir; önemli olan zihniyet ve toplumsal temsil anlayışı olmalıdır. Bu bakımdan, bir sivil anayasanın, ancak, bürokratlar değil, sadece halkın seçtiği kişiler tarafından ve mümkün olduğu ölçüde toplumsal mutabakat hedefine yönelerek hazırlanması gerekir.

Doç. Dr. Mustafa Şentop
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi



Yargı reformu: Hemen ve şimdi
Dr. Ümit Kardaş / Yeni Şafak:


Tartışmaları devam eden sivil anayasada MGK gibi yarı askeri bir kurum, askeri mahkemeler, disiplin mahkemeleri, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi askeri kurumlar yer almamalıdır


Türkiye'nin yargı reformu konusunda adım atmadığı, siyasi partilerin programlarında kapsamlı bir yargı reformunun yer almadığı ortadadır. Yargı reformuna niçin ihtiyaç duyduğumuzu içselleştirebilmek için önce hukuk kavramına önemli bir boyut getiren adil yargılanma hakkının ne anlama geldiğini irdelememiz gerekmektedir. Adil yargılanma hakkı önceleri "sağlıklı adalet yönetimi isteme hakkı" olarak ifade edilmiş, daha sonraki aşamada ise adil yargılanma (hakkaniyete uygun=dürüst yargılanma) deyimi ile anlatılır olmuştur. Demokratik toplumlarda önemli bir yer tutan adil yargılanma hakkı, divan kararlarında açıkça belirtildiği gibi demokratik sistemin temel unsurlarından biri olan hukukun üstünlüğü ilkesini de içermektedir. Bu hak adli sistemin işleyişinin yanısıra organizasyonunu da kapsamaktadır.

Adil yargılanma sözcüklerinden "adil" kelimesi doğru ve güvenli olarak somutlaştırılmıştır. Doğru ve güvenli yargılanma hakkı ülkemizde yeni ve üzerinde düşünülmemiş bir kavramdır. Anayasa ve yasalarda açıkça kişilerin doğru ve güvenli yargılanma hakkı olduğu yer almamaktadır. Her ne kadar anayasa ve yasalarda bu hakkı güvenceye alan kurallar bulunmakta ise de, bu dolaylı bir anlatımdır. Oysa birey yurttaşlarda hak bilinci oluşturmak, yargılamanın doğru ve güvenli yapılabileceği inancını vermek, hakimlerde karşılarında hak sahibi güçlü kişilerin bulunduğu yolunda sorumluluk bilinci yaratmak için anayasada birey-yurttaşların "doğru ve güvenli yargılanma hakkı" olduğu düzenlenmelidir. Adil yargılanma hakkının işlerlik kazanması yargıya duyulan güvenle ispatlanır.

ADİL YARGI İNSAN HAKKIDIR
1924, 1961 ve 1982 Anayasası'nda "Adil Yargılanma Hakkını" ve "Adil Yargılanma Yapma Görevi"ni düzenleyen doğrudan bir hüküm bulunmamaktadır. Birey-yurttaşların adil yargılanma haklarının varlığı, insanlığın ortak aklının ve evrensel nitelikteki temel hukuk ilkelerinin bir gereğidir. Bu nedenle bu hak anayasada yer almasa da isteme bağlı olmaksızın hakkı düzenleyen sözleşme maddeleri ve sözleşmenin uygulanmasına yönelik divan kararları başka bir hukuk işlemine gerek kalmaksızın esasa ya da usule ilişkin olarak her konuda ve her aşamada uygulanacaklardır.

Adil yargılanma hakkı içinde ana unsur, yargılama organıdır.
Bu nedenle adil yargılanma hakkını daha net olarak tarafların eşit koşullarda olduğu, savunma hakkının üstün bir değer olarak kabul edildiği yargılama ortamında, evrensel insan haklarını ölçü alan
tam olarak tarafsız, bağımsız, güvenceli ve, tabii hakim tarafından makul sürede, aleni biçimde yargılanma olarak tanımlayabiliriz.
Bu tanıma göre, Türkiye'de adil yargılanma hakkının anayasal,
yasal ve fiziksel altyapısının bulunmadığı açıktır.
Çünkü hakimler bağımsız ve güvenceli olmamakla birlikte, iddia makamı savunmaya göre daha ağırlıklı konumdadır.
Savcı mahkeme salonunda yargıca en yakın noktada bulunmaktadır.
Savcının kanıt toplamaktaki olanakları ile savunmanınki aynı değildir.
Tabii hakim ilkesi anayasa ve kanunlarda yer almamaktadır. Yargılamalar çok uzamakta, makul sürede bitirilememektedir.
Uygulamada evrensel insan hakları ölçüt olarak alınmamaktadır.



Önceki sayfaya dönmek için tıklayınız





Devamını okumak için tıklayınız

 

Diğer Yazılar için tıklayınız

 



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla