Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR

info@minidev.com

İnsan, Bu Taslağın Neresinde?
F. Polat-Evrensel
22. 09. 2007
"Yeni Anayasa"ya Eski(meyen) Dersler!
Özbudun/Demirer 20. 09. 2007
Rötuş mu? Reform mu? Rövanş mı?
A. Ulusoy-Radikal 19. 09. 2007


İnsan, Bu Taslağın Neresinde?

Fatih Polat / Yücel Sayman-Evrensel: AKP Hükümeti'nin, Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki 6 kişilik bilim heyetine hazırlattığı yeni anayasa taslağı, AKP'nin kendi içinden oluşturduğu bir komisyon tarafından da değerlendirildi ve artık hükümete mal olmuş oldu. AKP'nin Anayasa Hazırlık Komisyonu'nun sözcüsü ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, taslak için 3 aylık bir tartışma süreci öngördüklerini ve ardından da TBMM Genel Kurulu'na getireceklerini söyledi. Her ne kadar Başbakan Erdoğan, beklenen basın toplantısında anayasa taslağını genel olarak açıklamak yerine, "türban" öncelikle bir konuşma yapmak ile yetinmiş olsa da, taslağın tartışılma süreci hükümet açısından da başlamış oluyor.

Biz bu yazı dizisinde konunun uzmanı olan hukukçular ve öğretim üyeleri, taslağın hazırlanmasında görüşlerine başvurulmayan, ancak aslında böylesi bir sürecin doğal muhatabı olmaları gereken odalar, sendikalar, insan hakları savunucuları gibi geniş bir kesimin görüşlerine yer vererek, bu sürecin daha verimli değerlendirilmesine katkı sunmaya çalışacağız.

İlk olarak Öğretim Üyesi Yücel Sayman ile başlıyoruz.
Sayman ile yeni anayasa taslağı üzerine söyleştiğimizde, o taslağı büyük ölçüde incelemişti. Söyleşiye taslakla ve kendi notlarıyla gelen Sayman'ın taslak hakkındaki değerlendirmeleri yanında kendi getirdiği önerilerin de bu tartışma sürecine olumlu bir katkı yapabileceğini umuyoruz.

Sonraki günlerde de başka önemli isimler bu dizinin konuğu olacaklar. Ayrıca gazetemizin yazarı ve avukatlarından, deneyimli hukukçu Kamil Tekin Sürek, AKP'nin bilim kurulunun hazırladığı taslağı ve ek olarak hükümetin bu taslak üzerinde yaptığı düzenlemeleri inceledi ve yazdı. Sürek'in bu zahmetli çalışması, taslak hakkında somut bir fikir edinilmesi bakımından uzun ve ayrıntılı bir biçimde bu dizide yer alacak. Öte yandan, zaman olarak bir sınırlama getirmediğimiz bu dizi sürecinde, konunun uzmanları yanında, bu konuda katkı sunmak isteyen kurum temsilcileri ve kişiler de, bize görüşlerini ileterek, bu dizinin aynı zamanda bir "anayasa forumu"na dönüşmesini sağlayabilirler.

Yücel Sayman, AKP'nin hazırlattığı taslağın daha ilk maddesinden itibaren insanı, demokrasiyi ve özgürlükleri sınırladığına dikkat çekti


Gazetemizin de yazarlarından olan İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yücel Sayman, AKP'nin hazırlatmış olduğu taslağa dair olarak dile getirilen "İnsanı esas alan, özgürlükçü bir anayasa" iddiasının gerçeği yansıtmadığını anlattı. Sayman, AKP'nin taslağının birinci maddesindeki devlet tanımı yerine, Türkiye'deki farklı toplumsal kimlik ve kültürleri de kapsayabilecek bir "demokratik cumhuriyet" tanımı yaptı ve bu konuda kendi hazırladığı maddeyi de öneri olarak dile getirdi.

- Yücel Bey, AKP'nin hazırlattığı anayasa taslağına dair tartışmalarda, hazırlanış yönteminden başlayan eleştiriler var. Taslağın, tartışmaya açılmadan hazırlanmış olması ve hazırlandıktan sonra tartışmaya açılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Genel olarak bakıldığında, yeni bir anayasanın, usul olarak bu biçimde hazırlanmaması daha demokratik olurdu. Birkaç bakımdan. Birincisi, bir kurul tarafından hazırlanıyor. Onun çalışmaları herkese kapalı. O aşamada kimsenin katkıda bulunma hakkı yok. Sonra ortaya bir taslak çıkacak ve onu madde madde tartışacaksınız, cümlesinde oynayacaksınız. Hem bütünlüğü bozulacak, hem de kendi mantıksal düzeni ortadan kalkıyor olabilecek. Sonuçta ortaya konulmuş bir çerçeve var ve onun içinde tartışacaksınız. Yeni bir anayasa böyle hazırlanmaz. Böyle de hazırlanmaması gerekir. Uzun bir sürece yayılmış daha geniş kapsamlı bir çalışma olsaydı daha verimli olurdu. Herkes de kendi düşüncelerini gerekçeleriyle dile getirme imkanı bulurdu. İkincisi, daha geniş bir danışma kurulu tarafından bir anayasa hazırlansa o daha yapıcı olur ve halen de bu yapılabilir.

- 16 Eylül tarihli Evrensel'deki köşe yazınızda, hazırlanmış olan bu taslağın, insanı temel almadığını dile getirmiştiniz. Bunu, taslaktan örneklerle biraz açar mısınız?

- AKP'nin oluşturduğu Anayasa Komisyonu Sözcüsü Dengi Mir Mehmet Fırat'ın basına yansıyan bir açıklaması vardı. "Özgürlükçü ve insanı esas alan bir anayasa" diye sayıyor. Ben taslakta insanı nasıl esas aldığını aradım ve bulamadım. İnsana dair tek bir maddesi var, o da havada kalıyor. Dördüncü maddesi, diyor ki; "Devletin temel amaç ve görevi, insan haysiyetini korumak, kişilerin hak ve özgürlüklerini kullanmalarının önündeki engelleri kaldırmak ve halkın, huzur, güvenlik ve refahını sağlamak suretiyle, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak."

Şimdi bu maddeye şöyle bir baktığınızda, "daha ne istiyorsun, insanı esas almış", diyebilirsiniz ama, benim sorum, neyi esas alıp almadığından çok nereden hareket ettiği. Burada bir devlet var, bizlerin üzerinde, dokunamadığımız, algılayamadığımız, eleştiremediğimiz bir devlet. O nasıl kurulmuşsa kurulmuş. O devlet bize bu imkanları sağlayacak. Peki, insanın özgürlükleri, maddi ve manevi varlığını geliştirmesini sağlamayı işleyiş olarak nasıl yapacak? Birinci maddesinde diyor ki, "Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir." Şimdi, insan bunun neresinde? Peki nasıl olur diye sorarsanız, ben kendimce bir öneri hazırladım. Bence insanı temel alan bir anayasanın birinci maddesi şöyle olabilirdi; "Türkiye devleti, vatandaşlık bağı ile ait oldukları ülke sınırları içindeki toplumu belirleyen ve oluşturan, her dilden, dinden ve ırktan, etnik kökenden, cinsiyetten bireylerin egemenliklerini, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep, bedensel ve cinsel benzeri farklılıklarını koruyarak birlikte huzur ve barış içinde yaşayabilmek amacıyla kurdukları demokratik cumhuriyettir." Dikkat ederseniz, bu insandan hareket eder. Bu toplumu, bireyler olarak bizler oluşturuyoruz. Ve bu toplum içinde egemenliklerimizi de, güçlerimizi de toplumsallaştırarak, bunu bir siyasi yapıya kavuşturuyoruz ve devlet kuruyoruz. Yani biz varız burada. Metin böyle yazılsa, herhalde çok kavga gürültü çıkartır ve belli çevrelerce benimsenmezdi. Ama, insanı temel alan düzenleme, böyle bir düzenleme olabilirdi.

İkincisi, "insan haysiyetini, maddi ve manevi varlığını geliştirmek" gibi aslında bir bütünsellik içinde alınması gereken kavramları, birbirinden kopararak farklı şeylermiş gibi gösteriyor anayasanın bu maddesi. İnsan onuru, canlı varlık türü olarak insanın, bizzat kendini, kendi maddi ve manevi varlığını, kendi emeğiyle, kendi bilgi birikimiyle, kendi düşüncesiyle, kendi mücadelesiyle, kendi üretimiyle geliştirebilme yetisidir. O zaman anayasanın önce bu yetiyi koruyabilecek düzenlemeleri getirmesi, sonra insanın bu yetisini kullanabilmesi için ihtiyacı olan özgürlükleri, hakları sınırsız bir biçimde belirtmesi ve bunların bir devlet yapısı içinde nasıl kullanılabileceğini göstermesi lazım. Ancak o zaman devletin insanı esas aldığı söylenebilir. YARIN: Yücel Sayman ile röportajımız devam ediyor.

HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER SINIRLANMIŞ DURUMDA
Taslak, sosyal haklar, örgütlenme ve grev hakkı gibi temel konulara nasıl yaklaşıyor?
- Hepsi sınırlı. Eskisine göre belki bazılarında değişiklik var. Ancak, siz istediğiniz kadar "temel özgürlüklerin özüne aykırı olamaz sınırlar" deyin. Şimdi nasıl yapacaksınız bunu? Türkiye'nin bir geçmişi var, bu olmuyor. Şimdi bazı şeyleri uygulamaya bırakırken, özgürlükçü bir tanım getirmek lazım. Ben eğer içinde yaşadığım devlette kendi maddi ve manevi varlığımı ifade eden talepleri özgürce dile getiremiyorsam, o zaman nasıl beni esas almış oluyor ki?

AİHS İLERİ BİR METİN DEĞİL
Peki, bu taslak, iddia edildiği gibi özgürlükçü mü?
- Ben tek tek bütün özgürlükleri okudum. Hepsi sınırlanmış. Eski anayasadan farkı ne? Belki sınırlamalar biraz sınırlanmış. "Milli menfaatler, "Kamu düzeni", "Genel ahlak" gibi kavramlar zaten eskiden beri var olan ve özgürlüklerin sınırlanmasına yol açan nedenler. Gerekçe olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) böyledir deniyor. Böyle dendiği zaman zaten çok geri bir noktadan başlamış oluyoruz. Çünkü, AİHS 1950'lerin bir ürünü. O zaman, Sosyalist Blok'a karşı, özellikle Sovyetler Birliği'ne karşı oluşturulmuş bireysel özgürlükleri içeriyor. Ama Avrupa Konseyi'nin her kurucu devleti açısından da bir sınırlama olanağı veren bir metin. Metnin bizzat kendisi ileri bir metin değil, çok demokratik bir metin de değil. Özgürlükler açısından geri bir metin. Ancak, özellikle 1980'lerden sonraki Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemesi'nin verdiği kararlarla daha ileri bir düzeye gelmiştir. Onları yok sayarsanız, geriye kalan metin, anayasa da yapsanız bir işe yaramaz. Zaten yaramadığı açık olduğu için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bunları geliştirdi, her birine yeni yorumlar getirdi.

İkincisi, "insanı temel alır" derken, devlet biçimi olarak eskisine sadık kalınmış ve bir cumhuriyet olduğu söylenmiş. Cumhuriyete tek başına bir devlet biçimi dediğiniz zaman bir anlam ifade etmez. Onun altını doldurmak zorundasınız. Nitekim dolduruluyor, "Atatürk milliyetçiliğine bağlı, insan haklarına dayanan, -insan haklarını temel alan demiyor- demokratik, laik bir devlet biçimi" deniliyor. Yani demokrasiyi devlet biçimi olarak görmüyor ve benimsemiyor bu tasarı. Cumhuriyeti benimsiyor devlet biçimi olarak. Zaten var olan bir sistem bu. Şimdiye kadar yaşadığımız, cumhuriyet ve demokrasi arasında zaman zaman gerginlikler yaratan çelişkiler ortadan kalkmış olmuyor. Son seçimlerde de bunu gördük. Demokrasi duruma göre cumhuriyet için bir tehlike olarak görülebilecek. Tanım, eğer özgürlükçü olacak ise, o zaman cumhuriyet ile demokrasiyi aynileştirmesi gerekirdi. "Demokratik cumhuriyettir" devlet biçimi dese, bütün bu tartışmalar ortadan kalkardı. Az önce verdiğim tanımı dikkate alırsanız, bütün alt kimlik, üst kimlik tartışmalarını da anlamsız kılacaktır, çünkü orada birey zaten kendi kimliği ile vardır.



Ormanlarımız 12 Eylül Anayasası'nı Bile Arayacak(!)
Yücel Çağlar / Bianet: Türkiye'de ormanlar ve ormancılığımız, deyim yerindeyse, anayasal ve yasal düzenlemelerden çektiğini başka hiçbir şeyden çekmemiştir. Çünkü, ülkemizde ormanların tümüne yakını devlet mülkiyetindedir ve 1937 yılından bu yana da devlet tarafından işletilmektedir.

"Devlet ormanı"
Dolayısıyla, ormanlarımızın, daha doğru bir söyleyişle de "devlet ormanı" sayılan alanların daraltılabilmesinin, ormancılık dışı amaçlarla kullanılabilmesinin öncelikli koşulu ve en etkili yolu "uygun" anayasal ve yasal düzenlemelerin yapılması olmuştur.

1950'den sonraki siyasal iktidarların hemen hemen tümü bu yola başvurmuş, "devlet ormanı" sayılan alanlara zarar verebilecek onlarca hukuksal düzenleme yapmıştır. Öyle ki 1980'li yıllara değin iktidar olabilmenin bir koşulu da bu türden düzenlemelerle "orman köylüsü" sayılan yurttaşlarımızın, deyim yerindeyse "kafaya alınması" olmuştur. 1980'li yıllardan sonra ise, bu amaç büyük ölçüde değişmiş; yerli ve yabancı sermayenin turizm, madencilik, tarım, enerji, konut, üniversite vb yatırımları için arazi gereksinmesinin karşılanmasına yönelik düzenlemeler öne çıkmıştır.

AKP'nin 2003 yılında, kamuoyunda "2B Arazilerinin" satılması olarak anılan uygulamalar ve bu arada, devlet orman işletmeciliğinin de özelleştirilmesi için gündeme getirdiği anayasa değişikliği, gerçekte bu yönelimin bir ürünüdür. Bilindiği gibi, AKP İktidarı, başta Sayın 10. Cumhurbaşkanımız olmak üzere kamuoyunun yoğun tepkisiyle karşılaşınca bu girişimini başarıyla sonuçlandıramamıştır.

Ormanlar yabancı sermayeye terkedilecek
Şimdiyse, Prof.Dr. Ergun Özbudun ve arkadaşları tarafından hazırlandığı öne sürülen Anayasa Taslağı'yla bu girişimini bir kez daha gündeme getirmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, bu kez başarılı (!) olacak ve "devlet ormanı" sayılan alanlarımız ve devlet orman işletmeciliğimiz yerli ve yabancı sermaye ile orman işgalcilerinin insafına terk edilecek.

Devlet orman işletmeciliği özelleştirilebilecek!
Anayasa Taslağı'nın 131. maddesinde "Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz ve kanuna göre buralar devletçe yönetilir, işletilir ve işlettirilir" yaptırımına yer verilmiştir. Böylece; "devlet ormanı" sayılan alanların yönetiminin devredilmesi, yerli ve yabancı özel sermaye tarafından her türlü amaçla işletilmesi, olanaklı kılınacaktır. Oysa, bilindiği gibi, 19. Yüzyılın ikinci yarısından 1937 yılına değin sürdürülen bu uygulama, ülkemizin en verimli ormanlarını elden çıkarılmasına yol açmıştır.

Ormanlara zarar verebilecek siyasal propaganda yapılabilecek!
Taslağın anılan maddesinde yalnızca "Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyete müsaade edilemez" yaptırımına yer verilmiş, ancak, 1982 Anayasasının 169.maddesindeki "Ormanların tahribine yol açan siyasi propaganda yapılamaz" yaptırımı çıkarılmıştır. Belki de Taslak'ta yer verilen yaptırımın bu eylemleri de yasaklayabileceği varsayılmıştır.

Bu varsayım gerçekçi değildir; çünkü, "siyasi propaganda" eyleminin hem sorumlularının dokunulmazlığı vardır, hem bu eylemlerin kapsamı çok daha geniştir hem de yol açabileceği orman yıkımları çok daha büyük olabilmektedir. Sözgelimi, Başbakan ile Çevre ve Orman Bakanı'nın seçimlerden önce "2B arazilerinin satılması" konusunu yeniden gündeme getireceklerini açıklaması, bu yıl, son yirmi yılda görülmedik ölçüde orman yangının çıkmasına, orman içine yerleşme ve ormanları tarlaya dönüştürme eylemlerinin artmasına neden olmuştur. Gerçek böyle iken, ne Başbakan ne de Çevre ve Orman Bakanı bu eylemlerinde sorumlu tutulabilmiştir. "Orman" sayılmayabilecek yerlerin amaçları ve kapsamı genişletilecek; 1982-2007 döneminde "devlet ormanı" sayılan alanları işgal edilenler affedilecektir!

Orman işgalcileri ödüllendirilecek
Taslağın anılan maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemenin özellikle iki boyutu, "orman" sayılan alanların sınırsızca daraltılmasına ve her türlü ormancılık dışı amaçla kullanılmasına yol açabilecektir: Dördüncü fıkranın "a" bendine göre; "Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen ve tarım alanlarına veya başka alanlara dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler" her istenildiğinde "orman" sayılmayabilecektir. Oysa 1982 Anayasasının 169 ve 170. maddelerinde bile bu gibi yerlerin yalnızca tarımsal amaçlarla kullanılabilmesi ve orman içinde yaşayan yurttaşlarımızın gerektiğinde yeniden yerleştirilecekleri yerlerde "yararlanmaları na tahsis edilmesi" olanaklı kılınmıştır.

Öte yandan, anılan fıkranın "b" bendine göre ise "23/07/2007 tarihinden önce ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş..." yerler de "orman" sayılmayabilecektir. Bilindiği gibi, 1961 Anayasası'nın 131. maddesinde 1970'li yıllarda yapılan değişiklikle "15.10.1961" olarak belirlenen bu tarihsel sınır 1982 Anayasası'nın 169 ve 170. maddelerinde "31.12.1981" tarihine çekilerek yirmi yıl boyunca ormanları işgal edenler affedilmiş, yaptıkları orman yıkımları, deyim yerindeyse yanlarına kâr kalmıştır. Şimdi bu tarihsel sınır da "23.7.2007" tarihine çekilerek, en azından yirmibeş yıl boyunca işgal edilen orman arazileri işgalcilerine bırakılmaktadır. Ek olarak fıkranın "c" bendinde de, 1982 Anayasası'nda olduğu gibi, "Şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler" de yine "orman" sayılmayabilecek yerler arasında sayılmaktadır.

Taslağın 131. maddesinin yukarıda sözü edilen yerlerin "değerlendirilmesine" veya "satılmasına" olanak veren 5. fıkrasına göre; "Satış veya kullanım hakkı verilmesinde öncelik, fiilen bu arazileri kullananlar veya orman köylülerinin..." olacaktır.


Diğer Yazılar için tıklayınız



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 


 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla