Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


info@minidev.com




Demokratik bir toplumda yaşamak temel haklarımızdan.

Yürürlükteki dayatılmış anayasa ise bu hakkı kullanmamızın yani demokratikleşmenin önündeki başlıca engel. Yürülükteki Anayasa'nın demokratik ve sivil bir nitelik kazanması için kuşkusuz toplumun tümünün mutabakatını almış, sade, değişik vesayet kurumlarının gönlünce yorumlayamayacağı bir niteliğe sahip yeni ve kapsayıcı bir Anayasa ile değiştirilmesi gerekli.
22 Temmuz 2007'de iktidarı neredeyse her iki seçmenden birinin oyu ile yeniden elde eden AKP'nin programında Anayasa değişikliği var. İktidar partisinin samimiyetini, daha önceki yıllarda kurulan Sivil Anayasa Girişimi'nde de çalışan, konusunun en saygın isimlerinden Prof. Dr. Zafer Üskül'ü diğer bazı isimlerle AKP kadrosuna katarak kanıtlama niyetinde.
Tüm bir geleceğimizi ilgilendiren yeni ve sivil bir Anayasa'nın inşası, ülkede köklü bir değişimin dönüşümün temeli olabilir; diğer yandan askerin yaptırdığı ve kendine göre biçimlendirdiği 12 Eylül Anayasasının boyunduruğunun bir bakıma kapanacağını vaad eden bir döneme girmek üzereyiz.
Yeni ve sivil bir anayasa elbette bizi de heyecanlandırıyor. Bu nedenle üretilen düşünceleri dikkatle izliyoruz. Kendimizce yeni bir anayasanın, demokratik, barışçı ve özgürlükçü bir muhteva taşıması için elimizden geleni yapacağız. Bu nedenle izleyebildiklerimizi, önemseyip kayır altında tutmakta yarar gördüğümüz ürünleri okurlarımızla paylaşmaya gayret edeceğiz...


Demokratik bir anayasa nasıl olmalı? (1)
Doç. Dr. Mustafa Şentop - Zaman / 09. 08. 2007
Yargı reformu: Hemen ve şimdi
Dr. Ümit Kardaş -Yeni Şafak / 09. 08. 2007
İlk anayasamızın mantığı duruyor
Avni Özgürel-Radikal / 09. 08. 2007

Demokratik bir anayasa nasıl olmalı?
Doç. Dr. Mustafa Şentop - Zaman:
Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde yaşananların Türkiye'yi yeni bir anayasa fikrine taşıyabilmiş olması büyük bir kazanımdır. Gerçek sorun anayasadadır; bunun fark edilmiş olduğunu umalım. Ancak, siyasi hafızanın çok zayıf olduğu, uzun vadeli programların bulunmadığı, siyasetin günlük aktüalite içinde sürdürüldüğü ülkemizde yeni bir anayasa fikrinin gerçekleştirileceğine dair ciddi şüpheler taşımaktayız; seçimlerden sonra, yeni krizlerle karşılaşılmaz, mevcut krizler de atlatılırsa yeni anayasa başka bir bahara kalabilir. Yine de, böyle bir niyetin ortaya konmasının heyecan verici olduğunu ifade etmek gerekir.

Yeni bir anayasa çerçevesinde ele alınacak pek çok konu vardır. Bu fikrin gerçekleştirilebilmesi de uzun bir süreç içinde mümkün olabilir. Bu sebeple, her konunun bir çırpıda tartışılmasına gerek yoktur. Ama, her şeyden önce, muhakkak tartışılması gereken birkaç temel meseleyi atlamamak gerekir. İlk olarak, ülkemizdeki hukuk ve siyaset sorunlarının temelinde neden anayasanın bulunduğunu ortaya koymak gerekir. İkinci önemli mesele, anayasanın ideolojisinin bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa bu ideolojinin ne zaman ve kimler tarafından oluşturulduğu meselesidir. Üçüncü önemli mesele ise, anayasada devletin yapısı ve işleyişiyle ilgili hükümlerin egemenliğin kaynağı ve kullanılmasıyla nasıl ilişkilendirileceğine dairdir. Bir anayasanın en temel meseleleri bunlardır; işe buradan başlamak gerekir. Aksi halde, anayasa yeni olmaz, sadece adı yeni olur.

Yeni bir anayasaya ihtiyaç var mı?
Mevcut anayasa 1982'den beri yürürlüktedir. Yaklaşık çeyrek asırlık bir süre içinde ülkemizde pek çok siyasi, hukuki, kurumsal sorunlar yaşanmıştır. Anayasanın ilk yürürlüğe girdiği zamanlarda sınırlı siyasete izin verilmesi; siyasi yasaklar; askeri darbeyi yapan konseyin başkanına, sonraki cumhurbaşkanına tanınan olağandışı, özel yetkiler; yirmi yıldır devam eden üniversitelerin yönetimine dair sorunlar; ekonomik hayatın düzenlenmesinde, özelleştirmede hükümetin ve TBMM'nin yetkilerine dair tartışmalar; Milli Güvenlik Kurulu'nun yetki alanının ne olduğu; bağımsız, özerk kurumlar sorunu; cumhurbaşkanının yetkileri ve son olarak da cumhurbaşkanının seçimine dair yaşanan sorunlar, büyüyüp krize dönüşen tartışmalar, Anayasa Mahkemesi'nin yasama organına, Danıştay'ın yürütme organına bir demokratik hukuk devletinde olağan karşılanamayacak müdahaleleri çeyrek asırlık süreçte yaşanan ciddi tartışmalardan ana başlıklardır. Son birkaç aydır cumhurbaşkanı seçimi süreciyle birlikte ortaya çıkan hukuki ve siyasi kriz çok açık bir şekilde göstermektedir ki, Türkiye'de münferit krizler yoktur, siyasi hukuki sorunlar yoktur; topyekün bir anayasa sorunu vardır.

Son birkaç yıla bir daha bakalım. Hükümetin YÖK'le ilgili sorunları, temel olarak Anayasa'daki düzenlemeden kaynaklanmaktadır; kanunu değiştirmeniz bile belli bir çerçeve içinde mümkündür, YÖK hükümetten, "yürütme"den yalıtılmıştır. Cumhurbaşkanının bürokrat atamalarıyla ilgili tutumu, kararnameleri bekletmesi, iade etmesi, aslında Anayasa'da cumhurbaşkanının yetkilerinin düzenlenişindeki muğlaklıktan kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkanının diğer yetkileri de açıkça belirlenmemiştir; "karşı-imza" kuralının istisnaları Anayasa'da açıkça gösterilmemiştir. Son olarak, cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili Anayasa'nın 102. maddesinde, hukuki yorum tekniğiyle uyuşmasa da, Anayasa Mahkemesi'nin yorumlamasına imkan veren bir düzensizlik vardır. Bunun büyük ölçüde, Danışma Meclisi'nden geçen metinler üzerinde Milli Güvenlik Konseyi'nde yapılan değişikler sırasında oluştuğu, maddedeki insicamın bozulduğu söylenebilir. Şimdi ise, seçimlerden sonra oluşacak Meclis'in cumhurbaşkanını ne zaman ve nasıl seçeceği tartışmalıdır; Anayasa o kadar detaycı düzenlemesine rağmen, cumhurbaşkanını seçemeyip de seçime giden TBMM'nin yeniden oluştuktan sonra cumhurbaşkanını nasıl bir süreç içinde seçeceğini düzenlememiştir. Yine Anayasa Mahkemesi'yle ilgili ayrıntılı düzenlemelerine rağmen, Anayasa, "yürürlüğün durdurulması", "yorumlu ret kararı" gibi anayasa ve kanun dışı yetkilerin Mahkemece kullanılmasını engelleyememiştir. Bu liste uzatılabilir; yaşadığımız sorunların temelinde anayasa vardır; Türkiye anayasa kriziyle karşı karşıyadır.

Bir başka açıdan bakacak olursak, Anayasa'nın bizatihi krizlere sebebiyet verecek hükümler içermediğini, krizin anayasa hükümlerinin metninden değil yorumundan doğduğunu söyleyebiliriz. Son krizde, Anayasa Mahkemesi, hukuk sınırları içinde kalarak bir yorum yapmış olsaydı -ki, olması gereken de budur zaten- kriz olmayacaktı; o halde Anayasa'dan değil yorumdan kaynaklanan bir krizle karşı karşıyayız. Yine, cumhurbaşkanının yetkileriyle ilgili Anayasa'nın 104. ve 105. maddeleri birlikte yorumlansa ve cumhurbaşkanının tek başına hangi işlemleri yapabileceği parlamenter sistemin çerçevesi içinde değerlendirilse hükümet - cumhurbaşkanı gerilimi yaşanmayabilecekti; çünkü anayasa "karşı-imza" kuralını 105. maddesinde düzenlemiştir. Bunlar gibi birçok örnekle, krizlerin asıl kaynağı olarak gösterdiğimiz Anayasa'nın aslında masum olduğunu, gerçek sorunun yorumlamadan kaynaklandığını söylemek de mümkündür.

Bu yaklaşım teorik olarak doğrudur. Ancak, bir ülkede yorumlama sorunları istisnai değil, kronik bir hal almışsa, hukuk metinleri yerine yorumlarla bina edilmiş kurallar ikame edilmeye çalışılıyorsa ve bu sürekli yapılıyorsa, o zaman, anayasa gibi bir temel metnin çok muhkem bir şekilde kaleme alınması, yorumla değiştirilme / deforme edilme imkanlarının ortadan kaldırılması gerekecektir. Objektif olarak baktığımızda, temel sorun Anayasa'dan kaynaklanmamaktadır, yorumdan kaynaklanmaktadır; ama hukuk-dışı yorumların kronik hale geldiği Türkiye şartlarından baktığımızda sorunun anayasaya ilişkin olduğu, anayasa metniyle ilgili olduğu düşünülmelidir. Türkiye, yüksek mahkemelerinin yorumlarıyla hükümleri değiştirilemeyecek bir anayasa yapmak zorundadır.

Anayasa sorunu: Anayasanın meşruiyeti sorunu
XIX. yüzyıl başlarından itibaren anayasacılık hareketlerinin temel hedefi, mümkün olan en geniş çerçevede bir mutabakat metni oluşturmaktır. Bu mutabakat devlet ile millet arasında, milletin bütün kesimleri arasında temin edilecek bir mutabakattır. Anayasanın bir "toplumsal sözleşme" olabilmesi için böyle bir mutabakat şarttır. Toplumun veya devletin bir kesiminin hazırladığı, diğer toplum kesimlerine "dayattığı" bir metnin şeklî anlamda anayasa olması mümkündür; ancak gerçek veya fonksiyonel anlamda bir anayasa olduğu söylenebilir mi? Bu tür anayasalara, daha çok sömürge ülkelerinde veya işgale uğramış ülkelerde rastlanmaktadır. Mesela, 1945'ten sonra Japonya anayasasını ABD'li yetkililer hazırlatmışlardır. Türkiye'de de, 1961 ve 1982 anayasaları askeri darbelerden sonra ve darbe yönetimlerinin inisiyatifleriyle hazırlanmış, toplumsal uzlaşma, mutabakat sağlama hedefi gözetilmemiştir. 1961 Anayasası'nı hazırlamak üzere kurulmuş Temsilciler Meclisi'nde siyasi partilere ayrılan kontenjana Demokrat Parti'liler dahil edilmemiştir; halbuki bu parti ülke seçmeninin yarıya yakın oyunu almıştır. Oluşturulan bu meclis, zaten, halkın temsilinden çok "elit"lerin temsilini esas almıştır. 1982 Anayasası'nı hazırlamak üzere kurulan Danışma Meclisi'nin oluşumunda ise "temsil" fikri gündemde bile olmamıştır. Valilerin önerdiği ve Milli Güvenlik Konseyi'nin belirlediği kişilerden oluşturulan bu meclisin anayasayı hazırlama konusundaki yetkisi de çok sınırlıdır; asıl belirleyici olan, darbeyi yapan üst rutbeli beş generalden oluşan Milli Güvenlik Konseyi'dir. Bu iki anayasamızın da hazırlanışında "toplumsal mutabakat" fikrinin bulunmadığını ifade etmek gerekir.

Devamını okumak için tıklayınız

 

 

Diğer Yazılar için tıklayınız



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla