İNSANLIĞIN EN BÜYÜK İKİ DERDİ: FARKLI DİNLER VE FARKLI MİLLETLER Rüstem Batum
Geçtiğimiz haftalarda Mersin'deki bayrak olayıyla başlayan sonra Trabzon'daki
linç girişimiyle ve ülkenin çeşitli yerlerinde irili ufaklı başka olaylarla
devam eden "yükselen milliyetçi dalga" ile ilgili basında çok sayıda yazı
yayınlanmakta ve televizyonlarda programlar yapılmakta.
Okuduğum yazılarda ve yayınlanan TV programlarında olaylara çoğunlukla
siyasi ve sosyolojik açıdan yaklaşılıyor ve aynı şeyler tekrar ediliyor.
Skytürk'te yayınlanan" Rüstem Batum'la Söylenmeyenler" programında biz
de iki hafta arka arkaya bu konuyu ele aldık. Bu yazıda kendi programımda
(konuklara daha fazla zaman ayırmak amacıyla) söz edemediğim bazı farklı
görüş ve inançlarımı sizle paylaşmak istiyorum. Meseleyi bir de sadece
insanî değerler açısından yorumlamaya çalışmanın daha pozitif bir katkı
sağlayabileceğini düşünüyorum.
İnsanlık tarihi boyunca yaşanan felaketlerin en önemli nedenleri insanların
farklı milletlere ve farklı dinlere aidiyeti olmuştur. Düşündüğünüz zaman,
tarih boyunca bütün savaşlar, katliamlar, soykırımlar, talanlar, istilalar
için hep bu iki farklılık bahane edilmiş ve de gelişmemiş insan toplulukları
da hep bu tekrarlanan tuzaklara düşmüştür. Bu farklılıkların "gerçekte"
var olduğunu kabul etmeye ve dünyayı yönetmekte olan para ve güce tapan
grupların propagandalarına alet olmaya devam edersek savaşlar, acı, nefret,
yoksulluk hiç bitmeyecek ve de muhtemelen bu kışkırtmaların, düşmanlıkların
ve savaşların büyümesiyle yakın bir tarihte dünyanın sonu gelecektir.
Dünyayı kurtarabilecek tek düşünce tarzı: Bize doğduğumuz günden beri
pompalanan kendimiz dışında herkesi düşman görme fikrini ve korkusunu
reddederek insanın yaradılışında amaçlanan gerçeği görmektir.
Bu gerçek nedir? 1- Dünyada yaşayan her insan aynı kaynaktan yani Adem ve Havva'dan
üremiştir yani hepimiz "aslında" kardeşiz.
2- Tüm din kitapları Tanrı'nın tek ve aynı tanrı olduğunu söylemektedir.
Bütün dinlerin aynı Tanrının eseri olduğu kabul edildiğine göre hiçbiri
bir diğerinden daha iyi veya daha kötü olamaz. Dolayısıyla, bir dinin
diğerine üstünlüğünü kabul ettirmek için değil savaşmak bu konuyu tartışmak
bile, inançlı olduğunu iddia eden insanlar için, mümkün değildir. Dolayısıyla
dinlerin farklılığı konusunda tartışan ve düşmanlık yaratanların aslında
hiçbiri "gerçek"inanç sahibi olamazlar. Buradan yola çıkarak da din temelinde
düşmanlığı körükleyen kişi ve grupların aslında dine değil sadece dünyanın
kontrolünü hedefleyen grupların çıkarlarına hizmet ettikleri sonucuna
kolayca varabiliriz.
3-Diğer konu olan milliyetçiliğe gelince: Bir an için doğumunuzun
ne kadar tesadüfî olduğunu düşünün (lütfen beş dakika ayırıp bunu "gerçekten"
düşünün). Türkiye'de ve müslüman bir ailede doğacağınıza Yunanistan'da,
Kongo'da, İngiltere'de, İsrail'de ve de Çinli, Kürt, Fransız, Ermeni,
zenci vs olarak da doğabilirdiniz. Aslında bütün bu olasılıklar, istatistiksel
açıdan, Türk doğmuş olma olasılığınızla tamamen eşittir. Eğer farklı bir
ülkede, farklı bir dinde ve farklı bir deri rengiyle doğmuş olsaydınız
bütün Türklerden ve onların temsil ettiği her şeyden nefret mi edecektiniz
ve de eğer aşırı milliyetçi ya da ırkcı olsaydınız bütün bu Türkler'i
(sadece tesadüfen Türk doğmuş oldukları için) yok etmeye mi çalışacaktınız?
Bu hiç aklımdan çıkartmadığım ve sık sık üzerinde düşündüğüm bir konudur.
Bu nedenle de, karşımdaki (tesadüfen) farklı milletten, dinden veya etnik
gruptan olan kardeşim ne kadar haksız olursa olsun, benim için, bizim
dinimiz veya milletimiz sizinkinden daha iyidir / üstündür tartışmasına
girmek akıldan geçirilmesi bile utanç verici ilkel bir davranıştır.
Başkalarına üstünlük iddia etmedikçe, insanın kendi doğduğu ülkeyi, kendi
kültürünü, yemeğini, müziğini sevmesi doğaldır. Her insan / millet kendi
toprağını "gerçek bir düşman" ülke sınırları içine girip saldırdığında
doğal olarak savunur. Bu da insanın en doğal hakkı olan meşru müdafaa
hakkıdır. Bunun haricindeki: (örneğin ABD hükümetinin yaptığı gibi) eğer
bir gün falanca ülke bana saldırırsa, filanca ülke bizim ezeli düşmanımız,
falan etnik kökenli grup ülkeyi bölebilir, stratejik açıdan dünyanın hassas
bir bölgesindeyiz bütün etrafımız düşmanlarla çevrili vs..gibi iddiaların
ya paranoya ya milliyetçi / yayılmacı arzuları kamufle etmeye yarayan
propagandalar ya da ülkeleri devamlı çatışma ortamında tutmaktan çıkar
sağlayan grupların (dünyada her ülkeye milyarlarca dolarlık silah satanlar,
doğal kaynakları ve dünya yönetimini kontrol etmek isteyenler) ve onların
yurt içindeki işbirlikçilerinin işi olduğunu düşünürüm.
Bence bir tek insanın canı bile dünyadaki tüm topraklardan daha değerlidir.
Tarih boyunca bir karış toprak için veya dini inançlar yüzünden milyonlarca
insanın kanının dökülmesi insan denen varlığın "hâlâ" ne kadar gelişmemiş
olduğunun en iyi kanıtıdır. Şimdi üstünde yaşadığımız topraklarda bin
yıllar boyunca kaç tane farklı devlet kurulup yok olduğunu ve tek bir
insanın bile öldüğünde öbür dünyaya bir tek toprak zerreciği bile götüremediğini
ara sıra düşünebilsek toprak için savaşmanın ve insan öldürmenin anlamsızlığı
da ortaya çıkar.
Dünyadaki tüm milliyetçilerin ("diğer"ine tahakküm amacıyla) daima öne
çıkardıkları ülke, millet, dil, din, ırk farklılıkları gibi "insan icadı"
sorunlu kavramlar tüm savaşların, katliamların, eşitsizliklerin ve açlığın
nedenleridir.
Dünyanın daha barışçıl ve yaşanabilecek bir yer olması ve tüm insanların
mutluluğu bu farklılıkların zamanla reddedilmesinde / yokedilmesinde ve
yerlerine sevgi, saygı, adalet, eşitlik, kardeşlik gibi kavramların dünyanın
her köşesinde aynı şekilde algılanabildiği yeni bir inanç sistemi kurmaktan
geçmektedir.
Dünya Tanrı'nın insanlara armağanıdır. Dünya ve üzerindeki her şey sadece
ve sadece yaşamımız boyunca kullanmamız, kardeşce paylaşmamız ve korumamız
için bize verilmiş birer emanettir.
Ancak hepimiz aynı Tanrı'nın yarattığı tamamıyla eşit kardeşler olduğumuzu
kabul ederek, yalnız kendi ülkemizde değil her ülkedeki kardeşlerimizin
(dini, derisinin rengi, cinsiyeti, milliyeti ne olursa olsun) dertlerini
kendi derdimiz olarak görüp, dünyanın her köşesindeki açlık, savaş, ekonomik
eşitsizlik sorunlarıyla mücadele etmeyi becerebilirsek dünyanın bir geleceği
olabilir.
Bu
yazı 24 Nisan 2005 tarihinde Radikal 2'de de yayınlanmıştır.