minidev
DİKKAT ÇEKENLER
AKP ve seçmeninin normalleşmesi üzerine-Cengiz Aktar
                                  
 
Epeyidir bir ‘normalleşme’ lakırdısıdır gidiyor. Anlamı behemehal şu: Türkiye müslüman bir ülkedir. Ülkenin sünnî müslüman çoğunluğu laik tahakküm sonucunda bugüne kadar toplumsal hayattan ve esas ekonomik dünyadan dışlanmıştır. AKP sayesinde toplumsal hayata dâhil olan bu kitleler sermayeyi ancak şimdi biriktirme durumundadırlar. Bu burjuvalaşma süreci boyunca sabırlı olmak, tekrarlanacak hataları mazur görmek gerekmektedir. Ufuk açıktır.
 
Tekerleğin yeniden keşfi
 
Bu yeni burjuvalaşma süreci Türkiye’nin günlük toplumsal pratiğinde şu anlamlara geliyor:   Önce çevre alabildiğine kirletilecek; doğa tepe tepe kullanılacak; tarihî miras hele gayrimüslim cinsinden olursa yol/bina/golf inşası için katledilecek; işçiler her fırsatta dövülecek; kadına korunmaya muhtaç muamelesi yapan muhafazakâr bir cemaat ve aile sistemiyle toplum kontrol altında tutulacak; modernöncesi cemaatçi yardımlaşma ağları siyasetin payandası konumunda işletilecek; hukuk sistemi bu yeni sermaye birikimi ve burjuvalaşmayı engellemeyecek şekilde çalışacak; beğenilmeyen kemalizmden miras kalan envai çeşit tabu başta militarizm olmak üzere olduğu gibi kabul görecek; farklıyı dışlayan milliyetçi ve ataerkil kalıplar sermaye biriktirenler için alesta bekletilecek. Memleketteki tüm fırsatçılara gün doğacak. Zamanla yeni burjuvalar normalleşecek, ihtimamlı ve kültürlü olacaklar. Üç vakitte Türkiye barış ve refahın hüküm sürdüğü bir demokrasi olacak.
 
Normalleşme bu bağlamda çoğunluğun iradesinden çoğulcu özgürlüğe geçmek demek. Ama hemen değil, sindirimden sonra. İşte burada tuhaf bir durum var. AKP ve tabanının normalleşmesi, toplumsallaşması, kendilerine aykırı gelen ferdî, ailevî ve içtimaî hayat tarzlarına, yani tüm azınlık halleriyle birlikte yaşamaya alışmaları, razı gelmeleri demek. Üstelik bu sefer kendileri iktidardayken, yani kemalist tahakküm artık zayıflamışken.  Sorunlu olan bu alışma süreci esnasında çoğunluğa mensub olmayanların tarzlarından, ülkenin de birikiminden taviz vermek zorunda olması. Sade içki meselesi değil bu, yukarıda sayılan durumlar için geçerli bir ‘tekerleğin yeniden keşfi’.
 
Bugüne dek ‘laiklerin’ hasbel kader biriktirdiği sermayenin yanında günahıyla sevabıyla ilkesel bir birikim de oldu. Birey ve toplum hayatını iyileştirmek adına, doğa ile ilişkiyi düzenlemek adına demokratik bir hukuk sistemi var. AB süreciyle iyileştirmeye çalıştığımız bir sistem bu. Bir müddet unutulsun, taa ki yeni burjuvalar onu yeniden keşfedinceye kadar.  
 
Türkiye’nin güdük batılılaşmasına bakarak modernliği sorgulamak ve bunun yerine gelecek yeni bir dinamikten meded ummak tarihi tersten yaşamak demek. Halkın çoğunluğunu oluşturan dindar kitle önce kendisine dayatılmış bulunan batılı modernlikle hesabını kesecek, akabinde baştan başlayarak demokrasiyi ve çoğulculuğu öğrenecek. AKP’nin demokratik misyonu ve toplumsal dinamiğine önem verenlerin dindar kitlenin normalleşmesinden anladıkları herhalde bu.
 
Demokratlığın laikliğe ihtiyacı hiç mi yok?
 
Peki bu yeni burjuvalaşma/normalleşme/demokratlaşmanın itici gücü ne? Dini öne çıkaran, modernliğe taraftar ama muhafazakar bir tarz ve zihniyet. Bu merhaledeki iddia, laikliğin illâ demokratlıkla eşanlamlı olmadığı. Doğrudur laiklik illâ demokratlık değil. Komünist ülkeler  laikti ama demokrat değildi. Ama laikliğin, yani kamunun tüm dinlere eşit mesafede durması ve tüm dinlerin dünya işlerinden olabildiğince uzak tutulmasının demokratlıkla, hele İslâm söz konusu olunca hiç mi ilgisi yok? AKP’nin yaptığı siyasî hatalar, esin kaynağı olan İslamî değerleri dev aynasında ve her derde deva olarak görmesinden kaynaklanmıyor mu? İslam da diğer semavî dinler gibi yeryüzünü izah etme ve ona hükmetme peşinde değil mi?  
 
AKP kendi lügatçesiyle 19. yüzyılvarî fütursuz modernleşmeyi sürdürecek, kredi bulduğu sürece…  
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!