minidev
MEDYADAN
Yeni dalga... -Ahmet Altan
Gittikçe genişleyen dalgalar halinde ülkeye çarpan bir kasırgaya dönüşüyor bu Ergenekon soruşturması.
Son gözaltılara bir bakın.
Eski bir polis şefi, askerî bir yargıç, bir doktor, bir belediye başkanı, bir gazeteci, bir manken...
Sanki toplumun bütün katmanlarına sızmış gibi çete.
Düşünün ki dindarlar, ya da dindar görünenler, bile çıktı örgütün içinden.
Bugüne kadar sorgulananlardan hangisi suçlu hangisi değil bilmek mümkün değil ama o insanların bir şekilde bu çeteyle temasa geçmiş olmaları bile şaşırtıcı.
Örgütün böylesine derinliğe nüfuz edebilmesi tabii akla birçok soru getiriyor.
Bu örgütün böylesine yayılmasına niçin izin verildi?
Kim izin verdi?
Devletin içinde nerelere kadar uzanıyor bu yapı?
Örgütün hareketleri ilk fark edildiğinde neden sessiz kalındı?
Bugün bu kararlı operasyonlar, AKP’nin “gündemi değiştirme” arzusuna bağlanıyor.
Doğrusunu isterseniz ben pek öyle düşünmüyorum.
Bana sorarsanız, eğer AKP bu operasyonları durdurmaya kalkarsa o da gider.
Çünkü bütün bu olanlar sadece Türkiye’nin kendi kararı ve arzusu gibi gözükmüyor bana.
Sanki yeni, çağdaş, demokrat bir müttefik isteyen gelişmiş dünya da bu “temizliği” kuvvetle destekliyor.
Yanılıyor olabilirim ama olanları izlerken hep bir “dünya operasyonu” izliyormuşum izlemine kapılıyorum.
AKP, bunun önünü kesmemek ferasetini gösteriyor sadece.
Belli ki artık bu “kasırga” durmayacak.
Devlet ve toplum temizlenecek.
Buna gittikçe daha çok inanıyorum.
Neredeyse sekiz yıl önce bir polis şefi tarafından kayıtlara geçirilen bir örgüt bu.
Gerçi, bugün kendisi de zanlılar arasında bulunan o polis şefi o kayıtları resmileştirmeyip saklamış ama onun öğrendiğini devletin diğer birimlerinin bilmediğini düşünmek çok mümkün değil.
O zamanlar kimse kımıldamamış.
Bugün ise kimse dalgaların önünde duramıyor.
Belki de bu cumhuriyet kurulduğundan beri ilk kez “derin devletten” arınmış ya da en azından onu asgariye indirmiş bir devlette yaşayacağız Ergenekon tümüyle saf dışı edildiğinde.
Bir siyasi cinayet işlendiğinde ve katil yakalanmadığında güvenle “derin devlet yapmıştır” demeyeceğiz.
Dahası, belki de artık bizde hiç öyle suikastlar olmayacak.
Bombalamalar, saldırılar, suikastlar sona erecek.
Böyle bir Türkiye tahayyül edebiliyor musunuz?
İtiraf edeyim ki ben biraz zorlanıyorum böyle bir ülke olabileceğimizi hayal ederken.
Ama ilk kez bir “ümitle” karşılaştığımızı da seziyorum.
Susurluk böyle olmamıştı.
Üç polisi yakalayıp durmuşlardı.
JİTEM’in varlığı resmî ağızlarca inkâr edilmişti.
Bugün JİTEM mahkeme kayıtlarına geçti, resmîleşti.
Birçok “itirafçı” o örgütle birlikte işledikleri cinayetleri anlattı.
Sanırım Ergenekon soruşturması “güneydoğuya” doğru kaydıkça, oralarda Kürtlere yapılanları soruşturdukça JİTEM’in adını daha çok duyacağız.
Bu örgütle Ergenekon arasındaki muhtemel bağlar daha net çıkacak ortaya.
Güneydoğu’da nasıl bir “ağ” kurulduğunu açıklıkla göreceğiz.
“Vatanseverlik” ile “uyuşturucu kaçakçılığı” arasında bir ilişki var mı, anlayacağız.
“Devlet için” sözünün nasıl zaman içinde “çete için” sözüne dönüştüğünü kavrayacağız.
Ne kadar “kirlendiğimizi” fark etmek herhalde dehşete düşürecek bizi.
Bugün hâlâ Ergenekon örgütünü küçümsemeye, onu koruyabilmek için bütün bu operasyonları “siyasi bir hesaplaşma” gibi sunmaya çalışanlar, umarım biraz utanacaklar eğer becerebilirlerse.
Genel başkanının kendini “Ergenekon’un avukatı” ilan ettiği CHP’nin dürüst üyeleri de herhalde epeyce şaşıracaklar.
Türkiye ağır bir hastalığa yakalanmış bir ülke.
Kendi bünyesinde, kendi arzusuyla bir “kanser” üretmiş bir ülke.
Şimdi kendi kendini tedavi etmeye uğraşıyor.
Biz de her gün kanserin nerelere kadar yayıldığını izliyoruz.
Aslında bütün siyasi partilerin elbirliğiyle bu işin üstüne gitmesi gerekirdi.
Çünkü Ergenekon “siyasetin” varlığına karşı bir örgüt.
Siyasi partilerin bir kısmının Ergenekon’a sahip çıkması ya da bu konuda sessiz kalması bile hastalığın ağırlığını gösteriyor.
Çetenin siyaseti de etkilemeye başardığını anlıyoruz bundan.
Zaten etkilemediği hiçbir kesim kalmamış.
Bundan sonra bu kasırga kolay kolay dinmez gibi geliyor bana.
Nedense bu son “dalga” bende böyle bir duygu uyandırdı.
Bu iş genişleyecek.
Herkesin buna göre hesap yapması gerekir.
Napolyon’un mealen hatırladığım bir sözü var:
“Bir gelişmenin arkasında giden önemsiz biri olur, ortasında giden uyumlu biri olur, önünde giden lider olur, karşısına çıkan ise ezilir.”
Türkiye temizlenmeye doğru gidiyor.
Kirliliği savunanların Napolyon’un sözünü unutmamalarında yarar var bence.
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!