minidev
DİKKAT ÇEKENLER
12 Eylül vicdan mahkemesi ve İddianame
12 Eylül Vicdanlarda Mahkum Edildi

Darbeye Karşı 70 Milyon Adım Girişimi'
nin düzenlediği ve dönemin Milli Güvenlik Konseyi (MGK) üyesi generalleri Kenan Evren, Sedat Celasun, Nurettin Ersin, Tahsin Şahinkaya ve Nejat Tümer'in simgesel olarak yargılanmasını amaçlayan "12 Eylül Vicdan Mahkemesi" dönemin tanıklarının da katılımıyla gerçekleşti. 12 Eylül'ün 28. Yıldönümünde Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsünde yapılan toplantıya yaklaşık 300 kişi katıldı.

Mahkeme başkanı avukat Fethiye Çetin, açılış konuşmasında, 12 Eylül darbesini yapanların, bireylerin vicdanlarında mahkum edilmesi için geçmişle yüzleşmek gerektiğini, bunun ise ancak, toplumun aktif katılımıyla oluşturulacak kapsayıcı çözümlerin kalıcı hale getirilmesiyle mümkün olacağını söyledi. Ben ilk iddianameyi ve Küresel Eylem Grubundan Meltem Oral da yazar Ahmet İnsel'in hazırladığı ikinci iddianameyi okudular. Daha sonra dönemin tüm acılarını, hak ihlallerini bizzat yaşayan 12 tanık dinlendi. Yargılamaya konuk olarak katılan Yunanistan'da Albaylar Cuntasının devrilmesiyle sonuçlanan Politeknik Üniversitesi ayaklanmasının öğrenci lideri Dimitrious Papachristou, sembolik yargılamanın çok önemli olduğunu, tarihin kendi yargılamasını yaptığını, şimdi bunun Türk halkına açıklanması gerektiğini kaydetti.

Son olarak Mehmet Ali Alabora, Harun Tekin, Yıldıray Oğur, Karin Karakaşlı ve Rojin Ülker'in de bulunduğu 8 kişiden oluşan mahkeme heyeti, kararını açıklayarak "sanıkların, 12 Eylül'de askeri müdahale yaparak, Anayasa'yı ihlal etme suçunu işledikleri"ni belirttiler.

Kararda, sanıkların insanlığa karşı suç işledikleri de vurgulanarak."Bugün onlara verilebilecek en büyük cezanın, demokratik bir Türkiye için çalışmak ve darbeciler tarafından yapılmış anayasayı çöpe atıp, yeni ve demokratik bir anayasa yapmak olduğuna karar verilmiştir. Türkiye toplumu adına, 1980 darbesini yapanların tarih önünde, dünya ve Türkiye kamuoyu nezdinde sonsuza kadar itibarsızlaştırılmaları kararlaştırılmıştır" dendi.

Vicdan Mahkemesinin, darbecilerin yargılanmasını engelleyen, Anayasanın Geçici 15. maddesinin kaldırılmasının önünü açacağını umarak Tarafımdan okunan iddianamenin tam metnini aşağıda sunuyorum.



(12 Eylül Vicdan Mahkemesi, 12 Eylül 2008, İstanbul Bilgi Üniversitesi)

İDDİANAME

Bugün Türkiye'nin önündeki dertlerin ortadan kaldırılması için önce ana sorunların tespiti gerekiyor. Bunun için de 12 Eylül 1980 öncesine gitmek ve bu süreç içinde meydana gelmiş olayların ve bu olayların aktörlerinin profilini çizmek gerekir. Aksi takdirde bugün içinde bulunduğumuz halin teşhisini koyamayız. O zaman tedavi de imkansızlaşır.

Şimdi filmi biraz geriye saralım ve yalnızca 12 Eylül'ün değil bugünün de suçlularını tespit edelim.

12 Mart'la yarım kalan darbe süreci yetmemiştir. Bu 12 Eylül 1980'le sonlandırılmalıdır. Bunun için de 1975'den itibaren yeni plan devreye sokulur. Ve 1979'da düğmeye basılır.

O yıl, ekonominin iyileştirilmesi için zamanın Başbakanı Süleymen Demirel, Turgut Özal'ı Başbakanlık Müsteşarı olarak atar. Özal, bu gidişatın düzeltilmesi için IMF ile görüşmelere oturur. İlk anlaşma devalüasyon üzerinedir. IMF, TL'nin dolar karşısındaki değerinin 48 TL'den 60 TL'ye indirilmesini ister. Süleyman Demirel'den tam yetki alan Özal, 60 TL'yi yeterli görmez bunu 70 TL'ye indirir. Bu görüşmelerden Bakanlar Kurulunun haberi yoktur. İstenen yalnızca devalüasyon değildir. Bununla birlikte kemerlerin iyice sıkılması da gerekecektir. Her zaman olduğu gibi kemeri sıkılacak kesim bellidir. Ekonomi, işçi ve emekçi sınıfının sırtından düzeltilecektir.

Süleyman Demirel - Turgut Özal çifti tarafından Ekonomi IMF'ye yani ABD'ye teslim edilirken bu politikanın önündeki en büyük engel demokratik düzen ve sendikalardır. Yani demokrasi ortadan kaldırılmalı, işçi/emekçi örgütlenmeleri etkisizleştirilmelidir.

Özal, Askerlere iki kez brifing verir. Ona göre, kemer sıkılmaz ise, OYAK dahil sermaye tümüyle çökecektir. Durduk yerde parlamenter düzen ortadan kaldırılamayacağından öncelikle halkın "tek çarenin darbe olacağına" dair ikna edilmesi gerekecektir. Bu süreç içinde Türkiye kan gölüne çevrilir. Tahsin Şahinkaya ABD'ye gider. Son talimatlar alınmıştır. ABD, yani IMF darbeye yeşil ışığı yakmıştır.

12 Eylül'ün yapımcıları, 24 Ocak kararlarının dikte ettirilmesi için ile Türkiye'yi faşizm için dikensiz gül bahçesi haline getirilmesine karar vermişlerdir. Dikensiz gül bahçesinin dizaynı için başlıca iki aracın kullanılması gerekmektedir. İlk önce İşçi sınıfının ve onun sendikal örgütü DİSK'in ve tüm muhalefetin ortadan kaldırılması gerekmektedir. İkinci olarak tarihsel bir görev de yerine getirilmeliydi. Etnik temizlik gerekiyordu. Karar verildi: Bu ülkede yaşayan herkes Türkleştirilecekti.

Yani 12 Eylül, bir kuyumcu titizliği ile planlandı, yürütüldü. Adına "Faili meçhul" denen bir çok propagandif cinayetten sonra ilk kitlesel kıyım, 1 Mayıs 1977'de gerçekleştirildi. O zamanki Sular İdaresi binasından ve bugünkü Marmara otelinin balkonundan açılan çapraz ateşle Taksim Meydanı kan gölüne çevrildi. Dönemin ana muhalefet lideri Bülent Ecevit endişelerini Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e şöyle anlatıyordu:

"…Elimde kanıt yok ama bana öyle geliyor ki, Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantıları, onun içinde yer alan ömür boyu görevli bir takım siviller bunu yapmış olabilir…"

Katliamdan 28 gün sonra yani 28 Mayıs 1977'de Bülent Ecevit'e Çiğli Havalimanında suikast girişiminde bulunuldu. Ecevit kendisine namlu tutan elin bir sır olarak kaldığını şu kelimelerle anlatıyordu:

"…silah bana ve eşime yönelmişti. Ama o kargaşa içinde bir arkadaşımız yaralandı. Yaralama o zamana kadar bilinmeyen küçük bir füze ile yapılmıştı. İçinde kimyasallar vardı. Silahı tutan polis serbest bırakıldı. Daha sonra bu silahın Türkiye'de bulunduğu, ancak özel izinle kullanılabileceği söylendi…"

1978'den sonra bir dizi kıyım başlatıldı. 16 Mart katliamında öğrenciler, Sivas ve Kahramanmaraş katliamlarında yüzlerce yurttaş öldürüldü. 1978'de o yer Yurtiçi Bölge komutanı Kemal Yamak'tı. Aynı subay, 1976 yılında Özel Harp Dairesi Başkanlığı'nda bulunmuştu. Aynı kişi, Cunta tarafından 12 Eylül'den sonra 7. Kolordu ve Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanlığı'na atanmıştı. Tahribatı bu günlere kadar süren Diyarbakır Cezaevi Cehennemini yaratmak için Esat Oktay Yıldıran Diyarbakır Cezaevin Komutanlığına getirildi. Bu süre zarfında yani 1981-1984 yılları arasında bu cezaevinde öldürülen Kürt yurttaşların tam sayısı hala bilinmiyor.

1 Şubat 1978'den 12 Eylül 1980 tarihine kadar Türkiye'de propagandif siyasi cinayetlerin sayısı da hala tam olarak bilinmiyor.

Bilinenler ise Türkiye'nin nasıl yönetilemez bir hale getirildiğinin kanıtını teşkil ediyordu: Abdi İpekçi, SBF Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Ümit Yaşar Doğanay, Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil, TRT başyapımcısı Ümit Kaftancıoğlu, Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Kemal Türkler ve daha niceleri

Amaç belliydi. Türkiye yönetilemez bir hale getirilmeliydi. Darbeye meşruiyet kazandırılmalıydı.

12 Eylül 1980

24 Ocak kararlarının tam olarak uygulanması darbenin ilk amaçları arasındaydı. Onun için önce DİSK kapatıldı. Bütün grevler yasaklandı. Hak ve hukukun başlıca savunucularından İstanbul Barosu Başkanı Orhan Apaydın, Barış Derneği soruşturması gerekçe gösterilerek tutuklandı. Üniversitelerdeki aydın hocaların görevlerine son verildi. İlerici, devrimci kamu çalışanları görevlerinden "bir daha kamu hizmetinde çalışamayacak" şekilde uzaklaştırıldı.

11 Eylül 1980 tarihine kadar yasal STK'lar yasadışı hale getirildi. Tüm siyasi partiler kapatıldı. Sağ sol ayrımı yapılmaksızın bu partilerin başkanları ve yöneticilerinin bir kısmı Zincirbozan'a diğerleri cezaevlerine kapatıldı. Sansür 1402 sayılı yasa ile kanunlaştırıldı.

Resmi kayıtlara göre:

23.700 dernek kapatıldı.

14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.

Adına kuşkulu ölüm denen işkenceden 144 kişi öldürüldü.

3800 memur işten çıkartıldı.

120 üniversite hocası görevinden alındı.

O tarihe kadar adli ve siyasi olarak hükmü kesinleşen ölüm cezası mahkumlarının idamlarına başlandı. Üç yıl içinde 50 kişi idam edildi. Yasalara göre çocuk sayılan Erdal Eren, yaşı büyülterek idam edildi. Binlerce kitap dergi yasaklandı. Bunları yanlarında bulunduranlar cezalandırıldı. Kitabın çok tehlikeli bir şey olduğu toplumsal algıya kazındı.

İşkence, 12 Eylül yargılamalarının temel unsuru haline getirildi. SYNT Komutanları tarafından atanmış yargıçlar darbenin payandası haline getirildi. Bu yargıçlara periyodik brifingler verildi.

1402 sayılı Sıkıyönetim Yasasıyla gözaltı süresi 3 aya kadar çıkartıldı. Bir şekilde işkence ve yargısız infazlar nedeniyle haklarında dava açılan polislerin tutuksuz yargılanacağına dair hükümler getirildi.

Tutukevleri, işkencehane haline getirildi. Başta Diyarbakır Ceza ve Tutukevi olmak üzere Mamak, Metris ve diğerleri direnişlerin ve işkencenin merkezi oldu.

Tüm Sıkıyönetim Askeri Cezaevlerinde, İstiklal Marşı ve Atatürk kişiliği işkencenin orijini haline getirildi.

Diyarbakır cezaevi, Türkleştirme çabalarının merkezi haline getirildi. Amaç bu ülkede yaşayan herkesin Türkleştirilmesi idi. Bunun için hedef bölge Güneydoğu Anadolu topraklarıydı. Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına karşı TCK'nın 76. maddesiyle yasaklanan soykırım uygulandı.

Diyarbakır Cezaevi'nde gerçekleştirilen cehennem ortamının bir numaralı sorumlusu Kemal Yamak, o dönemin savunmasını yaparken anılarında şöyle diyordu:

"…ama unutulmamalı ki Diyarbakır cehennemi diye tanıtılan yer bir Sıkıyönetim Askeri Cezaevi'ydi. Uygulanması gereken kurallar ve alınması gereken tedbirler vardı. Bunları yerine getirmek cehennem yaratmak ise, bu cehenneme gelmemek, düşmemek ve suç işlememek suretiyle dışarıdaki cenneti seçmek onların elinde idi…"

Kemal Yamak, Cuntanın iradesi doğrultusunda, "Kürt'leri Türkleştirirken", ülkenin diğer cezaevlerinde ise, Türk-İslam sentezi öğretisi, yanına Atatürkçülüğün 12 Eylül versiyonunu da alarak ülkeyi cehenneme çevirmeye başlamıştı.

Bu süreç içinde tabii ki bir de Anayasaya ihtiyaç olacaktı. Bu Anayasa, toplumu 12 Eylül ideolojisi ile dizayn edecekti. Anayasa, darbe suçlularını da korumalıydı. O dönemki, yasalara da ilelebet yasallık sağlanmalıydı. Ve topluma bir deli gömleği giydirildi.

* 12 Eylül faşizminin en büyük korkusu özgür düşünce idi. Bütün dünyada özgür düşüncenin bir tek yuvası vardı. O da Üniversite idi. Üniversiteyi siyasi iktidara bağlamak gerekiyordu. YÖK kuruldu.

* Güçlü devlet iradesiyle güçlü siyasi parti kavramları birbiriyle çelişki yaratıyordu. O zaman SP'leri güçsüz kılmak gerekiyordu. Bunun biricik yolu ise SP'lerin toplumla olan bağlarının kesilmesiydi. Yapılacak şey belliydi. Partilerin gençlik ve kadın örgütlenmeleri yasaklanmalıydı. Bu da yetmezdi, partileri tek adam sultası altına sokmak gerekiyordu. Siyasi Partiler Kanunu buna göre kaleme alındı.

* Kişi hak ve özgürlükleri öyle düzenlenmeliydi ki, istendiği zaman ortadan kaldırılabilmeliydi. O zaman istisna olması gereken sınırlamalar olabildiğince artırılmalıydı. Sonunda "hak" istisna, "sınırlandırma" kural haline getirildi.

* Diyanet İşleri Başkanlığı, anayasal bir kurum olarak genel idari kurum haline getirildi. Ve buna çok önem verildi. Bu kurumun genel idare teşkilatından çıkarılmasını istemek parti kapatma nedeni sayıldı.

* Mevzuat piramidi baş aşağı çevrildi. Cuntanın seçtiği Danışma Meclisinin tasarrufları ile Cuntanın Anayasası arasında çelişki olduğunda, Danışma Meclisinin tasarrufları esas alınacaktı.

* 1983 yılına kadar yapılmış olan Danışma Meclisi tasarrufları Anayasa Mahkemesi'nin denetimi dışına çıkarılacaktı. Bu tasarruflar Anayasaya aykırı bile olsalar, Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açılamayacaktı.

* Ve darbeciler sonsuza kadar yargıdan muaf olacaklardı.

* 12 Eylül çetesinin başı Kenan Evren aynı referandum ile kendisini Cumhurbaşkanı seçtirecekti.

Bu Anayasanın yürürlüğe girmesi için de referandum yapılacaktı. Tabii ki referandum öncesi bu anayasanın halka tanıtımı da yapılacaktı. Ama bu tanıtım ancak "evet oyu' lehine olacaktı. Aleyhe konuşma ise yasaktı. Cezası da bir sıkıyönetim bildirisi ile getirildi. Aleyhe propoganda hapis cezasını gerektiren bir suç oluyordu.

Şeffaf zarflar içinde yapılan oylama sonucunda Anayasa yürürlüğe girdi. Darbenin lideri Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı oldu.

Milletvekili Seçimi Kanunu ile %10 baraj getirildi.

SPK ile siyasi partilerin toplumla bağları kesildi, tektipleşmeleri sağlandı. YÖK ile, Üniversitelerin bilimsel özerkliği ortadan kaldırıldı. Grev ve Lokavt Kanunu ile işçi sınıfının örgütlülüğüne en büyük darbe indirildi. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ile bu hakkın için boşaltıldı. Din dersi mecburi dersler arasına sokuldu.

HSYK Kanunu ile DGM Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanunu ile yargı bağımsızlığı ortadan kaldırıldı.

Tek tip insanlardan oluşmuş yeni bir toplumun dizaynı amaçlandı. Bunun için de Türk İslam sentezi tüm kurum ve kuralları ile toplumun üzerinde baskı kuracaktı.

12 Eylül Faşist darbesi, darbeciler ve onların işbirlikçileri tarafından 1980 tarihinden çok önce planlanmıştır. Amaçlanan önce faşist bir yönetim kurmak ve daha sonra militarizmi bir vesayet rejimi olarak toplumsal bilince kazımaktır. Bu nedenle suç işlemişlerdir.

12 Eylül darbecileri, kendi dönemlerinde koydukları zorunlu din dersleri ile açtıkları imam hatip okullarıyla, besledikleri artık sabit olan Hizbullah ve benzeri terör örgütleriyle laiklik ilkesine en büyük darbeyi vurmuşlardır. Bu nedenle suç işlemişlerdir.

12 Eylül darbecileri ırkçı saldırıları nedeniyle Kürt sorununu içinden çıkılmaz bir hale getirmişlerdir. Bu nedenle suç işlemişlerdir.


Buraya kadar 12 Eylül Cuntasının işlemiş oldukları suçlardan ancak bir bölümü anlatılmıştır. Diyarbakır Cezaevi Cehenneminden sağ ve sağlıklı çıkabilmiş bir yurttaş şöyle demişti: "Diyarbakır Cezaevi anlatılamaz, yaşanır." 12 Eylül süreci için de aynı şey söylenebilir: "O anlatılamaz ancak yaşanır."

Biz yaşayıp anlattık. 12 Eylülcülere onları mahkum ettiğimizi en sağırların bile duyabileceği şekilde bildirebilirsek; inanıyoruz ki, hem bu günün sorunlarının çözümü yolunda sağlam bir adım atacağız, hem de bu topraklarda bu acılar artık yaşanmayacak. Karar ve tercih hepimizin


Bu metini aşağıdaki web sitesinden de okunabilir.
http://www.katilimciavukatlar.org/
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!