minidev
DİKKAT ÇEKENLER
Gürcistan savaşı öğretileri-Cengiz Aktar
                                                    
Sovyetlerin dağılması sonrasında özellikle Kafkasya’daki statüko ‘Ne savaş ne barış’tır.   Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan’daki ayrılıkçı fiilî durumların zaman içerisinde küflenip unutulması üzerine bina edilmiş bu siyaseti değiştirmeye çalışmak bölgenin kabadayısı Rusya ile karşı karşıya gelme anlamını taşır. Rusya’nın kulu ama Gürcistan yurttaşı ayrılıkçı Osetleri 2003’ten bu yana özerklik konusunda ikna edemeyen Gürcü hükümeti bu maceraya girişti ve Osetya’nın merkez kenti Çinvali’yi alıverdi. Ama beşinci günün sonunda ateşkesle birlikte hem Çinvali’den çekildi hem de kendi çapında büyük zarar gördü.
 
Gürcistan
Gürcistan’da Saakaşvili’nin yönetimi sütten çıkmış ak kaşık değil. Diğer Kafkas ülkelerinden bir gömlek daha az kötü otoriter yönetim Osetya macerası öncesi içeride zordaydı. Ancak bugüne dek ayrılıkçı Abhaz ve Oset’lerin kışkırtmaları karşısında çok temkinli bir politika izliyordu. Bu sefer illâki ABD’nin bilgisi dahilinde müdahale kararı aldı. Bu ilk bakışta ABD’nin tuzağı veya ileri karakol konumundaki Gürcistan’ı Rusya’ya karşı kullanması olarak algılansa da sonuçta kazanan belki Rusya değil, Gürcistan. Ezelî düşman Rusya’nın fütursuz davranışı karşısında Gürcüler Saakaşvili etrafında kenetlendi. Gürcistan mal ve can kaybına uğramış olsa da Batı’nın ilgisine mahzar oldu. Rusya’nın saldırısı, sınırları muğlak olsa da NATO’ya alınması konusunda tereddüt eden Almanya ve Fransa’nın tavrını olumlu  etkileme potansiyeli taşıyor. Gürcistan’ın Sovyetlerin dağılmasıyla kurulan Rusya’nın nüfuz alanı Birleşik Devletler Topluluğu’ndan çıkma kararı alması ve Rusya’yı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne şikâyet etmesi köprülerin hızla atıldığı anlamına geliyor.
 
Rusya
 
Putin’le birlikte emperyal reflekslerine geri dönen Rusya’nın Soğuk Savaş’ın sonundan bu yana ilk kez kendi toprağı dışında güç kullandığına şahit olduk. Bu Batı’ya ve bütün dünyaya mesaj niteliği taşıyan çok önemli bir gelişme. Rusya’nın epeyidir varolan sert retoriği fiiliyata dönüştü. Osetlere Rus pasaportu dağıtarak o bölgeleri fiilen işgâl etmiş bulunan Rusya bariz saldırıyı, alay edercesine ‘barış operasyonu’ olarak pazarladı. Bölgede kendi toprağı dışındaki ülkelerin maruz kaldığı ayrılıkçı hareketlerin hâmisi olmaya devam edeceğini ve bunu için savaşmaya hazır olduğunu ilân etti. Batı’nın bu resti görmemesi mümkün değil. Gelecek hafta yapılacak olağanüstü NATO toplantısı bu anlamda çok önemli.
 
Batı dünyası
 
Krizde AB ABD ile eşgüdüm halinde çalıştı. Avrupalılar için mukaddes yaz tatilini kesmek zorunda kalmak, arabuluculuğa bayılan Sarkozi’ye hiç sorun olmadı. Fransa, AB Dönem başkanı sıfatıyla mekik dokudu ve Rusya’ya her türlü tavizi AB adına vererek kanamayı şimdilik durdurdu. Anlaşmada Gürcistan’ın toprak bütünlüğünden söz edilmiyor. Taraflarca kabul gören bu altı maddelik anlaşmaya Rusya’nın ne kadar uymaya hazır olduğu ise meçhul. Ayrılıkçı bölgeler sorununda AB dahil yeni müdahil taraflarla masaya oturmaya, Gürcü askerinin AGİT tarafından 1992’de kotarılan ateşkes sonucu Çinvali’deki varlığının devamına, diğer yanda oluşturmakta olduğu tampon bölgelerden çıkmaya ne kadar razı olacak belli değil.
 
Türkiye
 
Türkiye’ye gelince, devlet erkânı ‘devrede’ ama tatildeydi. Savaş bitince işin vahametini kavrayıp yollara düştüler. Türk hükümetinin Putin’e ‘yapma etme, barışı kolla’ diyecek hiç ama hiç ağırlığı yok. Tıpkı İran’ın nükleer gücü elde etme inadı konusunda diyecek sözü olmadığı gibi. Üstelik üçe bölünmüş Gürcistan toprağında ne barışı? Kaldı ki Türkiye bu ‘Beş gün savaşı’nda Rusya’nın gözünde taraf. Gürcistan ile olan her anlamda iyi ilişkileri yüzünden. Türkiye kimin yanında olduğunu açıkça söyleyebilmeli. Gürcistan’ın artık daha da acil olan NATO üyeliği konusunda aktif olabilir. Ayrıca, maharet geçen Çarşamba yapılan AB Dışişleri Bakanları olağanüstü toplantısında AB adayı ve bölge ülkesi sıfatıyla yerini alabilmekti. Ali Babacan’ın aklına bile gelmemiştir.
 
Türkiye açısından önemli bir sonuç da Rusyaseverlerin AB’ye ve genelde Batı’ya alternatif olarak gördükleri Rusya ile tıpkı ABD gibi, neden müttefik olunamayacağını kavramış olma olasılığı.
 
Toprak bütünlüğü ilkesi ve hak talepleri
 
Bu savaştan çıkarılacak bir ders daha var. Soğuk Savaş yıllarının ‘ülkelerin toprak bütünlüğü’ ilkesi 1989’dan bu yana hem AGİT bölgesinde hem dünyanın başka yerlerinde delindi. Artık 1914 tarihli ‘halkların kaderlerini tayin hakkı’ yani ‘Wilson ilkeleri’ revaçta. Pek çok yerde fiiliyattan hukuken ayrılma/bölünmeye gidildi. Yugoslavya bu yeni duruma en iyi örnek. Ancak çok darbe almış olmasına rağmen şimdilik bu ilkeden daha iyisi yok. Dünya devletleri halkların istekleri yönünde bölünse yapılan hesaplara göre ortaya 1300 civarında devlet çıkarmış.
 
O yüzden en mâkul formül AB gibi ulussonrası bölgesel bütünleşme süreçleri. Hak talepleri en kalıcı biçimde bu tip yapılarla tatmin ediliyor. Üç Kafkas ülkesinin Türkiye’nin AB üyeliğine son derece sıcak bakmasının nedeni tam da bu dinamiğe komşu olma istekleri. 2000’de Süleyman Demirel tarafından ortaya atılan ‘Kafkas Paktı’ ise hâlâ içi boş bir kavram olsa da gelecek vadeden bir girişim. Bu çerçevede, Türkiye’nin civar ülkelerle kurduğu ekonomik ilişkiler kalıcı ve yapıcı oldukları ölçüde önemli. Hedef, telefona sarılıp ikide birde devreye girme sevdası yerine bu ilişkilerin pekiştirilmesi olmalı.
 
Ancak bölgenin hatırı sayılır ekonomik gücü olmanın icap ettirdiği eşitlik ilkesi şimdilik uygulanmıyor. Örnek: Ermenistan’ın ekonomik olarak tecridi ve böylece Rusya’ya mahkum edilmesi. Yani söylemekle olmuyor.
 
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!