minidev
DİKKAT ÇEKENLER
Birinci Cumhuriyet-Mehmet Altan

Gerçek bir hukuk devletinde...

Gerçek bir demokraside…

Dudak uçuklatan bir kabustan farkı olmayan Ergenekon iddialarının zerresine rastlanır mı?

Üstelik bu kanlı çeteleşme yeni de değil…

Sistemli ve köklü.

Ergenekon deşilince ardından bir önceki basamak olarak ne çıktı?

Susurluk...

 

* * *

O zamanlar Susurluk teşrih masasında iyice incelenmiş olsaydı Ergenekon çıkar mıydı?

Çıkamazdı.

Galiba, önce Susurluk'u yeniden bir hatırlatmakta fayda var.

On yıl önce patlak veren ve yukarıdaki haberde kendisine atıfta bulunulan esas Susurluk Skandalı neydi?

İsterseniz bunu da TBMM’deki Susurluk Komisyonu’na ifade veren o dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı’nın ifadesinden öğrenelim:

‘Neticede PKK’nın ve diğer örgütlerin destekçisi aktif unsurların susturulduğunu, daha sonra faaliyet gösterilecek zemin kalmayınca resmi görevli ve sivil kişilerden teşekkül ettirilmiş olan bu grupların kendilerine menfaat temini uğruna mafya türü birtakım yasadışı faaliyetlere giriştiklerini...

Bu grupların Emniyet, MİT ve JİTEM içerisinde ayrı ayrı oluştuğunu, Emniyet içerisinde Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a bağlı Özel Harekat Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin’in başkanlığında özel harekatçılardan ve Korkut Eken’e bağlı sivillerden, MİT içerisinde Mehmet Eymür’e bağlı özel harpten geçmiş subaylar ile aşırı ülkücü ve mafya denen insanlardan, JİTEM içinde kendilerine bağlı kişilerden teşekkül ettiğini...

Güneydoğu’da eleman olarak kullanılırken daha sonra bu gruplar içinde en büyük para tahsilatçısına dönüştüğünü, Yeşil’in şu anda MİT içinde Mehmet EYMÜR ve arkadaşları tarafından resmen eleman olarak kullanıldığını, Ege Bölgesi’nde JİTEM’e bağlı Yüzbaşı Sinan Yaşar ve bazı astsubayların mafya ilişkilerine giriştiklerini, bunların ve Ankara Jandarma İstihbarat görevlisi binbaşı Ali YILDIZ’ın mafya örgütleriyle de görüşerek menfaat temin ettiklerini, Kocaeli Jandarma Alay Komutanı Veli KÜÇÜK’ün mafyacılarla sıkı diyaloğunun olduğunu...’

 

* * *

Dünkü gazeteler aslında Susurluk'un hiç bitmediğini, Ergenekon'la yoluna devam ettiğini anlatır gibiydi..

Milliyet Gazetesi , "2001 yılında Tuncay Güney’i sorgulayan polis yetkilisi Saçan'ın , Ergenekon’la ilgili ilk soruşturmadan dönemin İstanbul Valisi Erol Çakır ile Emniyet Müdürü Hasan Özdemir’in de (bugün MHP Milletvekili) bilgi sahibi olduklarını açıkladığını" yazıyordu..

İddiaya göre Ergenekon devlet içindeki unsurlar tarafından yedi yıldır gizlenmekte..

Radikal gazetesi ise "Devlet fişledi, fişler Ergenekon’a verildi" manşetiyle sanki bir önceki bilgiyi tamamlıyordu.

"Ergenekon tutuklusu Fikret Emek’in evinde İstanbul’u sokak sokak, semt semt kapsayan gizli ibareli fişleme tutanakları ele geçirilmişti."

Gazete manşetinin altındaki cümle ise şöyleydi:

“‘Mahallenin bakkalı DHKP-C’li, berberi PKK’lı, öğrenci derneği Nakşibendi’ diye tek tek sayıp döken listelerin Ergenekon’un eline nasıl geçtiğiyse bir sır."

Aslında olup bitenler, bunların "sır" olmadığını göstermekte.

 

* * *

"Özal suikastında tetiği Ergenekon çekti."

Bu da Yeni Şafak Gazetesi'nin manşetiydi.

Manşeti açıklayan cümle de şöyleydi:

"Kartal Demirağ'ın Özal'a suikast suçundan tutuklanmasından sonra suikastı sahiplenen Murat Ağartıcı'nın ‘Perinçek, polis ve MİT'i yıpratıp kargaşa çıkarmak için senaryo hazırladı ve beni kullandı’ sözleri Ergenekon iddianamesine girdi. İddianamede Perinçek hakkında 'faili gizlemek'ten soruşturma başlatan savcının da Dev-Sol tarafından şaibeli şekilde öldürüldüğüne dikkat çekiliyor."

"Yanındakini de öldürecek" cümlesi ise Taraf Gazetesi'nin manşetiydi.

Böyle bir cümle ne anlama geliyor?

Ergenekon’un ardındaki Susurluk’u gösteriyor.

Gerçekten de "Ergenekon tutuklusu Hikmet Çiçek'te ele geçirilen Sapanca ölüm üçgeni cinayetlerinin el yazılı itiraf belgelerinde" ,"Susurlukçu Nurettin Güven'in Behçet Cantürk'ü infaz edip sonra da cenazesine katıldığı, cenazede beraber olduğu Fevzi Aslan'ı da iki ay sonra öldürdüğü" anlatılmakta…

Taraf'ın manşeti de bu ürkütücü hikayeyi özetlemekte.

 

* * *

Bizim Star'da da…

Şöyle bir haber okudum:

"Kuzey Irak’ta bir kısmı PKK’ya gönderildiği iddia edilen silahlarla ilgili ilginç bir şikayet ortaya çıktı.

Ergenekon tutuklularından Ümit Oğuztan’ın 2001 yılında silah olayını TBMM Uğur Mumcu Araştırma Komisyonuna şikayet ettiği belirlendi.

25 Şubat 1997 tarihli şikayet dilekçesinde Oğuztan şu iddialara yer veriyor: Ocak 1991’de MKE yetkililerinin eline geçen mesajda 100 bin silahın üzerinden seri numaralarının çok gizli yürütülecek bir işlemle silinmesi isteniyordu. 4 gece süren bir çalışma sonucunda silahları hazırlattılar.

OĞUZTAN’IN dilekçesinde yer alan iddialara göre 11 kamyonla birlikte gelen üst rütbeli subay, bu silahları JİTEM adına teslim alarak Kuzey Irak’a götürüyor. Oğuztan’ın iddiasına göre sevkiyata şahit olan askerlerden biri gizli dosyanın fotokopilerini çekerek gazeteci Uğur Mumcu’ya gönderiyor. Oğuztan, gazeteci yazar Uğur Mumcu’nun bu konunun peşine düşmesi üzerine öldürüldüğünü iddia ediyor."

Bunu tamamlayıp genişleten bir başka iddia da birkaç gün önce gene Yeni Şafak'a manşetti. Okuyalım:

"Ergenekon'un kilit ismi Tuncay Güney, polise verdiği ifadede Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis ile Binbaşı Ersever'in, Ergenekon'un PKK'ya silah satışından haberdar oldukları için öldürüldüğünü öne sürdü. Veli Küçük ile Doğu Perinçek'in TSK'ya ait 24 bin silahı K. Irak'a götürüp Talabani, Barzani ve PKK'ya verdiklerini iddia eden Güney'e göre Kırıkkale'deki silah fabrikası da delilleri yok etmek için bombalandı. "

 

* * *

Devletin, en azından devletin içinde birilerinin "çok etkili" bir himayesi olmadan bu tür toplumu ve devleti kökünden sarsacak kanlı skandal olur mu?

Peki neden himaye gördü?

Neden hukuk devreye girmedi?

Neden bu suçları işleyenlere dokunulmadı?

Bunun cevabı İttihat ve Terakki geleneğinde yatıyor.

Cumhuriyet'in ilk Meclis’i de Topal Osman'ın Ali Şükrü Bey'i vurmasıyla kendini feshetmedi mi?

 

* * *

Olup bitene bir bütün olarak baktığınızda…

Hukuk'un yerine devlet içinde odaklanmış kanlı bir vahşetle karşılaşıyorsunuz.

Bunların “münferit” olaylar olarak açıklanması olanaklı değil.

Ali Şükrü Bey cinayetinden başlayıp Ergenekon'a uzanan tarihsel bir zincir bu.

Birinci Cumhuriyet'in belki de en büyük günahı bu tür bir kanlı çeteleşmenin fütursuzca bugüne kadar sürebilmesi.

Bundan sonra tümüyle biter mi?

Umarız…

Yoksa devlet bitecek.
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!