minidev
DİKKAT ÇEKENLER
Şeriat korkusu-Taha Akyol
MERHUM Ersin Faralyalı’nın cenaze töreninde değerli bir meslektaşımla ayaküstü görüştük. Türkiye’nin artık bir darbeye geçit vermeyecek kadar gelişmiş ve çeşitlenmiş bir “açık toplum” olduğunu kabul ediyordu.
Ama böyle bir toplumda şeriat tehlikesinin olamayacağı şeklindeki görüşüme katılmıyordu.
Çünkü, darbeyi önleyecek kadar gelişmiş ve çeşitlenmiş bir topluma, evet, AKP tek başına şeriatı getiremezdi. Ama darbeye karşı çıkan sağ ve sol liberaller ile muhafazakâr esnaf AKP’yi destekliyordu!
Humeyni de esnafın, liberallerin ve solcuların desteğiyle gelmemiş miydi?!

Tarihi faktörler
Toplumlar her piyesin oynanabileceği tiyatro sahneleri olsaydı, Türkiye sahnesine de bir şeriat piyesinin konulması korkusu gerçekçi olabilirdi. Halbuki İran ve Türkiye ‘sahne’leri çok farklıdır.
Evvela, Şiilikte “İmam”a bağlanmak itikadi bir gerekliliktir, Ayetullahlar ile halk arasında ve özellikle esnaf arasında böyle itikadi bir bağlılık vardır. 1920’lerden itibaren, şahlar, “bazar” esnafının ayetullahlara ödediği zekât vergisine ilaveten “ticari kazan vergisi” koymak, dini vakıfları sınırlamak, ayetullah mahkemelerinin yerine devlet mahkemeleri kurmak, mecburi askerlik hizmeti koymak gibi girişimlerde bulunmuşlardı. Bunlardan kayba uğrayacak “bazar” esnafı ve Şii ulema birlikte defalarca ayaklanmış, ikisi başbakan olmak üzere kamu görevlileri öldürülmüş, hükümetler devrilmiştir!
Türkiye’de ise bu reformların çoğu daha II. Mahmut zamanında yapılmış, Tanzimat’tan itibaren modern kanunlar çıkarılmış, Abdülhamit zamanında modern mahkemeler kurumlaştırılmış, hiçbir ciddi reaksiyon olmamıştır! Sünnilikte “imam”a bağlanmak şeklinde bir itikat olmadığı gibi, Osmanlı asırlarında dini normların da üstünde kuvvetli bir devlet geleneği ve devlete itaat kültürü oluşmuştu.
Cumhuriyet boşluğa değil, bu mirasa dayanarak kurulmuştur!

Sosyolojik faktörler
Humeyni devrimine gelince... Rıza Şah Pehlevi, tekelinde tuttuğu muazzam petrol gelirleriyle bir ‘akrabalar ekonomisi’ kurmuştu. Finans sektörünün yüzde 67’si 150 ailenin elindeydi! Yabancı sermayenin ortak olduğu 473 büyük sanayi şirketinin 370’si Şah’ın akrabalarına aitti! Petrol aristokrasisi lüks içinde “Batılı yaşam” yaşıyordu!
Eleştirenler kurşuna diziliyordu.
İran Şah ile Humeyni’den başka model tanımamış bir “kapalı toplum”du.
Ve devrim, Şah’a karşı “imam” liderliğinde “bazar” esnafının ayaklanmasıyla başladı. Kitleleri motive eden liberal demokrasi ve piyasa ekonomisi değil; yabancı düşmanlığıydı! “Şah”ın yerini “İmam”ın alması idi!
Liberallerin ve solcuların desteği marjinal bir faktördü, çünkü o toplumda kendileri marjinaldi!
Bu konuda Mehdi Mozaffari’nin “Why The Bazari Rebels” adlı bilimsel makalesi çok önemlidir. Benim “Osmanlı’da ve İran’da Mezhep ve Devlet” adlı kitabım da bu konudadır.
Türkiye ise, evvela, “açık toplum”dur, demokrasi birikimi kuvvetlidir. Piyasa ekonomisi bizde esnafı “kapalı toplum”a değil, aksine, “açık toplum”a yöneltiyor; dünyayla ilişkilerimiz 500 milyar dolardır!
İşte bu sosyolojik sebeplerle, AKP gizli şeriatçı bir parti değil, aksine, İslam kültüründeki liberalleşmeyi yansıtan bir partidir.
“İran olur muyuz?” korkusu temelsizdir ama vardır; bunu gidermek AKP’nin en acil görevidir
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!