minidev
DİKKAT ÇEKENLER
Herkese anti tez!-Umur Talu
1. Anayasa değiştirmek:
Burası, anayasaları "silahla" değiştirenlerin, "ilga" edenlerin, "Anayasayı zorla değiştirmek" gibi bir maddeyi de mutlaka yeni anayasaya koydukları ülkedir.
Burası; onunla da yetinmeyip "anayasayı tağyir, tebdil ve ilga edip silah zoruyla değiştirirken" her seferinde birilerini mutlaka "anayasayı zorla değiştirmeye teşebbüs"ten astıkları ülkedir.
Burası; "Anayasayı bilfiil silah zoruyla değiştirenler"in değil, "değiştirmeye teşebbüs ettiği" iddia edilip "suçu sabit görülenler" in yargılandığı ve idam edildiği ülkedir.
27 Mayıs'ta "ihtilal" yapanlar bile, bir başbakan ile iki bakan asmakla kalmamış, daha sonra, bazı silah arkadaşlarını da "ihtilale teşebbüs"ten asmıştır.
12 Mart'ta silah zorundan utanmayan "demokrat" bir TBMM heyeti, "ülkeye lüks sayılan 27 Mayıs Anayasası" zaten zorla değiştirilirken, üç genci, "Anayasayı zorla değiştirmeye teşebbüs"ten de idama yollamıştır.
O yüzden...
Şimdi kimi emekli orgeneralin bile suçlanabileceği "Anayasayı zorla değiştirmeye teşebbüs" suçu, bizatihi değiştirmekten daha önemlidir!
Bu konuda öyle böyle değerlendirme yapacak herkes, "tutarlılık" açısından aynaya, albümlere, hatıralara, arşivlere, depolarına bakmalı, kendi tutarsızlıklarıyla yüzleşmelidir.
2. Zanlı, gözaltı, tutuklama, mahkumiyet ayrımı:
Hepimiz hayatımızda en az bir kere, "kimsenin mahkum olmadan suçlu sayılamayacağını" terennüm etmişizdir. Hatta bazen mahkumiyette dahi (bazen haklı olarak) suçlu saymamışızdır.
Bin kere de, mutlaka, "henüz mahkum olmadan" bin kişiyi "suçlu" sayıp yazıda, sözde, fotoda, telefon kaydı yayınında, taşlamada, nutukta, linçte mahkum etmişizdir.
Henüz mahkum dahi olmamış, hatta cinayetten minayetten değil afiş astığı için örgüt üyeliğiyle suçlanan gençleri cezaevinde katlederken mesela, onları "azılı terörist" saymışızdır.
Polisin teşhir ettiği ama bir süre sonra suçsuz bulunacakları dahi "vatan haini" bellemişizdir.
Daha önemlisi, kimimiz de buna karşı çıkmışızdır.
İşte buna "karşı çıkanlar"ın bile, şimdi sadece şüpheli, zanlı olanları henüz isnat edilmemiş suç bile yokken, birilerini mahkum olmuş gibi suçlayıp damgalaması ayıptır, yanlıştır, tutarsızlık, ilkesizlik, hukuksuzluktur.
3. Ortada henüz iddianame olmaması:
Elbette ortada "bir iddianame" olması iyidir.
Ama her zaman iyi, önemli ve gerekli olmalıdır.
Oysa şimdi "iddianame yok" diye yakınanların birçoğunun, binlerce insan iddianamesiz çürütülürken, işkenceden geçirilirken, suçlu kabul edilirken, aylarca tutuklu kalırken itiraz ettiğini hiç duymamışızdır.
Binlerce gencin davaları yıllarca sürer ve o süre zarfında cezaevinde tutulurken, vurulurken, kırılırken, protestolarda ölüverirken bunu mesele ettiğini hiç görmemişizdir.
Hep görmek istemişizdir!
4. Ünlü ve saygın isimlere bu yapılır itirazı:
Bir şeyin doğru ya da yanlış, insani yahut vahşi, hak ya da eziyet olmasının değil...
Kime yapıldığının mühim sayıldığı "cumhuriyet, demokrasi, hukuk, adalet, vicdan" taraftarıyız.
Öncelikle, "bizimkiler"e olduğunda.
Bir de, "ünlü kişiler" maruz kaldığında.
Bir gazetecinin kelepçelenip götürülmesi adi bir gösteridir. Birçok insan için, kendi evlatlarının, yakınlarının sürüklenmesi, arabaya tıkılması, iteklenmesi de öyledir.
Karakolda, cezaevinde, jandarmada dayak daha da beterdir.
Bir insan, şüpheli, zanlı hatta suçlu olduğunda dahi, sırf "şöhret, makam ya da rütbe (bir de itibar!) sahibi değil" diye bunu hak edebilir mi?
Muameleye itiraz edenleri her daim pistlerde görmek isteriz!
5. Darbe teşebbüsüne maruz kalanın demokratlığı:
Darbe, demokrasiye ihanet suçudur.
Lakin, darbenin anti demokratlığı, despotluğu ile teşebbüsü, gerçekleşmesi, o sırada iktidarda bulunanı otomatikman "en bi büyük demokrat" kılmaz.
27 Mayıs "anti demokratik" bir darbedir...
Ama "Demokrat" Parti de "çok demokrat" bir parti değildir.
"Mehtaba çıkmak isteyen inek" diye özetlenebilecek Sarıkız, Ayığışı kod adlı darbe niyetleri (ve iddiaları), doğru ise ciddi suçtur...
Demokrasiye tehdittir... Tabii iktidara da tehdittir. "Demokratik yolla gelmiş" ve "anti demokratik" darbe ile devrilmesi savunulamayacak iktidar, yine de kafadan pek bi demokrat sayılamaz. O başka şeydir!
6. Kullanılanın kullanılana diyeceği:
Bunu çok yazdım.
Kendisini "kullandıran", herhangi bir siyasi, dini, ticari, ekonomik, askeri, yerli ya da yabancı otoriteye biat eden, boyun eğen, onu asla sorgulamayan, maddi veya manevi şemsiyeler ile gölgeler altında uzanan ve uzayan bir gazeteci...
Başkasını "kullanılmak"la suçladığında, elbette kullanılmanın vahamet derecesi de mevcuttur ama, sonuçta kendi kokusundan iğrenen, ama onun aynı zamanda kendi kokusu, kendi dokusu olduğunu da asla kabul etmeyendir!
Kabul edecekleri günü hayal ederiz!
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!