minidev
MEDYADAN
TBMM Başkanı ve Başbakan (hâlâ) cevap vermedi

Kürşat Bumin - Yeni Şafak
 
“Geçen gün de yazdın, bu kadar ısrarcı olma” demeyin lütfen. Demeyin, çünkü konu mühim; ısrarcı olmak zorundayız.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin “tezkere” Meclis yolundaykan yaptığı iki açıklamadan söz etmiştim geçen gün.

Bunlardan birincisi, “tezkere”ye karşı çıkan ve dolayısıyla Kuzey Irak'a askeri müdahalenin yanlışlığından söz eden yazar-çizer takımına yönelikti. Bahçeli, kendinden ve öğretisinden son derece emin bir tavırla söz konusu değerlendirmeleri yapanların tamamını “örtülü PKK yandaşları” olarak ilan ediyordu.

Ne diyebilirdik; “Beklenir”di doğrusu...

Ülkenin bir kez daha Meclis'te grup kurmayı başarmış bir partisi ülkenin şu kadar yıldır üzerine çökmüş büyük bir sorununu bu derece “net” değerlendirebiliyordu.

“Örtülü PKK yandaşları” (!)

İnsan (hele de bir parti yönetiyorsa) böyle kötücül laflar etmeden iki saniye düşünmez mi?

Bahçeli'nin bu sözleri, hedef aldığı kesimden (az da olsa) bir iki tepki görmedi değil. Aslında gönül isterdi ki, ülkenin Hükümet'i de bu tür sözlerin yakışıksız kaçtığını sözün sahibine usulünce hatırlatsın.

Devlet Bahçeli, bir gün sonra ikinci bir açıklama daha yaptı. Bu sefer kendilerine sıfat biçilenler yazar-çizer takımı değildi. Bu sefer sıra “tezkere” ve Kuzey Irak'a askeri müdahale konusunda Meclis'teki 509 üyenin fikrine katılmayan AKP'li bazı milletvekillerindeydi.

MHP Genel Başkanı'nın onlar hakkındaki kanaati de şöyle idi:

“Başbakan'ın yakın çevresinde bulunan ve PKK çizgisindeki yakın geçmişleri çok iyi bilinen bu AKP milletvekillerinin şantaj ve tehdit dolu bu zırcaları TBMM çatısı altına sızan bölücülerin sadece 20 milletvekiliyle sınırlı olmadığını göstermiştir.”

Görüyorsunuz; işin mahiyeti tamamen değişmişti artık. “Örtülü PKK yandaşları” artık yazar-çizer çevresini çoktan aşmış ve TBMM'nin çatısı altına sızmıştı.

Yazının başında “ısrarcı olmak zorundayız” demem de zaten özellikle bu son açıklamayla ilgili.

Geçen gün yazdım: TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın bu son derece yanlış, haksız ve tehlikeli sözleri uygun bir dille cevaplaması gerekir, dedim.

Benzer şekilde Başbakan'ın da “yakın çevresinde bulunan” milletvekili arkadaşları için ortaya atılan bu iddiayı –yine uygun bir dille- cevaplaması gerekiyordu.

Ama bakın, açıklamanın üzerinden şu kadar gün geçmiş olmasına rağmen Toptan ve Başbakan tek bir söz etmiş değiller.

Oysa TBMM Başkanı'nın açıklama önüne gelir gelmez “TBMM çatısı”nın her türlü “yağışa” dayanaklı bir çatı olduğunu, TBMM'nin Anayasa'da belirtildiği gibi 550 milletvekilinin tamamından oluştuğunu, hiç kimsenin (hele de bu çatı altında olan birisinin) bu bütünlüğe ilişkin iftirada bulunamayacağını, bulunursa lafını geri alması gerektiğini, almaz ise TBMM İçtüzüğünün ilgili maddelerini uygulatacağını gür bir sesle kamuoyuna duyurması gerekmez miydi?

TBMM'nin (bir bütün olarak) onurunu korumak başta Köksal Toptan'ın işi değil mi?

Benzer şekilde Başbakan'ın da, hiç kimsenin söz konusu milletvekili arkadaşlarına hakaret edemeyeceğini yüksek sesle ilan etmesi gerekmez miydi?

Hem de nasıl...

“Tezkere” Meclis'te görüşülürken aklıma gelmedi değil: “Bakalım MHP adına koşuşan Bölükbaşı, genel başkanının bir gün önceki açıklamasından aldığı ilhamla, 'tezkere'nin izin verdiği harekatın şümulunu 'TBMM çatısı altındaki bölücüler'e kadar genişletecek mi?” diye beklemedim değil bir süre.

Ne yazık... Unutmayalım ki “tezkere”ler gelip geçici ama TBMM kalıcıdır. Dolayısıyla “tezkere nöbeti”ne girmekten kendinizi alıkoyamasanız bile, TBMM'nin dokunulmazlığını aklınızdan çıkartmamaya mecbursunuz.
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!