minidev
AB YOLUNDA
Evrensel demokrasiye direnenlerin laiklik argümanı-Akın Özçer
     Türk siyasetinde değişime karşı olan kesim, uzun yılardan beri, kurucu üyesi olmakla övündüğü Avrupa Konseyi’nin evrensel demokrasi ilkelerine ve temel hak ve özgürlükler ölçütlerine çeşitli bahanelerle direniyordu. Çağdaşlaşmayı sonsuza değin çağdaş kalmak mümkünmüş gibi sadece Atatürk döneminde devrim niteliğindeki reformlarla sınırlama eğiliminde olan bu kesimin elini rahatlatan gelişme, Türkiye’nin Helsinki Zirvesi ile tam üyeliğe aday ülke konumuna gelmesi oldu. Türkiye böylece üyesi olduğu kuruluşun ilkelerine uymayan ülke konumundan çıkarak, üye olması söz konusu başka bir kuruluşun özünde farklı olmayan ölçütleri ile karşı karşıya kaldı. İşin özünde belki değişen bir şey yoktu, demokratik hukuk devleti olabilmek için yapılması gereken reformlar aynıydı ama bu reformların demokratikleşme açısından önem taşıyanlarına direnmek için bu kez çok daha çeşitli gerekçeler bulunabilirdi.
     Bu gerekçelerin en yaygın olarak kullanılanı, bugün toplumumuzun küçümsenmeyecek bir kesiminin de inandığı gibi, Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi hiçbir zaman üye olarak arasına almayacağı değerlendirmesi kuşkusuz. Bu değerlendirmeyi aşabilmek için, bazı politikacılar “biz bu reformları kendi vatandaşlarımız için yapıyoruz” deseler, hatta Erdoğan hükümetinin yaptığı gibi “Ankara kriterleri”nden söz etseler de, bugün gelinen noktada, Türkiye’nin evrensel ilkelere uygun “demokratik bir hukuk devleti” olmasını arzu edenler toplumumuzda ne yazık ki azınlıkta kalıyor.
     Hiç kuşku yok ki, Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi hiçbir zaman üye olarak arasına almayacağı, eğer evrensel demokrasi ilkelerini benimsememekte kararlıysa, son derece doğru bir görüş. Evrensel demokrasi ilkelerini benimsemek, Türk siyasetinde değişime karşı olan kesimin aklının ucundan geçmiyorsa, bu da böyle olacak demektir. Türkiye’nin, NATO ve Avrupa Konseyi’ne olduğu gibi, jeo-stratejik önemi, Avrupa ile Asya arasında köprü, 70 milyonluk pazar, İslam dünyasının tek demokratik ülkesi olması türünden gerekçelerle AB üyesi olması hayaldir.
EVRENSEL DEMOKRASİ İLKELERİNİ ÖDÜN GİBİ GÖRMEK
     2000 yılında, ilk ulusal programın hazırlıkları içinde yer almış olduğum için, Kopenhag ölçütlerine uyum konusunun bir “müzakere” şeklinde algılandığını, kriterlerin bir bölümünün kabul edilebileceği, ancak Türkiye’nin “özel” koşullarından kaynaklananların ise, AB tarafı ile müzakere edilmesi gerektiği şeklinde özetlenebilecek yaklaşımı biliyorum. Kabul edilebilir ölçütlerin bir bölümünün üçlü hükümet, geri kalanının da AKP hükümeti döneminde yapıldığını görebiliyorum.
     O zaman “müzakere” edilmesi istenen ölçütler, müzakere imkânının olmadığı anlaşıldıktan sonra, “ödün” olarak nitelendirilmeye başlandı. İlginç belki ama bu ödünlerin başında da, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün sembolü, TCK’nun o zamanki 312, şimdiki 301. maddesi vardı. Bu maddedeki yetersiz iyileştirilmenin tam sekiz yıl almış olduğu göz önünde bulundurulacak olursa, demokratikleşmeye direnişin hangi boyutlarda olduğu ortadadır. Bu arada, maddenin aynen kalması için AB ülkelerinin mevzuatı araştırılmış, benzeri maddeler aranmış, bulunanlar yanlış da olsa zikredilmiştir. Bu açıdan en çok haksızlığa uğrayan ülke, İspanya olmuştur.
     Kuşkusuz, ifade ve örgütlenme özgürlüğü alanının, evrensel ölçütlere uygun biçimde genişletilmesi, her şeyden önce, anayasada değişiklik gerektirmektedir. Buna bağlı olarak, Siyasi Partiler Yasası ve diğer yasaların anayasaya uyarlanması çok daha kolay gerçekleştirilebilir. Bunlar henüz yapılmış olmadığı için, 301. maddenin değiştirilmesiyle bu alandaki sorunların tümüyle giderilebilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, Türkiye, kendi vatandaşları için ifade ve örgütlenme özgürlüğü alanında, henüz önemli bir “ödün” vermemiştir.
     2000 yılındaki raporumuzda, 1982 Anayasası’nın geçici 15. maddesinin kaldırılması da yer almıştı ama bu konu bugün gündemde bile bulunmuyor. Buradan da anlaşılacağı gibi, Türk siyasetinin değişime karşı olan kesimi, bu anayasanın değiştirilmesi konusunda da, “ödün” vermeye pek niyetli değil. Nitekim bugünlerde hükümete, öngördüğü anayasa değişikliği konusunda “sakın ha” diyenler olduğu görülüyor. Oyun oynanırken kurallar değiştirilmez evet ama Türkiye’deki kuralları evrensel kriterlerle uyumlu hale getirmek için yapılacak değişiklikleri bu kapsamda değerlendirmek de mümkün değil kuşkusuz.  
BAŞKA ÜLKELERDEN YANLIŞ ÖRNEKLER
     Türkiye’nin evrensel demokrasi ilkelerine ve temel hak ve özgürlükler ölçütlerine uymayan anayasa ve yasa maddeleri konusunda, diğer AB ülkelerinin mevzuatının araştırılması, bulunan birkaç maddenin zikredilmesi, reformlara direnen kesimin çalışma yönteminde önemli yer tutuyor. Amaç, mümkün olmayanı mümkün göstererek, Türkiye’nin anayasa ve yasalarıyla evrensel ilkelere uygunluğunu, dolayısıyla Türkiye’den istenenlerin çifte standart olduğunu kanıtlayabilmek. Aslında yöntem yanlış, çünkü bir ülkede evrensel ilkelere uymayan bir durum varsa, “onda var, bende de olur” zihniyeti geçerli olamaz.  Aksine o ülkedeki yanlışlığın düzeltilmesi için girişimde bulunulması gerekir. İşte tam da bu noktada o ülkenin içişlerine müdahale hakkı doğar.
     Bu tür karşılaştırmalar son olarak TCK 301. madde ile ilgili olarak yapılmıştı. AB ülkelerinde de benzeri maddelerin bulunduğu ileri sürülmüştü. Şunun altını çizmekte yarar var: demokratik ülkelerde suç olan aleni hakarettir. Suç teşkil etmesi için, hakaretin soyut kavramlara değil somut olarak kurumlara yapılması gerekir. İspanyol Ceza Kanunu’nun TCK 301 ile hiç ilgisi olmayan 496. maddesini ileri sürmek ve doğruluğunu sağlarmış gibi ekranlarda ses yükseltmek pek de medeni bir davranış olmasa gerek. Çünkü İspanya Avrupa’nın en ileri demokrasilerinden birine sahip.  İpucu vermek gerekirse, İspanya’da eleştirilere yol açan bu madde değil, devlet başkanı olarak Kral ve ailesine yönelik hakaretlerde uygulanan maddedir Bunun da TCK 301 ile hiç ilgisi yok elbette.
      Bir başka iddia daha var İspanya ile ilgili. AKP ile her nasılsa ETA’nın siyasi kolu Batasuna karşılaştırılıyor ve deniliyor ki Batasuna çok daha sudan gerekçelerle kapatılmıştır. Bir kere Batasuna ile karşılaştırılabilecek parti olsa olsa DTP’dir. Parti kapatmada sadece ve sadece “terörle bağlantı” unsurunu (Venedik kriteri) göz önüne alan 2002 Siyasi Partiler Yasası uyarınca kapatılmıştır. Oysa Türkiye’de, İspanya’dakinin aksine, “ayrılıkçılık” da suç teşkil ediyor. İspanya, Türk yasalarına benzer bir mevzuat sahip olsa, 1979’dan bu yana aralıksız Bask özerk hükümetini elinde bulunduran PNV, başta olmak üzere, Katalan ve Bask milliyetçi birçok partiyi kapatırdı.
  SONUÇ
     Türk demokrasisinin, evrensel ilkelere uyumunda, ciddi sorunları bulunduğu ortada. Bu tür mesnetsiz karşılaştırmalarla bir yerlere varılacağı da yok aslında. Türkiye’ye boşu boşuna zaman ve itibar kaybettirenler bunu düşünmeli. Değişime karşı çıkmak, akıntıya karşı kürek çekmekten farksız çünkü.
     İşte Türk siyasetinde değişime karşı olan bu kesim bugünkü kutuplaşmada da, AKP’nin karşısında yer alıyor. Kimilerince “laikçi”(laiciste), kimilerince laiklik konusunda “hassasiyeti bulunanlar” olarak adlandırılan bu kesimin evrensel demokrasi ilkelerinde ise pek de duyarlı olmadıkları ortada. Aslında, laiklik ilkesi demokrasinin olmazsa olmaz koşullarından biri. O bakımdan evrensel demokrasiyi savunanların, laikliği reddedenler ile birlikte olmalarını düşünmek bile mümkün değil. Ancak, salt laikliği savunup, evrensel demokrasiye direnmeyi anlamakta güçlük var.
     AKP yöneticilerinin “İslami” kökenden gelmeleri, bu kutuplaşmayı ayrı bir zemine kaydırıyor kuşkusuz. Ancak bu partiye oy vermiş olanların laiklik karşıtı olduklarını ileri sürmek mümkün olmadığı gibi, tehlikeli de. Türkiye’de AKP’nin oy aldığı oranda laiklik karşıtı olabilir mi? Yeni bir seçim yapılsa ve AKP oyunu arttırsa, söz gelimi geçen sefer oyunu bu partiye vermemiş olan demokratlar bu kez tercihlerini bu partiden yana koysa, bunu seçmenin “engin cehaletine” mi bağlamak gerekecek? Bu soruların yanıtlarını ciddi biçimde düşünmek gerekir kuşkusuz.
 
Akın Özçer
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)


AB YOLUNDA
(Arşiv Linkleri)


AB YOLUNDA

AB EDİTÖRÜNDEN

AB MÜKTESEBATI

LİNKLER

AVRUPA KOMİSYONU ANKARA TEMSİLCİLİĞİ

AB'NİN FAALİYETLERİ

AB-ARŞİV


BU SAYFAYI TAVSİYE ET!