minidev
AB YOLUNDA
Kıbrıs’ta kakofoniden semfoniye-Cengiz Aktar

Cengiz Aktar
 
                                               Geçen hafta sonu yirmi kişilik bir akademisyen ve gazeteci grubu cumhurbaşkanı Talat’ın davetlisi olarak Kıbrıs’taydık. Ziyaretin farkı, güneye Türkiyeli olarak geçip cumhurbaşkanı Hristofiyas ile üç saat boyunca görüş alışverişinde bulunmamızdı.
 
Kıbrıs sorunu o kadar eski ve yüklü ki üniversitede Kıbrıs dersi verilse, üç sömestirlik malzeme çıkar. Bu ağır tarih Papadopulos ve Denktaşlarla bölünmeyi kalıcı hale getirmişken, devran döndü ve tuzu kuru, AB üyesi, refah içerisinde yaşayan Rumlar son seçimde oldubittiyi reddetti. Rum tarafının yeniden çözüm istemesini Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 2004’ten bu yana zedelenen uluslararası prestijini geri kazanma operasyonu olarak açıklamak mümkün değil. Son yoklamalar Rumların birlikte yaşama isteğinin %70’e vardığı yönünde.
 
Farklı bir iklim
 
Adada eskiye oranla farklı bir hava esiyor. Kırmızı çizgilere rağmen her iki tarafta da umut ve irade var. 52 toplantıda kurulamayan çalışma grupları ve teknik komiteler ekipleri oluşturup gündem belirlemişler.
 
Rum tarafında duyulmadık bir gerçekçilik hakim. Hristofiyas ‘halkımın 1974 öncesine dönüş olmayacağını ve çözümün illâki ağızlarda acı bir tad bırakacağını bilmesi gerekiyor’ diyebiliyor.
Türk tarafında AB’nin verdiği sözleri tutmamasının yarattığı hayal kırıklığı çok bariz. Ama tehlike imama kızıp oruç bozmakta. Önemli olan usanmadan AB’yi, artık bir parçası olduğu Kıbrıs meselesinde aktif ve etkili hale getirmek.
 
Ancak bu yeni ortam, Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Türkiye’nin AB müzakerelerindeki tutumuna daha yansımış değil. Hristofiyas son tahlilde Türkiye’nin AB üyesi olmasını istendiğini dile getirse de fiiliyatta bu niyet daha meyve vermiş değil. Deneyimli ve yeminli Türk karşıtı Kıbrıs Rum diplomasisi Brüksel’de müzakereleri engelleme taktiklerini aynen sürdürüyor. Hristofiyas yönetiminin daha diplomasiyi yönlendiremediği ortada. Sefirler daha yeni yer değiştirmeye başlamış.
 
Rumların bu çeşit engellerle Türkiye’yi AB’den uzaklaştırıyor olması en büyük sorun. Kıbrıs ihtilâfı üzerine bina edilmiş bu cezalandırma politikası, Rum tarafının sorunun kaynağı olarak gördüğü adadaki Türk askerî varlığını perçinliyor. Zira AB’den uzaklaşan Türkiye’nin, mevcut sivil-asker dengesini kalıcı bir şekilde ve AB ülkelerinde olduğu gibi sivil iktidar lehine değiştirmesi imkânsızlaşıyor. Kıbrıslı Rumlar, Türkiye’nin müzakerelerini olur olmaz engelleyerek ve gümrük birliği ek protokolündeki tıkanıklığı giderecek ‘Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nü dinamitleyerek çözümün adresi olan AB dinamiğini baltalıyor.
 
Görünmeyen müzakereci
 
Nitekim adada müzakere eden iki taraf olsa da gözle görünmeyen ama varlığı derinden hissedilen ve gölgesi her hamlede var olan bir üçüncü ve gayriresmî taraf var: Adada Türkiye’yi temsilen bulunan asker. Dünya müzakere tarihinde herhalde benzer bir durum pek yoktur. Son imza atıldığında bunu değerlendirecek olan yine bu müzakere etmeyen görünmez taraf olacak.
 
AKP hükümetinin içinde bulunduğu zor koşullar elbette Kıbrıs diyaloğunda fevkalade olumsuz bir faktör. Hükümetin, tıpkı Kürt sorununda olduğu gibi Kıbrıs’ta da inisiyatifi terkettiği askeriyeye söz geçirmesi mümkün değil. Bu durumda, ağırlıklı olarak ada eksenli olacak bir sürecin sonunda anlaşma olsa dahi bunun hiçbir garantisi olmayacak. Hristofiyas kendisini bağımsız, Talat’ı bağımlı olarak tanımlasa da her ikisi de sonuçta müzakere etmeyen bu üçüncü tarafa bağımlı. Nitekim anlaşmazlık derecesini anlatmakta kullanılan meşhur paradoksu adaya uyarlarsak, iki Kıbrıslı bir araya gelse üç görüş ortaya çıkar.  
 
Hristofiyas’ın ifadelerinde kulağıma hoş gelen sık kullandığı sözcük ‘symphonia’ yani semfoni idi. Seslerin uyumu ve esas, anlaşma demek.
 
Yakın bir diplomat dostumda adadaki durumu tasvir eden müthiş bir karikatür görmüştüm. Adada kocaman bir Rum küçük bir Türk’ü azarlarken ondan daha büyük bir Türk de Rum’u azarlar durumda. ‘Türkiye-Kıbrıslı Rum-Kıbrıslı Türk’ hiyerarşisini iyi anlatan bir betimleme. Nitekim adalı Türk adanın hukuken AB’li olmasına, 2008’deki Kıbrıs’ın 1960-70’lerdeki ada olmamasına rağmen Rum çoğunluktan hâlâ korkmakta, adalı Rum ise kuzeydeki Türkiye’den korkmaya devam etmekte. Karikatürde görünmeyen ise Türkiye’nin muazzam, derin korkuları. Adada bu kadar çok korkuyu bir arada seslendirme imkânı yok. Bundan ancak kakofoni çıkar, semfoni değil.
 
Sesleri uyumlaştırmak, kakofoniyi semfoniye dönüştürmek için illâki uluslararası camiadan orkestra şefi gerekiyor. 
 
 
 
 
 
 
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

YAZARIN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)


AB YOLUNDA
(Arşiv Linkleri)


AB YOLUNDA

AB EDİTÖRÜNDEN

AB MÜKTESEBATI

LİNKLER

AVRUPA KOMİSYONU ANKARA TEMSİLCİLİĞİ

AB'NİN FAALİYETLERİ

AB-ARŞİV


BU SAYFAYI TAVSİYE ET!