minidev
L.G.B.T.T YAZILARI
LGBTT Kitap
 
Herkes kendi portresini çizer
cem erciyes
 radikal - kitap 
 
Kutluğ Ataman, herkesin kendisine dair yarattığı gerçekliği, anlattığı hikâyeyi ve bir nevi oluşturduğu otoportreyi gösteren yapıtlarıyla Türkiye güncel sanatının en etkili isimlerinden biri
"Çocukluğumdan beri hayatla ilişkim hep birtakım oyunlar, kurgular, senaryolar üzerinden oldu. Başka insanlara da hep bu açıdan baktığım için hayatı biraz oyun gibi görüyorum aslında. Sonuçta sen istediğin kadar gerçeklik içinde yaşadığını düşün, o gerçeklikle zihinsel ilişkinde birtakım şeyleri mutlaka kurguluyorsun. O gerçekliği algılayışın üzerinden kendine bir senaryo yazıyorsun, o senaryonun baş oyuncusu da sensin. Aslında herkes sanatçı. Hayatta kendine dair yarattığın her şeyden çok ayrı bir şey değil sanat,"
Kutluğ Ataman'ın kameranın önüne oturttuğu herkes kendini anlatıyor. Bu hikâyeler bilinmeyen, çarpıcı gerçekleri aydınlatacak hikâyeler değil, belki de öyle, ama ne Ataman onları bunun için kaydetti, ne de biz bu amaçla izliyoruz. Anlatanların anlattıkları hikâyelerle kendi portrelerini nasıl çizdiklerini izliyoruz. Kutluğ Ataman, bu portreyi çerçeveliyor, belki renklendiriyor ve bazen başka portrelerle birlikte galerideki yerine asıyor. Her hikâyenin içerdiği belirsizlik, öznellik, gerçekliğinin onu anlatan, sahiplenen ve dolayısıyla kuran kişiye bağlı olması ve biz izleyicinin bunu bilerek, bilmesek de ekranın başına geçtiğimizde bu hisle yüzleşerek anlatılanlara kulak veriyor oluşumuz Ataman'ın tüm çalışmalarının ana ekseninin oluşturuyor.
Film yönetmeni Ataman
Genç Kutluğ Ataman, 80 ihtilali döneminde bir eylemi filme alırken kovuşturmaya uğramış ve hemen ardından soluğu ABD'de almış. Oradaki sinema eğitiminin ardından ilk uzun metrajlı filmi, adı gibi biraz karanlık bir yapıt olan Karanlık Suları çektiğinde yıl 1993. Ardından 1998'de New York ve Berlin film festivallerinde ödüller kazanan filmi Lola + Billidikid geldi. Berlin Türk cemaati içindeki travesti alt kültürünü anlatan bu filmin başarısıyla Kutluğ Ataman'ı artık bir sinema yönetmeni olarak kabul etmiştik ki (nitekim daha sonra da İki Genç Kız'a imza attı) sınıflandırması epey güç bir projeye imza attı: Semiha B. Unplugged. Kendisini adeta yaşayan bir sanat nesnesine dönüştüren Semiha Berksoy, resimleri, anıları, makyajı ve o uzun hikâyesiyle kendisini anlatıyordu. Sekiz saat uzunluğundaki bu filmin tamamını seyretmek tabii ki imkânsızdı, tıpkı Semiha Berksoy'un gerçek hayatını izlemenin imkânsız olması, görebildiğimiz ve dinlediğimiz parçalarla idare etmek zorunda olmamız gibi. Ataman Semiha B.'nin belgesel olup olmadığı tartışmaları hakkında şunları söylüyor: "Sonuçta Semiha B. Unplugged işinin bir belgesel olduğunu söyleyemeyiz. Her şeyden önce ben inanmıyorum anlattıklarına. Beni orada ilgilendiren, Semiha Berksoy'un kendi kendisini, kendi hayatını nasıl inşa ettiği, yani oradaki 'artifice' durumu."
Venedik Bienali'nde, 1999 yılında izlediğimiz 'Peruk Takan Kadınlar'da ise kendini değiştirmeyi seçen ya da zorunda kalan kadınlar hep bir ağızdan, her biri ayrı bir monitörde anlatıyordu. 2001'de izlediğimiz (yanlış hatırlamıyorsam Nişantaşı Yaya Sergisi'nde) Ruhuma Asla'da ise İsviçre'de yaşayan travesti Ceyhan Fırat anlatıyordu. Ceyhan'ın görüntüsü, 'konuşmak, yalan söylemek, oyun kurmak, kılık değiştirmek üzerine' bir hikâyenin anlatıcısıydı. Daha sonra çekeceği kozasından çıkan kelebeklerden oluşan koleksiyonun sahibi Stefan'ın kahramanı olduğu Stefan'ın Odası, yamru yumru soğanlardan ihtimamla nadir çiçekler yetiştiren Veronica'ya odaklanan 'Veronica Read'in 4 Mevsimi' gibi.
Çoklu portreler ve Küba
Küba ve Cennet gibi daha yakın tarihlerde yaptığı işleri de tüm diğerleri gibi (belki biraz da On İki...) kişisel hikâyeler üzerine. Küba'da anlatıcı sayısının kırka kadar çıktığı bu çalışmalar, birer çoklu portre gibi. Kutluğ Ataman'ın çalışmalarını, Sen Zaten Kendini Anlat adlı kitapta az bulunur bir netlik ve analitiklik içinde ele alan Emre Baykal bu çoklu portrelerin birer topluluk kimliğinin inşa edilmesini gösterdiğini anlatıyor. Ataman'ın belki de en ilginç işlerinden biri olan Küba'yı Türkiye'de en azından yakın bir gelecekte izleyemeyecek olmamız yazık. Malum, İstanbul'da kendilerine kanunların, bildik yaşama biçiminin sınırlarında bir yer edinen ve bunu koruyan bir mahallenin insanlarıyla yapılmış görüşmelerden oluşuyor Küba. Şu sıralar Almanya'da Rene Block'un Berlin'de açtığı Tanas Galerisi'nde sergileniyor yapıt.
Rene Block'un editörlüğünde hazırlanan güncel sanat monografileri serisinin son kitabı Kutluğ Ataman'a ayrıldı. Emre Baykal'ın yazdığı kitap, Türkiye sanatının bu çok tanınan, yurt dışında çok sayıda sergi açan, koleksiyonlara alınan sanatçısını tanıtıyor. Serinin her kitabında yer alan söyleşi faslı ise, bu kitapta Deniz Seki-Kutluğ Ataman söyleşisine dönüşmüş. Bunu da bir kontekste oturtmak mümkündür belki ama, bana daha çok ille de söyleşi isteyenlere bir cevap gibi geldi.
· KUTLUĞ ATAMAN
SEN ZATEN KENDİNİ ANLAT
Emre Baykal, Yapı Kredi Yayınları, 2008, 136 sayfa, 20 YTL.
 
Bir kadın masalı
şehmus ay
 radikal - kitap
 
 
Kalabalıklardan uzaktaki ormanda ilerleyen küçük kız, kadınların gerçek hayatta sık sık kuytuluklarına sığındıkları kendi içsel ormanlarını da keşfeder ve gördüklerini anlatır
İlk kitabı Kayıp Yalnızlık Ormanı ile Türk öykücülüğünde kendine bir yer açan Özlem Narin Yılmaz, sade ve özenli bir dille kurduğu öykülerinde sıra dışı insanların benzersiz hayatlarını anlatmıştı. Türk öykücülüğüne taze bir soluk getiren Yılmaz, Mardin'de öğretmenlik yaptığı yılların gözlemlerini, birikimlerini ve yaşanmışlıklarını bu ilk kitabındaki öykülerinde ustaca işlemişti. Edebiyatta giderek insana daha az yer verildiği, kurmacanın hayatın ve insanın gerçekliğinden uzaklaştığı yönündeki eleştirilerin yoğunlaştığı bir dönemde insanı, insanın varoluş sancılarını ve coğrafyamızın gözlerden uzak köşelerinde yaşanan trajedileri öykülerine taşıyan Yılmaz yeni öykü kitabı Kızböceği ile okurlarının karşısına çıktı.
Orman, büyük şehirlerin uğultusundan, gürültüsünden, hızından ve kalabalığından uzakta gidilebilecek düşsel bir mekân, bir kaçış yeridir. Orman bir masal diyarıdır. Kimi zaman kendimizden kaçacağımız, kimi zaman da kendimizi bulabileceğimiz bir düşler ülkesidir orman. Hayal kurmayı seven küçük bir kız çocuğu da bir gün ormanı keşfeder. "Kendim için yarattığım özgürlük bahçem" dediği orman ona bambaşka bir dünyanın kapılarını aralar. Kendini ve hayatı keşfe çıkmak isteyenlerin yolunun düşebileceği ormanda karşılaştığı iki kız kardeşin öyküsünden yola çıkarak bize kadınların dünyası üzerine ilginç bir masal anlatır. Düşlerinin peşinden gitmeyi seven küçük kız, ormanda rastladığı kızböceğiyle konuşur.
Yaralı bir hayvan...
Kalabalıklardan uzaktaki ormanda ilerleyen küçük kız, kadınların gerçek hayatta sık sık kuytuluklarına sığındıkları kendi içsel ormanlarını da keşfeder. Kadınların içlerinde taşıdıkları ormanın gizlerini anlamaya çalışır ve bize de gördüklerini anlatır. Aslında bu hem kendini hem de kadınların dünyasını keşfe çıkış yolculuğudur. Dişil bir imge olarak orman, bir kadın masalı için oldukça elverişli bir ortam yaratır. Bu küçük kız çocuğu evlere hapsedilen, el işlerine, ev işlerine tutsak edilen kadınları gösterir bize. Onların gözlerden uzak hayatlarına, düş kurmaktan ve yalnızlıktan çatırdayan ruhlarına dokunur. Bizi onların dünyalarına yakınlaştırır. Buradan mitolojiye, güncele, kültürümüzün değişmeyen kimi motiflerine ulaşır. Hem gözlemler hem eleştirir. Bunca kesişmeye rağmen, örgü kusursuzdur.
Yılmaz, Kızböceği'ndeki öykülerinde okurunu karnı yarılmış yaralı bir hayvan gibi inleyen sokaklarda dolaştırıyor. Öykülerinde mutsuz ailelerin mutsuz ve umutsuz çocuklarının, Doğu'nun destansı aşklarının, yaşamın kıyısında tutulan çingenelerin, saklı kimliklerle yaşamaya mahkûm edilen eşcinsellerin, fuhuştan başka bir yaşama alternatifi bırakılmayan travestilerin, hırsızların, katillerin dünyasına çeviriyor bakışlarını.
Yılmaz, öykülerinde herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği karakterlere ve onların pek aşina olmadığımız dünyalarına sürüklüyor bizleri. Yılmaz'ın öykülerindeki karakterler bir öyküde olması gerektiği kadar kurgusal ve düşseldir ama gerçek hayattaki kadar da sahici ve etkileyicidir. Yazarın öykülerindeki çekiciliğin sırrı da burada gizli olsa gerek.
Hayatı ve sanatı öykülerinde ustalıkla birleştiren Yılmaz'ın, bazen bir karakterden, bazen bir olaydan bazen de bir mekândan yola çıkarak kurduğu öykülerini okurken kendinizden çok şey bulacaksınız.
· KIZBÖCEĞİ
Özlem N. Yılmaz, Everest Yayınları, 2008, 154 sayfa, 8 YTL.
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!