minidev
AB YOLUNDA
AKPM BİLDİRİSİ ÜZERİNDEN POLİTİKA YAPMAK -Akın Özçer

Akın Özçer
 
Avrupa Konseyi, Türkiye’nin kendisini kurucu üyelerinden saydığı, dolayısıyla AB gibi üyelik sorunu yaşamadığımız bir Avrupa kuruluşu. Avrupa Birliği’nden farklı olarak, uluslarüstü nitelik taşımayan ve hükümetlerarası işbirliği çerçevesinde faaliyet gösteren bir kuruluş. Bu nedenle, Türkiye, Avrupa Konseyi’nin tüm organlarında ve karar mekanizmalarında yer alıyor ve eksiksiz bir şekilde temsil ediliyor.
    Avrupa Konseyi, aynı zamanda, evrensel temel hak ve özgürlüklerin ve demokrasinin geliştirildiği, ölçütlerinin belirlendiği,  diğer birçok alanda olduğu gibi bu konuda da sözleşmelerin oluşturulduğu saygın bir işbirliği platformu. Sovyet bloğunun yıkılmasından sonra, AB üyeliğini talep eden merkezi ve doğu Avrupa ülkelerinin bir yerde bekleme odası işlevini görmüş bir kuruluş. Bugün belki AB’ne hiç üye olmayacak ülkeleri de bünyesinde bulunduruyor.
    Bu niteliklerinden ötürü, Avrupa Konseyi üyeliği, her ülke bakımından demokratik bir referans niteliği taşıyor. Öyle ki Avrupa Konseyi’ne üye olmayan bir Avrupa ülkesinin demokrasiden nasibini almamış olduğu çok açık. Avrupa Konseyi üyeliğinin askıya alındığı bir üye ülke için de benzeri bir değer yargısında bulunmak abartı değil kuşkusuz. O bakımdan, bu kuruluşun gerek Bakanlar Komitesi’nde, gerek Parlamenterler Meclisi’nde alınan kararları dikkate almakta yarar var.
AKPM’DEKİ TÜRK HEYETİ’NİN ÇALIŞMA YÖNTEMİ
     Türkiye nüfusu ve bütçesine katkısı oranında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde önemli sayılabilecek gruplardan birini oluşturuyor. Avrupa Parlamentosu’ndan farklı olarak, buradaki ülke parlamenterleri doğrudan seçimle gelmiyor ve heyetler, ulusal parlamento üyelerinden, temsil oranlarına göre seçilerek oluşturuluyor. Bu şekilde oluşan Türkiye heyetindeki parlamenterler, uzun yıllardan beri ,hangi siyasi partiden olurlarsa olsunlar, ulusal bir heyetin üyesi bilinciyle hareket ediyor. Başka bir deyişle parti farklılıklarını ortaya çıkarmıyor. Böyle bir tutum, AKPM’de siyasi grupları farklı olan parlamenterler açısından pek doğal değil belki ama Türkiye’de öteden beri uygulanan yöntem böyle.
     Bu yöntem uyarınca, AKPM heyetimize, Genel kurul gündemindeki konularda Türkiye’nin tutumu anlatılır ve buna uygun tutum almaları veya konuşma yapmaları beklenir. Hatta belirli gündem maddeleri hakkında, neler söylemeleri gerektiği kendilerine yazılı olarak da verilir. Öyle zaman olur ki, tüm konuşma metinleri yazılı olarak sunulur ve kendilerinden bunları okumaları beklenir. Yanlış anlaşılmasın burada parlamenterlere herhangi bir zorlama yoktur, normal karşılanan bir şeydir bu. Böyle gelmiştir, böyle gider. Öyle ki birçok parlamenter, bürokratlardan kendisi için konuşma metinleri bile talep eder. Hatta talep etmeyenlerin azınlıkta olduğunu belirtmemde sakınca yoktur sanırım.
 
 Türkiye’yi ilgilendiren konuların içeriğine gelince, ayrıca vurgulamaya gerek olmayan husus, Türkiye’nin özellikle temel hak ve özgürlükler ve demokrasiyle ilgili konularda sürekli savunma pozisyonunda olduğu gerçeğidir. Çünkü Türkiye, ne yazık ki, Avrupa kuruluşlarının tümüne üye olmak, ancak hoşuna gitmeyen ilkelerini ve ölçütlerini uygulamamak gibi pek de etik olmayan bir politika izliyor. Buna belki politika demek doğru değil ama ortaya çıkan görünüm böyle. Bu nedenle, Türk temsilcilerin, parlamenterler olsun, diplomatlar olsun, bu konularda boyunları her zaman büküktür. Nereden bakılırsa bakılsın kendi arzusuyla üye olan bir ülkenin bunca yıldır bu konularda ilerleme kaydedememesini,  muhataplarına  pek kolay izah edemezler.
     Bu açıdan bakıldığında, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile sorun yaşamasında pek şaşırtıcı bir durum yok aslında. Türkiye, özellikle siyasi alanda tam bir demokrasiyi gerçekleştirmeden, jeo-stratejik konumu itibariyle AB’ye de üye olmak istemekte, ancak AB kendisinden, her şeyden önce demokrasi alanındaki  eksikliklerini gidermesini  beklemektedir. Ne de olsa Türkiye’nin demokrasi konusundaki tutumu hiç kimse için sır değildir. Kendi özel koşullarını öne sürerek değişimi hep reddeden bir ülke olarak tanınır Türkiye. Avrupa Konseyi’nde böyledir, Avrupa Birliği’nde de böyle olacağı düşünülür. İşte sorunun özü de buradan, Türkiye’nin parlak olmayan demokrasi ve temel hak ve özgürlükler sicilinden kaynaklanır.
     Elbette Strasbourg kriterleri ile Kopenhag kriterleri özünde birbirinden farklı değil. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi’nin ilgi alanında olan demokrasi ve temel hak ve özgürlükler ölçütlerini aynen benimsiyor. Bu nedenle, bugün Türkiye’de kimi partilerce anlamsız şekilde “dayatma” olarak nitelenen kriterler aslında Avrupa Konseyi’nin üyelerinden uymalarını beklediği ölçütlerden farklı şeyler değil. Dikkat edilirse, bunları Avrupa Konseyi üyesi olarak çoktan yerine getirmiş olmamız gerekiyordu. Ama işte AB üyelik süreci gündeme gelince, bazı siyasi partilerimizce bunlar, Avrupa Konseyi bir tarafa bırakılarak, “AB’nin dayattığı kriterler” olarak damgalanıyor ve kamuoyumuz bu şekilde manipüle ediliyor.
AKPM BİLDİRİSİNİN ANLAMI VE ÖNEMİ
     Muhalefetin AKPM’nin son yayınladığı bildiri üzerinden AKP’yi yıpratma politikası yürütmesi ve AKP’nin bu çerçevede savunmaya geçmesi doğal değil. Çünkü yayınlanan bildiri, Avrupa Konseyi’nin temel ilkeleri çerçevesinde kaleme alınmış bir bildiri. Türkiye’de iddia edildiği gibi, “yargı sürecine müdahale” ile hiçbir ilgisi yok. Kuşkusuz, Anayasa Mahkemesi, her ülkedeki olduğu gibi, yürürlükteki anayasa hükümlerine göre hareket ediyor. Ama Türkiye’de yürürlükteki anayasa ve ilgili yasalar, demokrasinin özünü oluşturan ifade ve örgütlenme özgürlüğünü, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde öngörülenin (Madde 10 ve 11) ötesinde kısıtlamış durumda. İşte AKPM bu noktadan hareket ediyor ve üyesi Türkiye’deki demokrasi eksikliklerine işaret ediyor ve bunun temel  ilkelere uymadığını dile getiriyor.
    AKPM’nin bildirisinde vurgulanan bu hususlar ortadayken, muhalefet partileri TBMM’de hem TCK 301. Maddesinin değiştirilmesine şiddetle muhalefet ediyor, hem de yeni ve demokratik bir anayasa yapılmasına karşı çıkıyor.  Sanki AKPM’nin altını çizdiği hususları göz ardı edercesine, hatta “bizim bunlara uymaya hiç niyetimiz yok” dercesine. AKP de çıkıp “ben talep etmedim, onlar yayınladı” demek suretiyle aslında bu oyuna ortak oluyor. Asıl konu bu değil ki. Yanıtı verilmesi gereken soru şu aslında: Türkiye neden üyesi olduğu kuruluşun ilke ve ölçütlerine uymuyor ? Neden böyle, kimler bunun böyle olmasının sorumluları?
     Bu konuda şu kadarını belirteyim ki İspanya’da Franco’nun ölümünden 2 yıl kadar sonra yapılan genel seçimlerden çıkan Temsilciler Meclisi’nde Franco’cu kökenden gelen milletvekilleri dahil hiç kimse, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün Türkiye’deki gibi kısıtlanmasını önermemişti. O bakımdan Türk siyasetindeki bu çarpıklığın biran önce giderilmesi zorunluluğu var.
     Muhalefet partilerini dinleyen ve konuyu etraflıca bilmeyen, AKPM’nin ısmarlama bildiri yayınlayabileceğini düşünecek belki. Eğer böyle bir şey mümkünse, AKPM’den istenilen bildiriyi çıkartmak veya çıkartmamak mümkünse, bu iddiada bulunanlara, neden Türkiye’yi öven bir bildiri yayınlanması için girişimde bulunmadıklarını sormakta yarar var. Ancak konu bu değil, acı ama gerçek olan şu ki, Türkiye’de ulu orta söylenenleri orada dile getirebilmek o kadar kolay değil. Çünkü benzeri söylemleri orada dile getirmek, kişinin demokratik saygınlığını zedeleme riski taşıyor. Bunu da kimsenin istememesi doğal elbette. O bakımdan,  AKPM bildirisi konusunda Türk kamuoyuna esas konunun ne olduğunun açıklanması gerek.  Çünkü bildirinin altında, dört önemli siyasi grubun, Hristiyan Demokrat, Sosyalist, Liberal ve Birleşik Sol gruplarının Başkanlarının imzaları bulunuyor.
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

YAZARIN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)


AB YOLUNDA
(Arşiv Linkleri)


AB YOLUNDA

AB EDİTÖRÜNDEN

AB MÜKTESEBATI

LİNKLER

AVRUPA KOMİSYONU ANKARA TEMSİLCİLİĞİ

AB'NİN FAALİYETLERİ

AB-ARŞİV


BU SAYFAYI TAVSİYE ET!