minidev
L.G.B.T.T YAZILARI
“Ulema” eşcinselliği tanırsa...
Tektanrılı dinlere inanan eşcinsellerin kafasını en çok kurcalayan konulardan biri dinde, dine göre eşcinselliktir. İnandıkları tanrıyla, dinle karşı karşıya gelmenin en temel düğüm noktası olabilir. Batılı Hristiyan toplumlarda da düğüm tam anlamıyla çözülmüş değil, fakat LGBT hareketlerin mücadeleleriyle, eşcinsel hayatın kısmen de olsa görünür ve tartışılabilir olmasıyla bazı kazanımlar elde edilebilmiştir. Bugün bazı ülkelerde eşcinseller kilisede evlenebiliyorsa, Katolik eşcinsel dernekler kurulabiliyorsa, hak ve özgürlük mücadelelerinin, dinin tartışmaya açılmasının getirileri yadsınamaz.
 
Türkiye’de yaşandığı haliyle İslam yakın zamanlara kadar belirli konuların dışında tartışılmazdı. En ileriye giden tartışmalar orucu neyin bozacağıyla, kurbanın, zekatın nasıl dağıtılacağıyla ilgili yerlere takılır, oradan da kısır bir döngüye girerdi. Alevilik, tasavvuf gibi konuların geçiştirilmesi alışıldıktı. Bugünlerde ise farklı çıkışlar duymaya başladık. Kandil günlerinin uydurma olduğunu söyleyenler bile kendilerine bir yer bulabildiler. Elbette ki tartışmaların ezber bozucu, yenilikçi olduğunu ve özellikle türban konusunda sıkıştığımız kısırlıktan çıktığını iddia etmek abes olur, fakat cılız da olsa çatlak seslerin çıkmaya başladığını kabul etmeliyiz. İslam(cılığ)ın her yeri sardığı korkularından biraz uzaklaşıp gündelik ve politik hayata bu kadar hakim olan dinin tartışılmasında cılız sesleri de duyabilmenin yollarını aramalıyız.
 
Geçenlerde, eğer ‘resim yapan fil’ haberinden sonra dikkatinizi çekebildiyse ve bu grotesk medya diline rağmen kanalı değiştirmediyseniz, İslam’da tartışılmasına pek alışık olmadığımız eşcinselliğin Endonezya’da yapılan bir konferansta görüşüldüğünü, eşcinselleri kucaklayan açıklamayı duymuşsunuzdur. Ulemanın eşcinselliğin İslam’la bağdaştığını beyan etmesinden daha önemli olan “Müslüman eşcinseller yokmuş gibi” yapan dini söylemlerin sarsılması değil mi? Elbette birçok inançlı eşcinsel rahatlayacak, elbette karşı görüşlü ulema protesto edecek, fakat tam da eşcinselliği dışlayan, görünmez kılan dini söylemlerin “yeniden düşünülmesi” de gerekmeyecek mi?
 
Müslüman eşcinsellerin arasında cinsel yönelimlerinin en büyük günahları olduğunu düşünen, vicdan azabı çekenler de var, İslamı kendine göre yorumlayıp Allah’ın hoşgörüsüne sığınan da, gelgitler, çelişkiler yaşayanlar da, dininden uzaklaşan da...İslam’ın Türkiye’de en yaygın din olarak kabul edildiğini düşünürsek, müslüman eşcinsellerin var olduğunu, kafalarını kurcalayan sorulara öznel ve/veya kültürel cevaplar geliştirdiklerini de teslim etmeliyiz. Kritik nokta da burada yatıyor, kapsayıcılığını, egemenliğini, gücünü pekiştirmeye çalışan dini otoritelerin, oluş(turul)muş cevapları, pratikleri, yaşam tarzlarını silebileceğini görmeliyiz. Dini söylemin dışına attıklarını tekrar içeri alması da şiddetle gelir; oluş(turul)muş yorumların, cevapların unutturulması, özne kurucu özelliğinin yadsınması anlamına gelebilir. Diyanet İşleri eşcinselleri es kaza kucaklarsa, sivriliklerini törpülemek, tüm soruları sorup yanıtlama tekelini elinde bulundurmak isteyecektir. İnançlı eşcinsellerin deneyimleriyle “şablona” sığmayacağını tahmin etmek zor değil, deneyimlerini, öznelliklerini törpületmemenin de mücadele alanı açabilmesi için eleştirel kalabilmeyi sürdürmenin yolları düşünülmeli. Türban takan kadınların içinde olmadığı kısır türban tartış(a)ma(ma)ları gibi, eşcinsellerin konuşmadığı İslam’da eşcinsellik münazaralarına da izin verilmemelidir.
 Önal Demirci
 
 
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!