minidev
AB YOLUNDA
Kıbrıs’ta yeni paradigma gerekiyor-Cengiz Aktar
                                                     
Kıbrıs sorununda kalıcı çözüm arayışları baharın başlangıcıyla yeniden canlandı. Önceki girişimlerle temel fark ilk kez her iki tarafta da çözüm isteyen Rum ve Türk politikacılar olması. Adanın AB üyeliğine giden nazik dönemde önce Denktaş ardından da Papadopulos çözümsüzlüğü dayatmışlardı. Adadaki siyasî iradeye ABD’nin, Birleşmiş Milletler Teşkilatı siyasî işler departmanının başındaki Amerikalı diplomatın ve bazı AB’li ülkelerin desteğini ekleyince tablo anlam kazanıyor. Bugüne dek adanın Rum politikacılarını izlemiş olan Yunanistan’ın desteğini de ilâve etmek mümkün. Geriye kalıyor Türkiye.
 
Talat’ın 7 Mart’taki Ankara temaslarında elde ettiği desteğin sürmesi ve en önemlisi başlayan yeni sürecin Türkiye’deki gergin ortama kurban gitmemesi gerekiyor. Krizi yönetmekte zorlanan bir AKP devlete ve milliyetçiliğe taviz vermek zorunda kalırsa Kıbrıs’ta çözüm için gereken iradeyi bulmak ve statükocu güçlere karşı koymak zorlaşır. Bu anlamda askeriyenin Çarşamba günü adada başlayan en üst düzey gövde gösterisinin ne kadar işlevsel olabileceğini sormak gerekiyor.
 
Halbuki Kıbrıs’taki yeni süreç hem hükümet hem ülkenin artık olmazsa olmazı olan AB sürecini canlandırmanın en mâkul ve somut yollarından biri. Bugün AB yolunun dönüp dolaşıp zamanında tıpkı Yunanistan için olduğu gibi, Kıbrıs’tan geçtiğini söylemek abartı değil. Yeter ki meseleye gereken önemi verelim.
 
Su konusu ve yeni ortaklık arayışları
 
Örneğin Pazar günkü Famagusta Gazette’de Güney Kıbrıs Tarım Bakanı Michalis Polynikis’in Yunanistan’ın adanın güneyine sekiz milyon metreküp su vereceği ile ilgili bir haber vardı. 
 
Ada oldum olası su fakiridir. Kuzey gibi güneyde de su sıkıntısı iklim değişikliği dolayısıyla ayyuka çıkmış durumda. Haberde verilen bilgiye göre 50 milyon metreküp suyu olan güneyin yıl sonuna kadar 16 milyon metrekübe ihtiyacı var. ‘Lübnan’dan su gelecek’ haberleri de suyu kendine yetmeyen Lübnan tarafından yalanlanmış. Yunanistan’dan yazın gelecek su ise olsa olsa taşıma su olur. Ana kara ile adanın arasında kurulacak denizaltı bağlantısının ekonomik hiçbir anlamı olmayacaktır. Deniz suyu arıtma bile daha ucuza gelebilir.
 
Dolayısıyla çare belli: Türkiye’den kuzeye gelecek suyun güneye de verilmesi. Hele geçen Cuma iki toplum arasında yeniden başlayan çözüm arayışları çerçevesinde gündeme geldiğinde bir su diplomasisinden dahi söz etmek mümkün.
 
Üstelik en önemlisi altyapı hazır. Alarko’nun geliştirdiği ve 11 yıl süren su taşıma projesinin gereken son anlaşmalar yapılırsa önümüzdeki Haziran-Temmuz gibi suyu aktarmaya başlayabileceği söyleniyor. Projenin tüm ada açısından ilginç iki özelliği var: Kuzeyin ihtiyacının 5 misli taşıma kapasitesi ve aynı boru üstüne elektrik kablosu döşeme olanağı sunuyor.
 
Su konusunda olduğu gibi tarafların avantajlarını artık birer silâh gibi değil çözümün araçları olarak ele almaları ve Kıbrıs’ta 19. yüzyıldan kalma ulusdevlet paradigmasının ötesine geçecek ortaklık ve birlikte yaşama formüllerini üretebilmeleri gerekiyor.

 
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)


AB YOLUNDA
(Arşiv Linkleri)


AB YOLUNDA

AB EDİTÖRÜNDEN

AB MÜKTESEBATI

LİNKLER

AVRUPA KOMİSYONU ANKARA TEMSİLCİLİĞİ

AB'NİN FAALİYETLERİ

AB-ARŞİV


BU SAYFAYI TAVSİYE ET!