minidev
L.G.B.T.T YAZILARI
Rehineler-Önal Demirci
 Bir vesileyle, Aykut Atasay’ın Bursa Gökkuşağı Derneği’nin düzenlediği yürüyüşü Bursasporlu fanatiklerin engellemesini temel alarak çektiği “Yürüyoruz” adlı belgeseli yeniden seyretme fırsatı buldum. İkinci seyredişim, yaşanan linç girişiminin etkisiyle, olayın sıcaklığıyla daha önce farkına varamadığım bir şeyi düşündürdü bana: devletin “güvenlik” kuvvetlerinin nasıl da şiddeti körüklediğini biliyorduk ama LGBTT aktivistlerin yaşadığı sıkış(tırıl)mışlığı, klostrofobiyi çok iyi anlatan bir belge olacağını tahmin edememiştim. Çoğu,  dernek binasından dışarı çıkarılmayan aktivistlerin arasında, taşlanan otobüsün içinde çekilen görüntüler hem klostrofobik devlet şiddetini, hem ikiyüzlü erkeklik performanslarını, hem de homofobi ve transfobinin nasıl tali değil kurucu olduğunu gösteriyor. Birçok film festivalinde gösterilmiş olan “Yürüyoruz” LGBTT hareketin önemli bir tanıklığı.
 
Ahlak adına söylenen sözlerin, yapılan işlerin, girişilen eylemlerin çoğu heteroseksizmi norm olarak oluşturmaya ve korumaya çalışırken farklı cinsel yönelimler ve cinsiyet kimlikleri hep kenarda tutuluyor, LGBTT’ler en ufak bir toplumsal çalkantıda, çıkmazda cezalandırılarak kurtuluş getirecek “rehineler” olarak kodlandıkları için de yaşamları pamuk ipliğine bağlı, “kapatılmaları” ise en temiz ceza. Sözgelimi, LGBTT aktivistler, Bursasporlu fanatiklerin “erkekliğini” ispatlamak için kullandığı rehin bedenler olarak kapalı bir yere tıkılabiliyor, taşlanabiliyor, hatta ölmeleri isteniyor. Sanki her fırsatta örselenmiş ama bir yandan da paramparça edilmiş erkeklikleri birkaç tane lezbiyen, travesti öl(dürül)se tamamlanabilecekmiş gibi...Bu tarz eylemlerin sadece bastırılmış eşcinsellikle açıklanması erkeklik ve ahlak üzerine söyleyebileceklerimizi sınırlıyor. Devletin en temel politikasının, heteroseksizmin, nasıl da kurduğu özneler tarafından talep edildiğini, sık sık da talebin ötesine geçip birebir homofobik, transfobik politikaların öznesi olmaya talip olduklarını görmemiz lazım...Bursasporlu fanatiklerin “erkek ve ahlaklı” devletin yerine geçmelerini, Ülker sokağı travestilerden “temizleyen” Habitat meraklısı devlet kadar birebir kendini ahlak getiren devletin yerine koyan mahallelileri düşünelim, ya Eryaman’da yaşananlar, Eryaman’da transseksüel ve travestilerin yaşadıkları insanlığa aykırı muameleler yarı devlet yarı halk grupların “ahlaksıza” haddini bildirme timleri değil miydi?
 
13 Mart’ta yayınlanan bir haber açıkça gösteriyor ki İzmir Alsancak’ta yaşananlar yeni bir devlet-vatandaş ittifakına gebe. Emekli bir bankacı şöyle sesleniyor: “Bu semt zamanında İzmir'in en lüks ve gözde semtiydi. Ancak şimdiki hali içler acısı. Gece sokağa çıkmak adeta imkansız oldu. Ara sıra sokaktan geçmek istediğimde, kılıktan kılığa girmiş insanlar var ve bunlardan rahatsız oluyoruz. Biz bu sorunları yaşamak istemiyoruz. Polis ekiplerini gecede defalarca arıyoruz ancak onların da yapacağı pek bir şey yok. Polis kısa süre sonra geliyor ancak ekipleri gören travestiler evlerine kaçıyor. Alsancak semti halkıadına Sayın Valimiz ve Emniyet Müdürümüzden çözüm istiyoruz. Alsancak semtinin eski günlere dönmesini istiyoruz.”( http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=147157 ) Sanki başka bir iş bulmaları mümkün kılınmış gibi, sanki zorunlu seks işçiliği insanlık suçu değilmiş gibi, sanki Alsancak’ın yaşadığı sorunların tek müsebbibi “kılıktan kılığa girmiş insanlarmış” gibi devlet “temizliğe” çağrılıyor. Tarihten bildiğimiz gibi az sonra “ahlaklı vatandaş” da temizliği bir görev bilecek, hatta belki gizli polisler transseksüelleri ve travestileri tehdit etmeye, zorla sürmeye başlayacak. “Rehineler” kapatıldıkça, sürüldükçe, öldürüldükçe, ne Alsancak “lüks ve gözde bir semt” olacak, ne de ahlakımız perçinlenecek.
Önal Demirci
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)



BU SAYFAYI TAVSİYE ET!