minidev
AB YOLUNDA
Devlet büyüklerinden inciler-Cengiz Aktar
                                                 Politikacı zırvaları her daim gazeteci ve yorumcuya malzeme oluşturmuştur. Ancak günümüzde sarfedilen öyle laflar var ki insan 2008 yılında yaşadığından şüphe eder hale geliyor. Sorunların üst üste gelmesiyle politikacının sınırlı kapasitesi ve vasatlığı da ortaya dökülüveriyor. Ülkenin giderek derinleşen sorunlarıyla ilgili lakırdılardan, türkçe hatalarına dokunmadan buyurun bir demet.
 
Sivil çözüm
 
Yıllardır Kürt sorununun şiddetle çözülemeyeceği söylenir. Harekât sonrası gündeme iyice yerleşen sivil çözüm beklentisi konusunda hükümetin, belediyeci yaklaşım dışında birşey yapmaya niyetli olmadığını biliyorduk. Ancak konuşmaktan da bir türlü vazgeçemedikleri için bakın işi ne tuhaf mecralara yönlendiriyorlar. Önce Başvekile kulak verelim. Geçenlerde bir mitingde: ‘Af yok. Suç işleyen cezasını çeker. Devlet katili affetme yetkisine sahip değildir. Katili affetme yetkisi aslında maktülün varislerine aittir. Hukukçu burda. Yanlışlık, haksızlık olur, zulüm olur.’ demiş.     
 
İnsan haklarından sorumlu başvekil yardımcısı Cemil Çiçek ise aynı konuda: ‘Bizim teröristi dağdan indirmek adına özel paket açıklamamızı kimse beklemesin. Böylesine ayırıcı, somut hale getirerek yasa çıkarmak anlayışı tam da terör örgütünün propangandasını yaptırır’ buyurmuş.
 
Gelelim sorulara. Katili af etme yetkisinin maktülün varislerinde olduğu sisteme kan davası denmez mi? Kaldı ki katile af isteyen kim? Sivil çözümü gündeme getirirken bunun toplumsal barışa değil de PKK’ya yarayabileceğini düşünmek nasıl bir mantıktır? Ve basında ‘sivil çözümü asker engelliyor’ diye tutturmuş olanlar hükümetin bu bariz gönülsüzlüğü karşısında ne zaman sağduyuya vasıl olacaklar?
 
Bu uzlaşmaz şuur hali bana hep Oslo barış süreci esnasında Şimon Peres’in bir sözünü hatırlatır. Filistinlilerin topyekûn terörist olduğunu, onlarla barış yapılamayacağını iddia eden bir gazeteciye, ‘insan herhalde dostuyla barışmayacak’ diyerek basit bir gerçeği hatırlatmıştı Peres. 
 
Zorunlu din dersi  
 
Şeyhulislam geçenlerde Danıştay’ın zorunlu din dersi ile ilgili Alevî davacıya hak veren içtihadına esti gürledi: ‘Bu bir kültür dersidir, bu çocuklarımızı namaza alıştırma, daha fazla dindar yapma değil; din hakkında daha bilgili yapma dersidir. Böyle olduğu için de dersin zorunlu olarak okutulmasında adeta zorunluluk vardır. Mevcut din kültürü derslerinin müfredatı şayet sadece İslâm’ın belli bir anlayışını ve gelenek grubunu anlatıyorsa onu daha kapsamlı ve İslâm’ın bütün tarihsel tecrübesi ile zenginliğini kuşatan bir hale getirmek gerekir.’
 
Din ve ahlâk dersi tam da din adamının dediği gibi sünnî müslüman ahlâklı tektip vatandaş yaratma dersidir. Yoksa semavî dinlerin, diğer inançların ve hatta şüpheci/inançsız geleneğin işlendiği dersler filan değildir. Türk insanın sünnîlik dışında diğer inançlardan tamamen bihaber olmasının nedeni bu tip müfredattır. Ayrıca zorunluluğun 1980 darbesi sonrasında getirilmesi resmî ideolojide öyle olmasa da milletin en temel dayanağı olan müslüman dinine, millîleştirici bir işlev yükler. Türban konusunda eğitim ve inanç özgürlüğü savunucularının bu eğitim ve inanç dayatması karşısındaki tavırları ise içler acısıdır.
 
Kadınlar günü arefesinde Başbakan
 
Ama en müthişi herhalde şu: ‘Biz bu genç nüfusumuzu aynen korumalıyız. Bunlar ne yapmak istiyor? Bunlar Türk milletinin kökünü kazımak istiyor. Eğer nüfusumuzun azalmamasını istiyorsanız bir ailenin üç tane çocuğu olmalı. Sevgili vatandaşlarım çocuk berekettir.’ Neresinden tutsan elinde kalır denen cinsten bir beyan. Genç nüfus, bereket iyi de şimdiden 15-19 yaş kızların %44.3’ü, oğlanların ise % 22.6’sının okula gitmediği ya da çalışmadığını hatırlayacak olursak AKP’nin gençliğe biçtiği vasıfsız, lumpen istikbâl ortaya çıkıveriyor.
 
Diğer soru, ‘bunlar’ ifadesi. Kim bunlar? Çok çocuk yaptığı söylenen Kürtler mi? Hani din kardeşimizdiler? Avrupa ve Batı mı? Hani ittifak halindeydik? ‘Natalist’ tabir edilen bu üreme politikalarının akibeti en iyi Afrika’nın içinde bulunduğu duruma bakarak anlaşılır.
 
Kürtleri topyekûn terörist, Alevîleri sapkın, gayrimüslimleri haçlı, kadınları da ‘oğlan çocuk üreticisi’ olarak yaftalandırınca ne fikir ne zikir ne de icraat bu vasatlıktan öteye geçemiyor. 
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)


AB YOLUNDA
(Arşiv Linkleri)


AB YOLUNDA

AB EDİTÖRÜNDEN

AB MÜKTESEBATI

LİNKLER

AVRUPA KOMİSYONU ANKARA TEMSİLCİLİĞİ

AB'NİN FAALİYETLERİ

AB-ARŞİV


BU SAYFAYI TAVSİYE ET!