minidev
AB YOLUNDA
TÜRBAN SERBESTİSİNİN TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER İÇİNDEKİ YERİ-Akın Özçer
 Her şeyden önce, AKP ile MHP’nin Türkiye’nin mevcut sorunlarından birini oluşturan türbanlı öğrencilerin üniversitelere serbestçe girememesinden kaynaklanan sorunu çözmek amacıyla inisiyatif almalarını doğal karşılamak gerekir.  Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, elbette, Anayasa’nın temel niteliklerine ( laik, demokratik, sosyal hukuk devleti) aykırı olmamak kaydıyla, uygun gördükleri her türlü siyasal öneriyi dile getirme, herhangi bir konuda inisiyatif alma özgürlüğüne sahip olduklarını kabul etmek durumundayız. Siyasi partilerin ayrıca, evrensel demokrasi ilkelerine uygun olmak kaydıyla, geniş bir toplumsal mutabakata dayanan yeni bir anayasa yapmaları da doğaldır. Aynı mantık çizgisi içinde, usulüne uygun şekilde halk oylamasına sunulacak yeni bir anayasanın, içerik bakımından, eskisinde yer alan kural veya kısıtlamalara bağlı olmayacağı da açıktır. Çünkü toplumların kendi kendilerini çağdaş gelişmelere kapamaları ve oldukları yerde kalmaları mümkün değildir.
Üniversitelerde türban yasağının kaldırılması konusunun özüne gelince, bu konuda her şeyden önce geniş bir toplumsal mutabakatın henüz sağlanmamış olduğu ve toplumdaki tartışmaların, türbanlı öğrencilerin üniversitelere serbestçe girmelerinin laiklik ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmadığı veya bireysel temel hak ve özgürlükler çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında kilitlendiği görülüyor. Kuşkusuz laiklik, demokrasinin vazgeçilmez ilkelerinin başında gelmektedir. Ancak laikliğin olmadığı bir demokrasi mümkün olmayacağı gibi, demokrasinin olmadığı bir ortamda laiklikten söz etmek de hiçbir anlam taşımamaktadır. O bakımdan konuya dengeli bir şekilde yaklaşmak ve türbanlı öğrencilerin üniversitelere serbestçe girmelerinin bir ülkenin laik olup olmamasıyla doğrudan ne ölçüde ilintili olduğunu, böyle bir özgürlüğün evrensel temel hak ve özgürlükler içinde ne kadar yeri olduğunu tartmak gerekir.
TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER BOYUTU
Hiç kuşku yok ki, kılık kıyafet özgürlüğünün temel hak ve özgürlükler içinde yeri var. Ancak bu özgürlüğün, diğer tüm özgürlükler gibi, başkalarının temel hak ve özgürlüklerine yönelik bir kısıtlamaya yol açmaması gerek. Türbanın ardında dinsel gerekçelerin bulunması, dinsel bir simge oluşturması bugün mağdur durumda olanların ilerde türban kullanmama özgürlüğünü olumsuz yönde etkileyebilecekleri kaygısına yol açıyor. Bu noktadan hareketle, üniversitelerde türban yasağını savunan öğretim üyelerinin hiç de azımsanmayacak bir çoğunluğu temsil ettiğini gözlemliyoruz.
Türkiye’nin evrensel ölçütlere uygun eksiksiz bir demokrasi olmasını savunanların, elbette, yasakları savunan bir tutum içine girebilmeleri mümkün değil. Ancak şurası da bir gerçek ki, Türkiye’de ifade ve örgütlenme özgürlükleri önündeki engeller, azınlık statüsüne sahip vatandaşlarımızın mülkiyet haklarının kısıtlanması, farklılıkları olan vatandaşlarımızın kültürel hakları gibi sorunlar ortada dururken, sadece türban “mağdurları”nın kılık kıyafet özgürlüğü sorununun gündeme getirilmesi, Türkiye’nin demokratikleşme yolunda önemli bir adım attığı   gibi genel bir sonuca varmayı güçleştiriyor. Doğrudan bir ilintisi bulunmamasına karşın, laiklik ilkesinin en azından aşındırıldığından kaygı duyanların sayısını arttırıyor. Bu nedenle, türban konusunun genel bir demokratikleşme çerçevesinde, örneğin yeni anayasa çalışmaları bağlamında gündeme getirilmesi, çok daha uygun bir seçenek olurdu.
Hiç kuşku yok ki, türbanlı öğrencilerin serbestçe üniversitelere girebilmelerinin, Türkiye’nin Kopenhag veya Strasbourg kriterlerine uyumu konusunda önemli bir adım attığı şeklinde de yorumlanması mümkün değil. Nitekim, konuyla ilgili olarak dışarıdan gelen ilk tepkiler de, bu sorunun her şeyden önce Türkiye’ye özgü olduğu yönünde. Fransa gibi laikliğin beşiği bir ülkede dahi yüksek öğretim kurumlarında türban yasağının bulunmuyor olması, Türkiye için sanıldığı kadar da önemli bir örnek oluşturmuyor. Çünkü Fransa, halkının çoğunluğunun hristiyan olduğu bir ülke. Üniversitelerindeki türban serbestisi de sonuçta bir azınlık dinine mensup vatandaşlarının kullandığı bir özgürlük. Dolayısıyla Türkiye’deki üniversitelere örneğin hristiyan simgeleriyle serbestçe girilmesiyle karşılaştırılabilecek bir uygulama. Böyle bir sorun Türkiye’de belki yok ama türban konusunda getirilmesi öngörülen düzenlemenin mutlaka eşit vatandaşlık ilkesine uygun olması gerekir.
 Kaldı ki Türkiye’nin AB üyeliğine karşı bir politika izleyen Fransa’daki iktidar ve mecliste dayandığı ılımlı sağın büyük temsilcisi UMP, bu tutumuna gerekçe olarak Türkiye’nin Magreb ülkeleri gibi bir İslam ülkesi olduğu tezini yaygın biçimde kullanıyor. Ayrıca Fransız medyası, diğer  AB ülkelerinde olduğu gibi, AKP’yi “İslamcı” veya “ılımlı İslamcı” olarak tanımlamayı sürdürüyor. O bakımdan Fransa başta olmak üzere, özellikle Türkiye’nin AB üyeliğine karşı ülkelerin, Türk üniversitelerinde türban yasağının kaldırılmasını, demokratik bir adım olarak değil, kendi tezlerini destekleyecek bir unsur olarak kullanacağından kuşku duymamak gerek.
DEMOKRATİK BİR ANAYASA İÇİNDE OLMASI ŞART
Görüldüğü gibi, üniversitelerde türban yasağını kaldıracak düzenlemenin, temel hak ve özgürlüklerle ilgili bir boyutu var ama bu boyutun inandırıcılığının ortaya çıkarılması için diğer önemli temel hak ve özgürlük alanlarını da genişletecek girişimlerle tamamlanması gerekiyor. Bu girişimlerin başında da kuşkusuz yeni anayasa çalışmaları geliyor. AKP’nin seçim vaadleri içinde yer alan yeni bir anayasa yapılması konusunda, anımsanacağı gibi, sivil toplum tarafından çalışmalar başlatılmış, hatta TEPAV bünyesinde 40 milyon vatandaşımızı temsil eden sivil toplum örgütlerinin üzerinde uzlaştığı  bir temel ilkeler belgesi hazırlanmış, geçen Aralık ayında da TBMM Başkanı’na sunulmuştu. Türban konusu TEPAV’daki çalışmalarda da gündeme gelmiş, ancak bu sorunun çözümü için ayrıca anayasal bir düzenlemeye gerek olmadığı, yasal çerçevenin yeterli olacağı hususu benimsenmişti. Oysa bugün 1982 Anayasası temelinde getirilmesi öngörülen anayasal ve yasal değişikliklere karşın, Anayasa Mahkemesi’ nin içtihadının geçerliliğini koruma olasılığı bulunuyor.
 Kaldı ki AKP’nin bugün türban yasağının kaldırılmasına öncelik verdiği gibi, yeni anayasa konusunda olsun, ifade ve örgütlenme konusunda olsun adım atmaya pek istekli görünmeyen MHP ile birlikte hareket etmesi, kamuoyunda bazı söylentilere de yol açmış durumda. Bu söylentilerin gerçek çıkması, hiç kuşku yok ki, türban konusunun temel hak ve özgürlükler boyutuyla değerlendirilmesine engel oluşturacaktır. Türk demokrasisinin tek sorunu türbanlı öğrencilerin üniversitelere serbestçe girememelerinden ibaret olmadığına göre, öncelik verildiği anlaşılan bu sorunun çözümlenmesinden hemen sonra, hiç vakit kaybedilmeksizin, başta ifade ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere, temel hak ve özgürlükler alanındaki eksikliklerimizin yeni ve demokratik bir anayasa çerçevesinde ivedilikle giderilmesi için   somut adımlar atılması gerekmektedir.
Türbanla ilgili düzenlemeye laiklik ilkesini zedelediği gerekçesiyle karşı çıkanların en azından bir bölümünün, yeni ve demokratik bir anayasa yapılmasına da karşı oldukları bilinmektedir. Toplumun bu kesimi örneğin TCK 301. Maddesinin aynen korunmasını savunmakta, Kürt sorununun çözümü açısından da önem taşıyan kültürel haklar veya bu hakları içeren eşitlik ilkesine dayalı çağdaş vatandaşlık kavramına direnmektedir. Ancak türban konusunda kaygıları olan daha önemli bir kesim vardır ki AKP’nin demokratikleşme yolunda gerekli adımları atmasını beklemektedir. İşte asıl bu beklentinin boşa çıkması, toplumdaki gerilimi arttıracak tehlikeli bir gelişme olacaktır.
 
AKIN ÖZÇER
 
 
 
 
BU BÖLÜMÜN DİĞER YAZILARI

(Kasım 2007 öncesi)
 


(Kasım 2007 öncesi)


AB YOLUNDA
(Arşiv Linkleri)


AB YOLUNDA

AB EDİTÖRÜNDEN

AB MÜKTESEBATI

LİNKLER

AVRUPA KOMİSYONU ANKARA TEMSİLCİLİĞİ

AB'NİN FAALİYETLERİ

AB-ARŞİV


BU SAYFAYI TAVSİYE ET!