Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR

Aşağıdaki yazının sahibi bir Cumhuriyet Savcısı. Adana Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu. Ama alıştığımız anlamda bir "hakkın aranması" için uğraşmıyor: Yasalar, onu yapanları etkilemez mi? Yasa yapanlar koydukları yasalardan muaf mı tutulurlar? Eğer öyleyse bu adil midir? Sorular da, cevaplar da kolay değil. Hele konu edilen, askeri müdahale ise....
Bir savcının çağrısı

Daha önceden bu konu hakkında size yazı gönderdim mi bilmiyorum. Çünkü aynı yazıyı pek çok aydın, gazeteci, yazar ve politikacıya gönderiyorum. Sağolsunlar o kadar çok ilgileniliyor ki, gözlerim yaşarıyor. Siz de onlardan biri iseniz bu yazının gerisini okumasanız da olur. Kıymetli vaktinizi ziyan etmeden, demokrasi ve insan hakları nutukları atmaya devam edebilirsiniz.

Konu, tahmin ettiğiniz gibi 12 Eylül ihtilali ile ilgili... Ancak bu size yazdığım son yazı olacak. Çünkü timsah gözyaşlarını daha fazla görmek istemiyorum. Türkiye'nin tek eksiğinin, etkili yerlerdeki insanların, mevcut aksaklıkları gidermek için üzerlerine düşeni yapmadığını gördüğümden, geçen sene, vatandaş sıfatı ile, 12 Eylül'ü gerçekleştirenlerin yargılanması için suç duyurusunda bulunmuştum. Belki bir Cumhuriyet Savcısı'nın suç duyurusu etkili olur ve suçlular cezalandırılır diye ümit etmiştim. Ama istediğim sonucu alamayınca bu sefer de Cumhuriyet Savcısı sıfatı ile fitili ben ateşlemek zorunda kaldım.

12 Eylül'den ben şahıs olarak bir zarar görmemiştim. Askere de düşmanlığım yoktu. Hatta hanımım bir albay kızı idi ve bacanağım da albaydı. Ailemde de pek çok subay bulunuyordu. Buna rağmen 12 Eylül'ü gerçekleştirenler hakkında bu işe girişmem, tamamen hukukçu kimliğim ile ilgilidir. Çünkü savcı olarak suç işleyen kişileri yargı önüne çıkartmak benim görevimdir. Bu kişilerin sıfatı işledikleri suçu haklı göstermez. Herkes işlediği suçun cezasını çekmelidir. Ancak, Türkiye'de aydınlarımız o kadar duyarsız ki, benim yaptığım bu girişimi görmezlikten geldiler. Sözüm ona 12 Eylül aleyhine kitap bile yazanlar ve gazete ve televizyonlar, bu konudan bahsetmediler. Bunlara belki siz de dahilsiniz. Ama 12 Eylül aleyhine atmaya gelince mangalda kül bırakmadılar.

Ara rejim tartışılırken
Türkiye, şimdi yeniden ara rejim tartışmalarının başlatıldığı, şiddet eylemlerinin tırmandırıldığı ve 12 Eylül öncesini hatırlatan görüntülerin yaşandığı günlere sürüklenmiştir. Bunların tesadüf olduğunu düşünmüyorsunuzdur umarım. Gaye Türkiye'nin önünü görmesini engellemektir. Böylellikle güç ve şer odakları hakimiyetlerini devam ettirebileceklerdir. Ama 12 Eylül'ü gerçekleştirenlerin cezalandırılması, en azından yargı önüne çıkması sağlanabilse, sıranın kendisine geleceğini gören asker veya sivil hiç kimse kanunsuz işlem veya eylem yapamıyacak, banka hortumlayamıyacaktır.

Şimdi ben, yaptığım bu girişimden dolayı, Silahlı Kuvvetler'e hakaretten iki ayrı dava ile yargılanıyorum. Asıl yargılanması gerekenler hakkında işlem yapmıyan ve açtığım davayı örtbas edip takipsizlik kararı verdirtenler, benim yargılanmam için iki ayrı davayı gündeme getiriyorlar.Gayeleri açık, ceza almam isteniyor. Önce, devletin bekaa ve temadisine hizmet etmiş devlet adamları hakkında uygunsuz sözler yazdığımı iddia ederek tahkikat başlatıldı. Ama görüldü ki bundan ceza verilemiyecek, bu sefer de işi 'Silahlı Kuvvetler'e Hakaret'e çevirdiler. Ortada bir hakaret yok, ama olsun, onlar ceza vermeyi kafaya koydular bir kere. Mahkemede ceza almasam bile, disiplin cezası alacağım kesin sayılır.

Hukuk devleti bu, kolay değil...
Şimdi sizlere son defa sesleniyorum: Eğer gerçekten Türkiye'nin bir hukuk devleti olmasını istiyorsanız, bir savcının iddianamesine takipsizlik kararı verilemeyeceğini hiç olmazsa bir bilenden öğrenin ve davanın görülmesini temin ettirin.

Basın ve televizyon, kişilerin olaylardan haberdar olması için vardır. Basının dördüncü kuvvet olması da, kitlelere ulaşması ve yanlışlıkları gözler önüne sermesi sebebiyledir. Eğer gerçekler duyurulmayacaksa ve varsa yanlışlıklar tenkit edilip doğrusunun yapılması sağlanmıyacaksa basına ve televizyona ne gerek var? Siz de bir basın mensubu iseniz benim yaptığım girişimi ve bana yapılanları kitlelere duyurun ki, yapılan kanunsuzluğu ve haksızlığı herkes görsün. Eğer bir üniversite mensubu iseniz, özellikle de hukukçu iseniz, bana ve iddianameme karşı girişilen harekete nasıl seyirci kalabiliyorsunuz kendinize sorun lütfen... İlim adamı kimliği ile bu suskunluğunuzu bağdaştırabiliyor musunuz? Bir avukatsanız veya baro temsilcisi iseniz sizi bağlayan ne var ki, siz de suskunlar kervanına katılıyorsunuz?

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmek için can atması onların kara kaşına hayranlıktan değil, insan haklarına verdikleri değerden ve suç işleyenlerin sıfatına bakılmaksızın her vatandaş gibi yargılanabildiklerini bilmelerindendir.

Güçlü olan hep haklı mıdır?
Şimdi Türkiye'nin önünde, benim açtığım dava sebebiyle suçluların yargılanması ümidi vardır.12 Eylül milat olsun ve o tarihten bugüne kadar suç işlemiş olanlar kim olursa olsun yargı önüne çıkıp hesap versin. Elbette suçlu değilse bunları mahkum edelim demiyorum. Ama en azından hiç kimse, yaptığının yanına kâr kalmayacağını görsün.

Diğer taraftan, sadece görevimi yaptığım halde benim yargılanmamın haksızlığını da dile getirin. Benim ceza alıp almamam önemli değil, ama bana yapılanın haksızlığını dile getirirseniz alacağım ceza bir anlam ifade eder. Aslında bu duyarsızlığa bakıp çok defa kendi kendime kızdığım zamanlar da oldu. Ama birilerinin gerekirse kendini feda etmesi ve hukukun üstünlüğünü göstermesi gerekiyordu. O kişi ben olsam ve mağdur edilsem ne çıkar diye düşünerek bu mücadeleye giriştim.Yoksa herkes kadar ben de bu memlekette kimin daha güçlü olduğunu biliyorum. Ama güçlü her zaman haklı olacaksa bizlere ne gerek var? Aydın insan haklıdan yana mıdır, yoksa güçlüden yana mı, bunu bir düşünün. Eğer güçlüye boyun eğerseniz hiçbir zaman haklı olamazsınız ve siz her türlü aşağılanmaya da müstahaksınız demektir. Ben kendimi bu denli aşağılatamam.

Sizin de aynı şekilde düşündüğünüzü sanıyorum. O halde gelin bu davanın takipçisi olun ve unutmayın ki Watergate skandalı, bunu önemseyen iki gazetecinin, aylarca bu konuyu gündemde tutması ile gerçekleşti.Yani siz de bu konuyu bir iki defa yazmakla vazifenizi yaptığınız hissine kapılmayın. Neticeye gitmeyen hiçbir iş, başarılmış sayılmaz. Gelin hep birlikte netice almak için uğraşalım. Mücadeleyi de netice almadan bırakmayalım.

Saygılarımla

Sacit Kayasu
Adana Cumhuriyet Savcısı




Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla