|
Manisalı
Gençler olarak tanıdığımız çocukların suçu, bir kiremit parçasıyla
duvara slogan yazmaktı. Bundan dolayı işkence gördüler, beş yıl
boyunca yargılandılar ve bu süreçte çektikleri sıkıntılar nedeniyle
kiminde psikolojik bozukluklar görüldü, kiminde tüberküloza varan
bedensel rahatsızlıklar. Bazıları 'Bu ülkede benim yakamı bırakmazlar
artık' diyerek başka ülkelerde yaşamaya kadar vardırdı işi. Sadece
onlar değil elbette. Depremzedelere yardım gitmesine toplamak için
sokaklarda dans eden çocuklar da, sitenin bahçesinde oynarken gürültü
yaptıkları için gözaltına alınan çocuklar da 'devlet baba'nın kim
olduğunu gördüler. Aziz Nesin'den Rıfat Ilgaz'a, Uğur Mumcu'dan
Mümtaz Soysal'a... Bunlar bir kaç örnek tabii. Daha saymadığımız
niceleri var...

Çocuk yaşta katıldığı bir yürüyüş yüzünden, astığı bir pankart yüzünden
pasaport alamayan, devlet dairesinde işe giremeyen, girdiği işten
atılan, anasından emdiği süt bumundan gelen yüz binlerce kişi...
Bir de 'has evlatlar' var. Ya da 'hacıyatmaz'lar...

Onların yaptıklarını başka her kim yapsaydı, anasından emdiği süt
burnundan da gelirdi. Ama onlar vurdu, kırdı, yaptı, etti ve hâlâ
gözde kalmayı başardılar. Örnek mi? Alın size örnek:

TARİH:
13 NİSAN 1970
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde bir ülkücünün kaçırıldığı
haberi aynı fakülteden olan Ülkü Ocakları Genel Başkanı İbrahim
Doğan'ı ayaklandırdı. Doğan, çevresine on kadar ülkücüyü topladı.
Hepsine tek tek silah verdi. Silah verdiklerinin arasında bugünkü
Sağlık Bakanı Osman Durmuş da vardı. Fakültenin merkez binasına
bir kamyonete doluşarak gittiler. Sağa sola ateş ettiler, solcu
öğrencileri dövdüler. Osman Durmuş da Göksan Zeren adlı bir
öğrenciyi yumrukladı. Osman Durmuş ve diğer ülkücüler daha
sonra Türkiye Tabip Odaları'nın önemli bir yöneticisi olacak olan
Selim Ölçer'i kamyonetle kaçırırken, geride kalan İbrahim Doğan
ve Ali Güngör'ün açtığı ateş sonunda 37 yaşındaki yedek subay
asteğmen Doktor Necdet Güçlü, beyninden aldığı kurşunla öldü. Doktor
Güçlü'yü öldüren silahı İbrahim Doğan'ın ateşlediği anlaşıldı.
İbrahim Doğan'ın kullandığı tabanca ise Fehmi Altınbilek
adlı bir üsteğmene aitti. Bu olayda adlarını andığımız kişilerden;
* Osman Durmuş, her gün okuluna polis tarafından dört yıl
boyunca yakalanamadı, dava dosyasmda adı hep 'yakalanamayan sanık'
olarak geçti ve 1974 affıyla bir gün bile cezaevine girmeden kurtuldu.
* Doktor Necdet Güçlü'yü öldüren Ülkü Ocakları Genel Başkanı İbrahim
Doğan'dan yıllarca ses çıkmadı. Sonunda kendisini TBMM'nin doktoru
olarak gördük. Birini öldürmüştü ve Meclis doktorluğuna kadar çıkarken
herhangi bir engelle karşılaşmamıştı.
* Doktor Güçlü'nün öldürülmesinde silahı kullanılan Üsteğmen Fehmi
Altınbilek'in üzerine o dönemde Uğur Mumcu çok gitti. Ancak
kamuoyu bir türlü Fehmi Altınbilek'i doğru dürüst tanıyamadı. Adı
'Esrarengiz Üsteğmen'e çıktı. Fehmi Altınbilek bir-iki yıl
sonra Kızıldere'de Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürüldüğü operasyonda
yer aldı. Yıllar sonra, Susurluk Skandalı patlayıp da her şey birbirine
karışınca Altınbilek, Yalova'da 1998 yılında ortaya çıktı.
Altınbilek, Yalova ve çevresindeki çeteleri araştırıp kovuşturan
bir albaydı artık ve temiz toplum yaratmaya çalışıyordu.

KOMANDO
BAKAN MURAT BAŞESGİOĞLU
Olayların
hızlandığı aylardaydı... İstanbul'da Edirnekapı Öğrenci Yurdu ülkücülerin
elindeydi ve Çatlı'dan Ağca'ya, ne kadar kaçak katil ülkücü varsa
hepsi burada kalıyordu. Yurdun her iki yanından aşağıya üzeri bozkurt-üç
hilal amblemli iki büyük pankart sarkıyor, polis yurda bir türlü
giremiyordu.

24 Ocak 1975 günü bir bölümü
İstanbul Üniversitesi'nden, bir bölümü Edirnekapı Öğrenci Yurdu'ndan
çıkan ülkücüler, Vatan Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu'na baskın
yaptılar. Okuldan çıkan öğrencilerin üzerine ülkücüler tarafından
açılan yaylım ateşi sonucu Kerim Yaman adlı öğrenci olay yerinde
can verdi. Erol Erdoğan karnından, Erdinç Demirpolat ise gırtlağından
yaralandı. Olayın failleri oldukları gerekçesiyle İbrahim Halil
Öztürk, Hasan Külüng ve Ülkü Ocaklan İstanbul Şube Başkanı
Mehmet Acar tutuklanarak cezaevine gönderildiler. Daha sonra
iki ülkücü daha tutuklandı ancak dava uzun süre sonuçlandırılamadı
ve Kerim Yaman olayı, faili meçhul kaldı.

O dönemde büyük yankı yaratan
'Kerim Yaman'ın öldürülmesi olayında, saldırgan ülkücü grubun içinde,
arkadaşlannın kurşunuyla yaralanan bir Hukuk Fakültesi öğrencisi
ülkücü de vardı. Murat Başesgioğlu...

Murat Başesgioğlu'nu
yaklaşık 20 yıl sonra İçişleri Bakanı olarak gördük.

16 MART KATLİAMI'NDA KATİLLERE
ARKA ÇIKAN
POLİS ŞİMDİ VALİ
12
Eylül 1980 öncesinin en önemli olaylarından biri, 16 Mart 1978 günü
gerçekleştirilen '16 Mart Katliamı' oldu. İstanbul Üniversitesi'nden
çıkan öğrencilerin üzerine ülkücüler tarafından bomba atıldı, öğrenciler
silahla tarandı. Olayda İktisat Fakültesi öğrencisi
Abdullah Şimşek, Hukuk Fakültesi öğrencileri Baki Ekiz, Hikmet Akın,
Ahmet Turan Ören, Hatice Özen, Murat Kurt, Cemil Sönmez adlı öğrenciler
katledildi. Bu olayla ilgili dava neredeyse 23 sene geçmesine karşın
hâlâ sonuçlanmadı.

Olayın hemen ardından başlayan
yargılamada, olay günü üniversitede görevli olan polis memuru Yahya
Gergin tanık olarak ifade verdi. Gergin şunları söylüyordu: ''Üniversitedeki
karakolun yönetiminden sorumlu Başkomiser Behzat Peker idi. Olay
sırasında bombanın atıldığı yer ile sağ grup öğrencilerinin bulunduğu
yer arasında yaklaşık olarak 40 metre mesafe vardı, oradaki iki
merdiven arasında idi. Aynca daha önce benzer operasyonlarda sağ
görüşlü öğrencilerin olay günü gibi slogan attıklarını ben görmemiştim.
Onlar slogan atınca zaten az miktarda olan görevli polisler, onlan
dağıtmak için gönderilince, geride diğer öğrencilerin emniyetini
sağlayacak pek kimse kalmamıştı. Aynca ben olaydan sonra diğer arkadaşlarla
konuşurken Komiser Reşat'ın 'peşlerinden gitmeyin' diye bağırdığını
söylemişlerdi. Olay sırasında koşmayın diye bir ses duymuştum, kimin
söylediğini bilmiyorum. Daha sonra sorduğumda Komiser Reşat olduğunu
söylemişlerdi." (İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 1995/128 sayılı dosya)

Bu
dosyada daha birçok tanık, öğrencilerin üzerine bomba atan, kurşun
sıkan kişileri yakalamaya çalışan polis memurlarına 'Komiser Reşat'ın
'Koşmayın, peşlerinden gitmeyin' diye bağırdığını, polisleri engellemeye
çalıştığını ortaya koyan ifadeler verdiler. Bu olay, Komiser Reşat'ın
talihinin döndüğü olay oldu. Yükseldikçe yükseldi. İstanbul Emniyet
Müdür Yardımcılığı görevinde iken 1997 yılında vali rütbesine terfi
etti. Hangi Reşat mı? Sayın Vali Reşat Altay.

MECLİS'İN KÖMÜRÜ DOĞAN ÖZ'ÜN KATİLİNDEN
Savcı
Doğan Öz daha Konya'da görevliyken 'Mücadele Birliği' adlı örgütün
üzerine gitmiş, bunun üzerine Komünizmle Mücadele ve Milli Mücadele
Dernekleri 'Doğan Öz'ü istemeyiz' yürüyüşü yapmıştı. Denizli'de
savcıyken Necmettin Erbakan'ın kardeşi Akgün Erbakan'la ilgili bir
yolsuzluk dosyası hazırlamış, Süleyman Demirel'in kardeşi Hacı Ali
Demirel'e Denizcilik Bankası tarafından verilen usulsüz kredi olayını
araştırmıştı.

Savcı
Öz son zamanlarda MHP üzerine gidiyordu ve ülkücülerin kaldığı Site
Öğrenci Yurdu'nda yaptığı aramada bir tabanca ve bir bıçak bulununca
tepkileri üzerine çekmişti. Doğan Öz, 24 Mart 1978 sabahı evinden
çıktı, otomobilini çalıştırdı, motorun ısınmasını beklerken silahlı
saldırıya uğradı. Kendisine altı el ateş edildi. Olayın 18 görgü
tanığı vardı. Öz'ün katil zanlısı olarak yakalanan İbrahim Çiftçi
de cinayeti nasıl işlediğini ayrıntılarıyla anlatmıştı. Çiftçi
ayrıca 7 TİP'li gencin öldürüldüğü Bahçelievler Katliamı'nın sanıkları
arasındaydı. 18 tanığın gördüğü cinayetten nasıl beraat ettiği,
Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi'nin kararında şöyle anlatılıyordu:

'Sanık
İbrahim Çiftçi'nin maktul Doğan Öz'ü taammüden öldürdüğü mahkememizce
sabit görülmüştür. 23 Temmuz 1983 tarihli gerekçeli kararda deliller
tek tek tartışılmış, ret ve kabul sebepleri uzun uzadıya izah edilmiştir.
Askeri Yargıtay 1. Dairesi mahkememizin mahkumiyet hükmünü isabetli
görmüş, dörde bir oy çokluğu ile onamıştır. Daireler Kurulu'nun
başkan ve altı üyesi de sanık İbrahim Çiftçi'nin Doğan Öz'ü öldürdüğünün
sübuta ermesi nedeniyle 8 üyenin bozma kararına muhalif kalmıştır.
Ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararına direnilemeyeceğinden
bir oy farka da dayanan 7/8'lik oy çokluğuna dayanan bozma ilamına
sırf bu hukuki zorunluluk nedeniyle uyulmuş, sanık Çiftçi'nin beraatine
karar verilmiştir...''

Devamını
okumak için tıklayınız...
|