Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR

Okuyacağınız yazıyı Tempo Dergisinin son sayısından aldık. Usta gazeteci Halil Nebiler derleyip kaleme almış. İnsan canına fütursuzca kıyıp yine de siyaset sahnesinde ya da yönetici kadrolarda "her nasılsa" kalabilmiş, gizli eller tarafından mevki ve ikbale erdirilmiş bu insanları iyice tanıyalım, tanıtalım veya unutmayalım, unutturmayalım istedik. Dileğimiz, bu türden siyasetçilere, yöneticilere bundan böyle prim vermemek. Eli, yüreği, işi temiz kalabilmiş insanlarla toplumsal uzlaşmanın, hoşgörü ve barışın kurulabileceğini düşünüyoruz çünkü!
Hacıyatmazlar Antolojisi

Manisalı Gençler olarak tanıdığımız çocukların suçu, bir kiremit parçasıyla duvara slogan yazmaktı. Bundan dolayı işkence gördüler, beş yıl boyunca yargılandılar ve bu süreçte çektikleri sıkıntılar nedeniyle kiminde psikolojik bozukluklar görüldü, kiminde tüberküloza varan bedensel rahatsızlıklar. Bazıları 'Bu ülkede benim yakamı bırakmazlar artık' diyerek başka ülkelerde yaşamaya kadar vardırdı işi. Sadece onlar değil elbette. Depremzedelere yardım gitmesine toplamak için sokaklarda dans eden çocuklar da, sitenin bahçesinde oynarken gürültü yaptıkları için gözaltına alınan çocuklar da 'devlet baba'nın kim olduğunu gördüler. Aziz Nesin'den Rıfat Ilgaz'a, Uğur Mumcu'dan Mümtaz Soysal'a... Bunlar bir kaç örnek tabii. Daha saymadığımız niceleri var...

Çocuk yaşta katıldığı bir yürüyüş yüzünden, astığı bir pankart yüzünden pasaport alamayan, devlet dairesinde işe giremeyen, girdiği işten atılan, anasından emdiği süt bumundan gelen yüz binlerce kişi... Bir de 'has evlatlar' var. Ya da 'hacıyatmaz'lar...

Onların yaptıklarını başka her kim yapsaydı, anasından emdiği süt burnundan da gelirdi. Ama onlar vurdu, kırdı, yaptı, etti ve hâlâ gözde kalmayı başardılar. Örnek mi? Alın size örnek:

TARİH: 13 NİSAN 1970
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde bir ülkücünün kaçırıldığı haberi aynı fakülteden olan Ülkü Ocakları Genel Başkanı İbrahim Doğan'ı ayaklandırdı. Doğan, çevresine on kadar ülkücüyü topladı. Hepsine tek tek silah verdi. Silah verdiklerinin arasında bugünkü Sağlık Bakanı Osman Durmuş da vardı. Fakültenin merkez binasına bir kamyonete doluşarak gittiler. Sağa sola ateş ettiler, solcu öğrencileri dövdüler. Osman Durmuş da Göksan Zeren adlı bir öğrenciyi yumrukladı. Osman Durmuş ve diğer ülkücüler daha sonra Türkiye Tabip Odaları'nın önemli bir yöneticisi olacak olan Selim Ölçer'i kamyonetle kaçırırken, geride kalan İbrahim Doğan ve Ali Güngör'ün açtığı ateş sonunda 37 yaşındaki yedek subay asteğmen Doktor Necdet Güçlü, beyninden aldığı kurşunla öldü. Doktor Güçlü'yü öldüren silahı İbrahim Doğan'ın ateşlediği anlaşıldı. İbrahim Doğan'ın kullandığı tabanca ise Fehmi Altınbilek adlı bir üsteğmene aitti. Bu olayda adlarını andığımız kişilerden;
* Osman Durmuş, her gün okuluna polis tarafından dört yıl boyunca yakalanamadı, dava dosyasmda adı hep 'yakalanamayan sanık' olarak geçti ve 1974 affıyla bir gün bile cezaevine girmeden kurtuldu.
* Doktor Necdet Güçlü'yü öldüren Ülkü Ocakları Genel Başkanı İbrahim Doğan'dan yıllarca ses çıkmadı. Sonunda kendisini TBMM'nin doktoru olarak gördük. Birini öldürmüştü ve Meclis doktorluğuna kadar çıkarken herhangi bir engelle karşılaşmamıştı.
* Doktor Güçlü'nün öldürülmesinde silahı kullanılan Üsteğmen Fehmi Altınbilek'in üzerine o dönemde Uğur Mumcu çok gitti. Ancak kamuoyu bir türlü Fehmi Altınbilek'i doğru dürüst tanıyamadı. Adı 'Esrarengiz Üsteğmen'e çıktı. Fehmi Altınbilek bir-iki yıl sonra Kızıldere'de Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürüldüğü operasyonda yer aldı. Yıllar sonra, Susurluk Skandalı patlayıp da her şey birbirine karışınca Altınbilek, Yalova'da 1998 yılında ortaya çıktı. Altınbilek, Yalova ve çevresindeki çeteleri araştırıp kovuşturan bir albaydı artık ve temiz toplum yaratmaya çalışıyordu.

KOMANDO BAKAN MURAT BAŞESGİOĞLU
Olayların hızlandığı aylardaydı... İstanbul'da Edirnekapı Öğrenci Yurdu ülkücülerin elindeydi ve Çatlı'dan Ağca'ya, ne kadar kaçak katil ülkücü varsa hepsi burada kalıyordu. Yurdun her iki yanından aşağıya üzeri bozkurt-üç hilal amblemli iki büyük pankart sarkıyor, polis yurda bir türlü giremiyordu.

24 Ocak 1975 günü bir bölümü İstanbul Üniversitesi'nden, bir bölümü Edirnekapı Öğrenci Yurdu'ndan çıkan ülkücüler, Vatan Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu'na baskın yaptılar. Okuldan çıkan öğrencilerin üzerine ülkücüler tarafından açılan yaylım ateşi sonucu Kerim Yaman adlı öğrenci olay yerinde can verdi. Erol Erdoğan karnından, Erdinç Demirpolat ise gırtlağından yaralandı. Olayın failleri oldukları gerekçesiyle İbrahim Halil Öztürk, Hasan Külüng ve Ülkü Ocaklan İstanbul Şube Başkanı Mehmet Acar tutuklanarak cezaevine gönderildiler. Daha sonra iki ülkücü daha tutuklandı ancak dava uzun süre sonuçlandırılamadı ve Kerim Yaman olayı, faili meçhul kaldı.

O dönemde büyük yankı yaratan 'Kerim Yaman'ın öldürülmesi olayında, saldırgan ülkücü grubun içinde, arkadaşlannın kurşunuyla yaralanan bir Hukuk Fakültesi öğrencisi ülkücü de vardı. Murat Başesgioğlu...

Murat Başesgioğlu'nu yaklaşık 20 yıl sonra İçişleri Bakanı olarak gördük.

16 MART KATLİAMI'NDA KATİLLERE ARKA ÇIKAN
POLİS ŞİMDİ VALİ

12 Eylül 1980 öncesinin en önemli olaylarından biri, 16 Mart 1978 günü gerçekleştirilen '16 Mart Katliamı' oldu. İstanbul Üniversitesi'nden çıkan öğrencilerin üzerine ülkücüler tarafından bomba atıldı, öğrenciler silahla tarandı. Olayda İktisat Fakültesi öğrencisi Abdullah Şimşek, Hukuk Fakültesi öğrencileri Baki Ekiz, Hikmet Akın, Ahmet Turan Ören, Hatice Özen, Murat Kurt, Cemil Sönmez adlı öğrenciler katledildi. Bu olayla ilgili dava neredeyse 23 sene geçmesine karşın hâlâ sonuçlanmadı.

Olayın hemen ardından başlayan yargılamada, olay günü üniversitede görevli olan polis memuru Yahya Gergin tanık olarak ifade verdi. Gergin şunları söylüyordu: ''Üniversitedeki karakolun yönetiminden sorumlu Başkomiser Behzat Peker idi. Olay sırasında bombanın atıldığı yer ile sağ grup öğrencilerinin bulunduğu yer arasında yaklaşık olarak 40 metre mesafe vardı, oradaki iki merdiven arasında idi. Aynca daha önce benzer operasyonlarda sağ görüşlü öğrencilerin olay günü gibi slogan attıklarını ben görmemiştim. Onlar slogan atınca zaten az miktarda olan görevli polisler, onlan dağıtmak için gönderilince, geride diğer öğrencilerin emniyetini sağlayacak pek kimse kalmamıştı. Aynca ben olaydan sonra diğer arkadaşlarla konuşurken Komiser Reşat'ın 'peşlerinden gitmeyin' diye bağırdığını söylemişlerdi. Olay sırasında koşmayın diye bir ses duymuştum, kimin söylediğini bilmiyorum. Daha sonra sorduğumda Komiser Reşat olduğunu söylemişlerdi." (İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 1995/128 sayılı dosya)

Bu dosyada daha birçok tanık, öğrencilerin üzerine bomba atan, kurşun sıkan kişileri yakalamaya çalışan polis memurlarına 'Komiser Reşat'ın 'Koşmayın, peşlerinden gitmeyin' diye bağırdığını, polisleri engellemeye çalıştığını ortaya koyan ifadeler verdiler. Bu olay, Komiser Reşat'ın talihinin döndüğü olay oldu. Yükseldikçe yükseldi. İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı görevinde iken 1997 yılında vali rütbesine terfi etti. Hangi Reşat mı? Sayın Vali Reşat Altay.

MECLİS'İN KÖMÜRÜ DOĞAN ÖZ'ÜN KATİLİNDEN
Savcı Doğan Öz daha Konya'da görevliyken 'Mücadele Birliği' adlı örgütün üzerine gitmiş, bunun üzerine Komünizmle Mücadele ve Milli Mücadele Dernekleri 'Doğan Öz'ü istemeyiz' yürüyüşü yapmıştı. Denizli'de savcıyken Necmettin Erbakan'ın kardeşi Akgün Erbakan'la ilgili bir yolsuzluk dosyası hazırlamış, Süleyman Demirel'in kardeşi Hacı Ali Demirel'e Denizcilik Bankası tarafından verilen usulsüz kredi olayını araştırmıştı.


Savcı Öz son zamanlarda MHP üzerine gidiyordu ve ülkücülerin kaldığı Site Öğrenci Yurdu'nda yaptığı aramada bir tabanca ve bir bıçak bulununca tepkileri üzerine çekmişti. Doğan Öz, 24 Mart 1978 sabahı evinden çıktı, otomobilini çalıştırdı, motorun ısınmasını beklerken silahlı saldırıya uğradı. Kendisine altı el ateş edildi. Olayın 18 görgü tanığı vardı. Öz'ün katil zanlısı olarak yakalanan İbrahim Çiftçi de cinayeti nasıl işlediğini ayrıntılarıyla anlatmıştı. Çiftçi ayrıca 7 TİP'li gencin öldürüldüğü Bahçelievler Katliamı'nın sanıkları arasındaydı. 18 tanığın gördüğü cinayetten nasıl beraat ettiği, Ankara Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi'nin kararında şöyle anlatılıyordu:

'Sanık İbrahim Çiftçi'nin maktul Doğan Öz'ü taammüden öldürdüğü mahkememizce sabit görülmüştür. 23 Temmuz 1983 tarihli gerekçeli kararda deliller tek tek tartışılmış, ret ve kabul sebepleri uzun uzadıya izah edilmiştir. Askeri Yargıtay 1. Dairesi mahkememizin mahkumiyet hükmünü isabetli görmüş, dörde bir oy çokluğu ile onamıştır. Daireler Kurulu'nun başkan ve altı üyesi de sanık İbrahim Çiftçi'nin Doğan Öz'ü öldürdüğünün sübuta ermesi nedeniyle 8 üyenin bozma kararına muhalif kalmıştır. Ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararına direnilemeyeceğinden bir oy farka da dayanan 7/8'lik oy çokluğuna dayanan bozma ilamına sırf bu hukuki zorunluluk nedeniyle uyulmuş, sanık Çiftçi'nin beraatine karar verilmiştir...''

Devamını okumak için tıklayınız...

 




Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 

 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla