Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


Hacıyatmazlar Antolojisi

Ne diyor mahkeme? ''...sırf bu hukuki zorunluluk nedeniyle beraat..'' Mahkeme kararı şöyle de tercüme edilebilir: İbrahim Çiftçi'nin suçlu olduğunu biliyoruz, mahkum da ettik ama emir büyük yerden, ne yapalım!...

İşte bu İbrahim Çiftçi cezaevinden çıktıktan sonra dönemin asker partisi Milliyetçi Demokrat Parti'nin kongresinde genel başkana yakın alkış alıp işadamlığına soyundu. Müteahhitlikte gösterdiği üstün başarının meyvelerini tek tek toplayan Çiftçi, uzun bir süre Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kömür ihtiyacını karşıladı.

ATATÜRK EVİNİ BOMBALAYAN VALİ!
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en yüz kızartıcı olaylarından birini, 1955 yılının 6-7 Eylül günlerinde meydana gelen azınlıkların can ve mallarına yönelik saldırılar oluşturur.


EOKA, 1 Nisan 1953'ten itibaren Kıbrıs'ta yoğun baskınlara girişti. Önce İngilizlere karşı yürütülen operasyonlar çok geçmeden adadaki Türklere yöneliyordu. Kanlı olayların bir çığ gibi büyüyüp dayanılmaz hal alması üzerine İngilizler 30 Haziran 1955'te Türkiye ve Yunanistan'ı bir konferansa çağrıyor ancak sonuç alınamıyordu. Türkiye, 23 Ağustos 1955'te İngiltere'ye bir nota vererek Kıbrıs'taki Türklere karşı hareketsiz kalmayacağını bildirdi. İngiltere'nin 28 Ağustos 1955 tarihli çağrısı üzerine Türkiye-İngiltere-Yunanistan Dışişleri Bakanları Londra'da bir araya geldiler. Üçlü konferans açılırken, sanki bir düğmeye basılmışçasına İstanbul, Ankara ve İzmir'de 6/7 Eylül olayları başlıyordu. 6/7 Eylül olaylarının görünürdeki başlangıcı, 6 Eylül akşamına doğru, Kıbrıs Türk'tür Cemiyeti'nin Taksim alanında düzenlediği açık hava toplantısıdır. Toplantıda, ''Yunanlıların Atatürk'ün Selanik'te doğduğu evi bombaladıklan" haberi ortalığı kapladı. Sonuç korkunç. İki günde üç ölü, 30 yaralı. 73 kilise, bir Havra, sekiz Ayazma, iki Manastır, 3584'ü Rumlara ait olmak üzere 5538 gayrımenkul tahrip ve yağma edilerek yakılıp yıkıldı.

Olayların patlamasına gerekçe olan bombalama olayının merkezinde Oktay Engin adlı bir genç vardı. Türk hükümetinden aldığı bursla Selanik Üniversitesi'nde hukuk okuyan Engin, Başkonsolos Mehmet Ali Balin'in talimatıyla Hasan Uçar adlı kişiyi azmettirmişti. Yunan hükümeti tarafından tutuklanan Engin, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'nun araya girmesiyle serbest bırakıldı ve daha sonra Türkiye'ye kaçırıldı. Yunanistan'daki mahkemede gıyabında mahkum olan Engin, Türkiye'den istendiyse de iade edilmedi. Engin daha sonra MİT'te çalışmaya başladı. 1 Mayıs 1977, 16 Mart 1978 gibi önemli katliam olayları sırasında Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Daire Başkanlığı'nda çalıştı. Engin'i üst düzey görevle 90'lı yılların ortalarında bir dönem Çanakkale'de gördük. Susurluk tartışmalan sırasında ise daha önce Çatlı'ya pasaport verilmesi - Ağca'nın kaçırılması gibi işlerin organize edildiği Nevşehir'e 'vali' olarak atanmıştı.

HÂLÂ ÖĞRETİM ÜYESİ
Ünlü Susurluk kazasından sonra ortalık toz duman olup at izi it izine karışınca, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı Kutlu Savaş, Başbakan Mesut Yılmaz'ın talimatıyla bir araştırma başlattı ve ünlü raporu hazırladı. Raporda 'Azerbaycan Darbesi'ne de değinen Savaş, bu ülkedeki petrol kaynaklarının pek çok kişiyi tahrik ettiğini belirtiyor. MİT Müsteşarı'na, darbeye karışan Ferman Demirkol'un kime bağlı olduğunu soran Savaş, Demirkol'un MİT elemanı olduğunu teyit ediyor. Savaş'ın raporunda Azerbaycan Darbesi-Demirkol ilişkisi şöyle anlatılıyor: ''...hazırlanan darbede Türk tarafının da yer aldığını, (darbeci) Cevadov ve taraftarlannın Türkiye'den destek gördüğünü, MİT'in yanı sıra emniyetin de devrede olduğunu, Özel Harekat mensuplarının Azerbaycan'ın muhtelif bölgelerinde gruplara eğitim verdiğini, patlayıcı ve silah taşıdıklarını, Ferhan Demirkol'un muhtelif toplantılarda Rus Büyükelçisi ile tartıştığını, Bakü'den yola çıkıp Elçibey'le yeni yönetimde görev alacak kişileri tartışıp bir liste oluşturduğunu, kendisinin de cumhurbaşkanı yardımcısı olacağını, kendilerine göre her şeyi belirlediklerini. ..'


Ferhan Demirkol, darbenin başarısızlığa uğramasından sonra güç bela Türkiye'ye getirildi. Şu anda da İstanbul Üniversitesi'nde Anayasa dersi okutuyor. Daha doğrusu, öğrencileri onu "Darbeci profesör istemiyoruz" diye protesto edip sınıftan kovuncaya kadar okutuyordu. Ama o zamana kadar da 'bilim yuvası' üniversitede paşa paşa profesörlük yaptı. Bundan sonra da yapacak.

EN ÇOK OYU O ALDI. O KİM?
Yukarıda anlattıklarımız, nispeten bilinen adlar. Listenin biraz daha altlarında yer alan 'hacıyatmazlar' da var. Artık hacıyatmaz mı dersiniz, 'birilerinin has evlatları' mı, sizin bileceğiniz şey. Bunlardan biri de Mikail Göleli.


Kendisi, 1970'1i yıllarda Ankara Abidinpaşa bölgesinin en ünlü ülkücü silahşörlerindendi. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra yurtdışına kaçtı. Nasıl yaptı, nasıl etti bilinmez(!), son dönemde yeşil pasaportla gezdi. Adı çeşitli söylentilere karıştı. Bu söylentilerden biri, İngiltere'de tutuklanan Asil Nadir'in 1993 yılı mayıs ayında Londra'dan KKTC'ye kaçırılması olayına karıştığı yolundaydı. İddialara göre Abdullah Çatlı, Rıfat Yıldırım, Nihat Barlas, Tayfun İner, Mikail Göleli ile Yaşar Öz bu kaçırma olayında yer almışlardı.

Mikail Göleli 4 Nisan 1987'de Brüksel'de iki kişiyi yaraladı. 25 Mart 1992 tarihinde yine Brüksel'de, bir diskotekte uyuşturucuyla yakalandı. Belçika'da uyuşturucu kaçakçılığından arandığı sırada Türkiye'de yapılan 1995 genel seçimlerinde MHP Iğdır Milletvekili adayı oldu. Göleli, Iğdır'da en çok oyu alan aday oldu. MHP ülke barajını aşsaydı, Göleli TBMM'deki yerini alacaktı.

Bunlar, ilk ağızda 'şöyle bir' aklımıza geliverenler. Daha onlarca, yüzlerce hacıyatmaz-has evlat sayabiliriz. ''O yıllarda herkes bir şeyler yaptı, çocukluk işte'' denilebilir. Olur, normaldir. Peki bunlar çocuktu da başkaları değil miydi? İyi de... Mesela... Bugün Avrupa Parlamentosu'nda milletvekili olarak yerini alan Ozan Ceyhun da çocuk yaşta aranmaya başlandı, neden arandığını 20 yıl öğrenemedi. Alman Parlamentosu'nda milletvekili iken polis onu gözaltına almaya çalıştı. O çocuk değil miydi?

HALİL NEBİLER

Diğer yazılar için tıklayınız...




Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla