|
Ne
diyor mahkeme? ''...sırf bu hukuki zorunluluk nedeniyle beraat..''
Mahkeme kararı şöyle de tercüme edilebilir: İbrahim Çiftçi'nin
suçlu olduğunu biliyoruz, mahkum da ettik ama emir büyük yerden,
ne yapalım!...

İşte
bu İbrahim Çiftçi cezaevinden çıktıktan sonra dönemin asker
partisi Milliyetçi Demokrat Parti'nin kongresinde genel başkana
yakın alkış alıp işadamlığına soyundu. Müteahhitlikte gösterdiği
üstün başarının meyvelerini tek tek toplayan Çiftçi, uzun bir süre
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kömür ihtiyacını karşıladı.

ATATÜRK
EVİNİ BOMBALAYAN VALİ!
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en yüz kızartıcı olaylarından birini,
1955 yılının 6-7 Eylül günlerinde meydana gelen azınlıkların can
ve mallarına yönelik saldırılar oluşturur.

EOKA,
1 Nisan 1953'ten itibaren Kıbrıs'ta yoğun baskınlara girişti. Önce
İngilizlere karşı yürütülen operasyonlar çok geçmeden adadaki Türklere
yöneliyordu. Kanlı olayların bir çığ gibi büyüyüp dayanılmaz hal
alması üzerine İngilizler 30 Haziran 1955'te Türkiye ve Yunanistan'ı
bir konferansa çağrıyor ancak sonuç alınamıyordu. Türkiye, 23 Ağustos
1955'te İngiltere'ye bir nota vererek Kıbrıs'taki Türklere karşı
hareketsiz kalmayacağını bildirdi. İngiltere'nin 28 Ağustos 1955
tarihli çağrısı üzerine Türkiye-İngiltere-Yunanistan Dışişleri Bakanları
Londra'da bir araya geldiler. Üçlü konferans açılırken, sanki bir
düğmeye basılmışçasına İstanbul, Ankara ve İzmir'de 6/7 Eylül olayları
başlıyordu. 6/7 Eylül olaylarının görünürdeki başlangıcı, 6 Eylül
akşamına doğru, Kıbrıs Türk'tür Cemiyeti'nin Taksim alanında düzenlediği
açık hava toplantısıdır. Toplantıda, ''Yunanlıların Atatürk'ün Selanik'te
doğduğu evi bombaladıklan" haberi ortalığı kapladı. Sonuç korkunç.
İki günde üç ölü, 30 yaralı. 73 kilise, bir Havra, sekiz Ayazma,
iki Manastır, 3584'ü Rumlara ait olmak üzere 5538 gayrımenkul tahrip
ve yağma edilerek yakılıp yıkıldı.

Olayların
patlamasına gerekçe olan bombalama olayının merkezinde Oktay
Engin adlı bir genç vardı. Türk hükümetinden aldığı bursla Selanik
Üniversitesi'nde hukuk okuyan Engin, Başkonsolos Mehmet Ali
Balin'in talimatıyla Hasan Uçar adlı kişiyi azmettirmişti. Yunan
hükümeti tarafından tutuklanan Engin, Dışişleri Bakanı Fatin
Rüştü Zorlu'nun araya girmesiyle serbest bırakıldı ve daha sonra
Türkiye'ye kaçırıldı. Yunanistan'daki mahkemede gıyabında mahkum
olan Engin, Türkiye'den istendiyse de iade edilmedi. Engin
daha sonra MİT'te çalışmaya başladı. 1 Mayıs 1977, 16 Mart 1978
gibi önemli katliam olayları sırasında Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik
Daire Başkanlığı'nda çalıştı. Engin'i üst düzey görevle 90'lı
yılların ortalarında bir dönem Çanakkale'de gördük. Susurluk tartışmalan
sırasında ise daha önce Çatlı'ya pasaport verilmesi - Ağca'nın kaçırılması
gibi işlerin organize edildiği Nevşehir'e 'vali' olarak atanmıştı.

HÂLÂ
ÖĞRETİM ÜYESİ
Ünlü Susurluk kazasından sonra ortalık toz duman olup at izi it
izine karışınca, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı Kutlu
Savaş, Başbakan Mesut Yılmaz'ın talimatıyla bir araştırma başlattı
ve ünlü raporu hazırladı. Raporda 'Azerbaycan Darbesi'ne de değinen
Savaş, bu ülkedeki petrol kaynaklarının pek çok kişiyi tahrik ettiğini
belirtiyor. MİT Müsteşarı'na, darbeye karışan Ferman Demirkol'un
kime bağlı olduğunu soran Savaş, Demirkol'un MİT elemanı
olduğunu teyit ediyor. Savaş'ın raporunda Azerbaycan Darbesi-Demirkol
ilişkisi şöyle anlatılıyor: ''...hazırlanan darbede Türk tarafının
da yer aldığını, (darbeci) Cevadov ve taraftarlannın Türkiye'den
destek gördüğünü, MİT'in yanı sıra emniyetin de devrede olduğunu,
Özel Harekat mensuplarının Azerbaycan'ın muhtelif bölgelerinde gruplara
eğitim verdiğini, patlayıcı ve silah taşıdıklarını, Ferhan Demirkol'un
muhtelif toplantılarda Rus Büyükelçisi ile tartıştığını, Bakü'den
yola çıkıp Elçibey'le yeni yönetimde görev alacak kişileri tartışıp
bir liste oluşturduğunu, kendisinin de cumhurbaşkanı yardımcısı
olacağını, kendilerine göre her şeyi belirlediklerini. ..'

Ferhan
Demirkol, darbenin başarısızlığa uğramasından sonra güç bela
Türkiye'ye getirildi. Şu anda da İstanbul Üniversitesi'nde Anayasa
dersi okutuyor. Daha doğrusu, öğrencileri onu "Darbeci profesör
istemiyoruz" diye protesto edip sınıftan kovuncaya kadar okutuyordu.
Ama o zamana kadar da 'bilim yuvası' üniversitede paşa paşa profesörlük
yaptı. Bundan sonra da yapacak.

EN
ÇOK OYU O ALDI. O KİM?
Yukarıda anlattıklarımız, nispeten bilinen adlar. Listenin biraz
daha altlarında yer alan 'hacıyatmazlar' da var. Artık hacıyatmaz
mı dersiniz, 'birilerinin has evlatları' mı, sizin bileceğiniz şey.
Bunlardan biri de Mikail Göleli.

Kendisi,
1970'1i yıllarda Ankara Abidinpaşa bölgesinin en ünlü ülkücü silahşörlerindendi.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra yurtdışına kaçtı. Nasıl yaptı, nasıl
etti bilinmez(!), son dönemde yeşil pasaportla gezdi. Adı çeşitli
söylentilere karıştı. Bu söylentilerden biri, İngiltere'de tutuklanan
Asil Nadir'in 1993 yılı mayıs ayında Londra'dan KKTC'ye kaçırılması
olayına karıştığı yolundaydı. İddialara göre Abdullah Çatlı, Rıfat
Yıldırım, Nihat Barlas, Tayfun İner, Mikail Göleli ile Yaşar Öz
bu kaçırma olayında yer almışlardı.

Mikail
Göleli 4 Nisan 1987'de Brüksel'de iki kişiyi yaraladı. 25 Mart
1992 tarihinde yine Brüksel'de, bir diskotekte uyuşturucuyla yakalandı.
Belçika'da uyuşturucu kaçakçılığından arandığı sırada Türkiye'de
yapılan 1995 genel seçimlerinde MHP Iğdır Milletvekili adayı oldu.
Göleli, Iğdır'da en çok oyu alan aday oldu. MHP ülke barajını
aşsaydı, Göleli TBMM'deki yerini alacaktı.

Bunlar,
ilk ağızda 'şöyle bir' aklımıza geliverenler. Daha onlarca, yüzlerce
hacıyatmaz-has evlat sayabiliriz. ''O yıllarda herkes bir şeyler
yaptı, çocukluk işte'' denilebilir. Olur, normaldir. Peki bunlar
çocuktu da başkaları değil miydi? İyi de... Mesela... Bugün Avrupa
Parlamentosu'nda milletvekili olarak yerini alan Ozan Ceyhun da
çocuk yaşta aranmaya başlandı, neden arandığını 20 yıl öğrenemedi.
Alman Parlamentosu'nda milletvekili iken polis onu gözaltına almaya
çalıştı. O çocuk değil miydi?
HALİL
NEBİLER
Diğer
yazılar için tıklayınız...
|