|
Kaç
paradır bir insanın hayatı? Bir kasabanın ömrü ne kadardır? Bir
devlet, vatandaşına verdiği zararı nasıl tazmin eder?

İnsan hayatının paha biçilmez bir değerde olduğunu söyleseler de
inanmayın. Bizde çok ucuz. Neredeyse bir kilowatsaat elektrik parasına.
İnsan dediğinden bizde o kadar çok var ki... Öyle üçer beşer telefatla
bitmez. Toptan kaldıracaksın ortadan. Bunun da en sağlam yolu, kömürlü
bir santral yapmaktan geçiyor. Yatağan'daki gibi.

Yatağan Termik Santrali 22 yıl önce açılmıştı. Oldukça kısa bir
sürede bitirilmişti. Santral dediğiniz de ne? İriden de iri bir
soba! Veriyorsunuz içine kömürü, alıyorsunuz elektriği... Keşke
bu kadar basit olsa, Yatağanlılar yarın korkusu yaşamasalar. Sorunlar
basitçe giderilebilse de Yatağanlı zihninde kanser, akciğer hastalıkları,
kansızlık gibi kaygılar barındırmasa...

Nefes
almaya hava yok
Hava olsa da ciğer yok
Ne demiş vaktiyle Kanuni: ...
"Halk içinde muteber bir nesne yok taht gibi,
Olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi"

Yatağanlı, bir nefes sıhhati bir yana bırakın, şöyle dolu
dolu bir nefes temiz hava çekmeyeli ciğerlerine, neredeyse çeyrek
yüzyıl oluyor. Demek ki mecazi anlamda da, gerçek anlamda da devletin
yüzünü görme şansı yok. 22 yıldır filtre takılmasını bekleyen, her
gün dünyanın zehirini soluyan Yatağanlıya devletin mesajı şu: "3
ay daha sabredin, arıtma tesisleri tamamlansın." Olur. Azrail ile
olan mukavelelerimizi uzatırız. Böyle cevaplıyor Yatağanlı.

Bergamalılara
gıpta!
Bergamalılar, işi devlete bıraksalar, siyanür marifetiyle zehirlenecekler.
Yatağanlılar işi devlete bıraktıkları için 22 yıldır sülfürdioksitle
zehirleniyorlar.

Devlet
seyrediyor.
Bürokratlar seyrediyor.
Politikacılar seyrediyor.
Sivil toplum kuruluşları bile seyrediyor.
Yatağan ölüyor.

Ölümün
çaresi rüzgar (mı acaba)
Yatağanlı, devletten, politikacıdan, bürokrattan ve çevreyi ve insanı
seven vatandaştan umudu kesmişler. Umut rüzgarda. Esse, dağıtacak
zehiri.

Yatağanlı
gibi, devlet, bürokrat ve politikacı da bekliyor rüzgarı. Rüzgar
bir çıksa, zehiri dağıtsa, arıtma tesisi yapmayı bir on yıl daha
geciktiriverecekler. Paraları kükürtdioksit filtresi yerine, daha
hortumlanmaya elverişli alanlara transfer edebilecekler. Eh, yüzmilyonlarca
dolardan bahsediyoruz; bir arıtma tesisi için çok değil mi? Çok.
Hatta bu artıma olmadığı için kitlesel olarak yakalanılan hastalıkların
tedavisi için harcanacak paralardan da çok... Üstelik de kendileri
Ankara'da yaşıyorlar nasıl olsa.

Diyelim
ki rüzgar hiç çıkmayacak veya dağılmayacak zehir. Mecburen de olsa,
eksikli ve bozuk düzen de olsa bir arıtma tesisi kurulacak. Diyelim
ki şöyle ya da böyle, süzülecek zehirli atıklar. Zehir yok olacak
mı? Hayır. Yalnızca atmosferde olmayacak zehir parçacıkları. Ama
yine Yatağan'da kalacak. Yine Yatağanlının toprağına, suyuna karışıp
dönecek Yatağanlının bünyesine. Zehir hem doğayı tarumar edecek,
hem insanları. Hem hepsi de yine insanın marifetiyle olacak.

Meraklısına
birkaç bilgi
Her yıl bin megawatt enerji üreten bir termik santral, 6.5 milyon
ton karbondioksit gazı salıyor. Karbondioksit gazı tek başına insan
sağlığına zararlı olmayabilir ama "sera gazı" etkisi yapıyor: Atmosferi
bir sera gibi sararak yeryüzünün ısı seviyesinin yükseltmesine neden
oluyor. Bu yüzden buzullar eriyor, sular yükseliyor, mevsimler şaşırıyor
ve canlı yaşamındaki o incecik denge altüst olarak tabiatın yapısı
değişiyor.

Normal
bir termik santralden sadece karbondioksit salınmıyor: Atmosferi
geri dönülemeyecek şekilde kirleten kurşun gibi ağır metaller ve
kükürtdioksit de var. Kükürtdioksit insan sağlığını doğrudan tehdit
ediyor. Yatağan Termik santrali öyle bir yere kurulmuş ki, zaten
bacasız olan filtresinden teorik olarak ısınan havayla birlikte
atmosfere yükselmesi gereken gazlar bir süre sonra yeryüzüne, aşağıya
yöneliyor. O zaman belediye anonsları başlıyor: "Evinizden çıkmayın!",
"Pencerelerinizi örtün!", "Okullar tatil edilmiştir!", "Stadyumdaki
maçlar iptal edilmiştir!"... Kaymakamlık, Valilik en kısa sürede
filtre sisteminin takılacağına dair halka güvenceler verirken, bacalardan
birinde daha üretime "ara" verme kararı çıkıyor... Halk ise, eskilerin
yağmur duasına çıkması gibi, evlerde toplu halde rüzgar duası ediyor!

Termik
sanraller yüzünden her yıl 10.000 ölüm
Gerçi bize birşey olmadığını, ilerde de olmayacağını çeşitli vesilelerle
dangalak ağızlardan öğrenmiş bulunuyoruz ama -radyasyonlu çayı içen
bakanımızı hatırlayın lütfen-, Yatağan'da yaşayanların endişeleri
her gün katmerlenerek yerleşiyor. Çünkü ABD, yakın geçmişte her
yıl 10.000 kişinin termik santrallerin neden olduğu hastalıklar
yüzünden öldüğünü açıkladı. Termik santrallere takılacak olan filtre
basit bir süzgeç değil, yaklaşık 300 milyon dolarlık yepyeni bir
fabrikadır ve burada toplanan atıkların da ne endüstriyel ve ne
de ekonomik hiç bir değeri olmayacağı gibi, yalnızca sülfürdioksit
gibi zehirli atıkların havaya karışmasına engel olacak ve başka
bir formda tehdidkâr varlığını sürdürecektir. Bir termik santralin
atıklar listesinde radyoaktif elementler de bulunmaktadır.

İstihdam
uğruna
Yatağan'da 22 yıl önce termik santral yapılacağı duyurulduğu zaman,
bazı itiraz sesleri yükselmişti. Yatağan gibi güzel bir doğa parçasının
termik santral gibi zehir saçan bir canavarla kirletilmesine gönlü
razı gelmeyen bazı çevreler ve çevreciler seslerini yükseltmeye
çalışsalar da, devlet güvence verdi ve bir de istihdam yaratılacağı
gerekçesi ile santral bitirildi. Sonra, zaman zaman fotoğraflar
yayınlandı: Bir beton griliğindeki çam ve zeytin ağaçları, kızaramadan
sararmış domatesler... Bugün zehirli gaz salımının kalbi sayılan
santralde ölçülen sülfürdioksit oranı, iyi bir günde, metreküpte
7.000 miligramlar seviyesindedir. İnsan sağlığını tehdit eden sınır
ise metreküpte 400 miligramdır. Yani santralin kalbinde çalışanlar,
sağlığı tehdit eden sınırın 15-20 misli daha yoğun bir zehirli havsayı
mesai saatleri süresince solumaktadır.

Durum
vahim. Ne rüzgar Yatağan'ın derdine çare, ne de filtre.

Öncelikle
insanı, sağlığı düşünenlerse tek bir yol önerebiliyor: Yatağan Termik
santrali kapatılsın!
|