Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


Bir cana bir kilowat saat elektrik

Kaç paradır bir insanın hayatı? Bir kasabanın ömrü ne kadardır? Bir devlet, vatandaşına verdiği zararı nasıl tazmin eder?

İnsan hayatının paha biçilmez bir değerde olduğunu söyleseler de inanmayın. Bizde çok ucuz. Neredeyse bir kilowatsaat elektrik parasına. İnsan dediğinden bizde o kadar çok var ki... Öyle üçer beşer telefatla bitmez. Toptan kaldıracaksın ortadan. Bunun da en sağlam yolu, kömürlü bir santral yapmaktan geçiyor. Yatağan'daki gibi.

Yatağan Termik Santrali 22 yıl önce açılmıştı. Oldukça kısa bir sürede bitirilmişti. Santral dediğiniz de ne? İriden de iri bir soba! Veriyorsunuz içine kömürü, alıyorsunuz elektriği... Keşke bu kadar basit olsa, Yatağanlılar yarın korkusu yaşamasalar. Sorunlar basitçe giderilebilse de Yatağanlı zihninde kanser, akciğer hastalıkları, kansızlık gibi kaygılar barındırmasa...

Nefes almaya hava yok
Hava olsa da ciğer yok

Ne demiş vaktiyle Kanuni: ...
"Halk içinde muteber bir nesne yok taht gibi,
Olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi"

Yatağanlı, bir nefes sıhhati bir yana bırakın, şöyle dolu dolu bir nefes temiz hava çekmeyeli ciğerlerine, neredeyse çeyrek yüzyıl oluyor. Demek ki mecazi anlamda da, gerçek anlamda da devletin yüzünü görme şansı yok. 22 yıldır filtre takılmasını bekleyen, her gün dünyanın zehirini soluyan Yatağanlıya devletin mesajı şu: "3 ay daha sabredin, arıtma tesisleri tamamlansın." Olur. Azrail ile olan mukavelelerimizi uzatırız. Böyle cevaplıyor Yatağanlı.


Bergamalılara gıpta!
Bergamalılar, işi devlete bıraksalar, siyanür marifetiyle zehirlenecekler. Yatağanlılar işi devlete bıraktıkları için 22 yıldır sülfürdioksitle zehirleniyorlar.


Devlet seyrediyor.
Bürokratlar seyrediyor.
Politikacılar seyrediyor.
Sivil toplum kuruluşları bile seyrediyor.
Yatağan ölüyor.


Ölümün çaresi rüzgar (mı acaba)
Yatağanlı, devletten, politikacıdan, bürokrattan ve çevreyi ve insanı seven vatandaştan umudu kesmişler. Umut rüzgarda. Esse, dağıtacak zehiri.


Yatağanlı gibi, devlet, bürokrat ve politikacı da bekliyor rüzgarı. Rüzgar bir çıksa, zehiri dağıtsa, arıtma tesisi yapmayı bir on yıl daha geciktiriverecekler. Paraları kükürtdioksit filtresi yerine, daha hortumlanmaya elverişli alanlara transfer edebilecekler. Eh, yüzmilyonlarca dolardan bahsediyoruz; bir arıtma tesisi için çok değil mi? Çok. Hatta bu artıma olmadığı için kitlesel olarak yakalanılan hastalıkların tedavisi için harcanacak paralardan da çok... Üstelik de kendileri Ankara'da yaşıyorlar nasıl olsa.

Diyelim ki rüzgar hiç çıkmayacak veya dağılmayacak zehir. Mecburen de olsa, eksikli ve bozuk düzen de olsa bir arıtma tesisi kurulacak. Diyelim ki şöyle ya da böyle, süzülecek zehirli atıklar. Zehir yok olacak mı? Hayır. Yalnızca atmosferde olmayacak zehir parçacıkları. Ama yine Yatağan'da kalacak. Yine Yatağanlının toprağına, suyuna karışıp dönecek Yatağanlının bünyesine. Zehir hem doğayı tarumar edecek, hem insanları. Hem hepsi de yine insanın marifetiyle olacak.

Meraklısına birkaç bilgi
Her yıl bin megawatt enerji üreten bir termik santral, 6.5 milyon ton karbondioksit gazı salıyor. Karbondioksit gazı tek başına insan sağlığına zararlı olmayabilir ama "sera gazı" etkisi yapıyor: Atmosferi bir sera gibi sararak yeryüzünün ısı seviyesinin yükseltmesine neden oluyor. Bu yüzden buzullar eriyor, sular yükseliyor, mevsimler şaşırıyor ve canlı yaşamındaki o incecik denge altüst olarak tabiatın yapısı değişiyor.


Normal bir termik santralden sadece karbondioksit salınmıyor: Atmosferi geri dönülemeyecek şekilde kirleten kurşun gibi ağır metaller ve kükürtdioksit de var. Kükürtdioksit insan sağlığını doğrudan tehdit ediyor. Yatağan Termik santrali öyle bir yere kurulmuş ki, zaten bacasız olan filtresinden teorik olarak ısınan havayla birlikte atmosfere yükselmesi gereken gazlar bir süre sonra yeryüzüne, aşağıya yöneliyor. O zaman belediye anonsları başlıyor: "Evinizden çıkmayın!", "Pencerelerinizi örtün!", "Okullar tatil edilmiştir!", "Stadyumdaki maçlar iptal edilmiştir!"... Kaymakamlık, Valilik en kısa sürede filtre sisteminin takılacağına dair halka güvenceler verirken, bacalardan birinde daha üretime "ara" verme kararı çıkıyor... Halk ise, eskilerin yağmur duasına çıkması gibi, evlerde toplu halde rüzgar duası ediyor!

Termik sanraller yüzünden her yıl 10.000 ölüm
Gerçi bize birşey olmadığını, ilerde de olmayacağını çeşitli vesilelerle dangalak ağızlardan öğrenmiş bulunuyoruz ama -radyasyonlu çayı içen bakanımızı hatırlayın lütfen-, Yatağan'da yaşayanların endişeleri her gün katmerlenerek yerleşiyor. Çünkü ABD, yakın geçmişte her yıl 10.000 kişinin termik santrallerin neden olduğu hastalıklar yüzünden öldüğünü açıkladı. Termik santrallere takılacak olan filtre basit bir süzgeç değil, yaklaşık 300 milyon dolarlık yepyeni bir fabrikadır ve burada toplanan atıkların da ne endüstriyel ve ne de ekonomik hiç bir değeri olmayacağı gibi, yalnızca sülfürdioksit gibi zehirli atıkların havaya karışmasına engel olacak ve başka bir formda tehdidkâr varlığını sürdürecektir. Bir termik santralin atıklar listesinde radyoaktif elementler de bulunmaktadır.


İstihdam uğruna
Yatağan'da 22 yıl önce termik santral yapılacağı duyurulduğu zaman, bazı itiraz sesleri yükselmişti. Yatağan gibi güzel bir doğa parçasının termik santral gibi zehir saçan bir canavarla kirletilmesine gönlü razı gelmeyen bazı çevreler ve çevreciler seslerini yükseltmeye çalışsalar da, devlet güvence verdi ve bir de istihdam yaratılacağı gerekçesi ile santral bitirildi. Sonra, zaman zaman fotoğraflar yayınlandı: Bir beton griliğindeki çam ve zeytin ağaçları, kızaramadan sararmış domatesler... Bugün zehirli gaz salımının kalbi sayılan santralde ölçülen sülfürdioksit oranı, iyi bir günde, metreküpte 7.000 miligramlar seviyesindedir. İnsan sağlığını tehdit eden sınır ise metreküpte 400 miligramdır. Yani santralin kalbinde çalışanlar, sağlığı tehdit eden sınırın 15-20 misli daha yoğun bir zehirli havsayı mesai saatleri süresince solumaktadır.


Durum vahim. Ne rüzgar Yatağan'ın derdine çare, ne de filtre.

Öncelikle insanı, sağlığı düşünenlerse tek bir yol önerebiliyor: Yatağan Termik santrali kapatılsın!





Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla