Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR


Yaratık, Bakire ve
Gerçek İnsanların Utancı

Diyarbakır. İki gözlü hane. Baba işsiz. Aile göç ettirilmiş. Terör yüzünden. Demet en büyük çocuk; 17 yaşında. Ailenin geçimine katkıda bulunmak için çalışmak istiyor, bir işe girmek. Kardeşlerine bisküvi, anasına hırka, askerdeki ağabeyine harçlık, kendisine çeyiz gerek, bunun için de para. Töreler müsait olmadığı için, işsiz baba da, babanın geleneklerine uygun davranmasını herşeyiyle onaylayan ve Türkçe bilmeyen anne de Demet'in çalışmasına izin vermiyor.

Demet evden kaçıyor. Kim bilir neden? Sonra dönüyor ama. İki gün sonra. Annesi -Türkçe bilmiyor- kızını bekaret muayenesine götürüyor. Doktor, Türkçe, bir şeyler söylüyor. Anne, kızının bekaretini kaybettiğini sanıyor. Eve dönüyorlar. Demet, Türkçe bilmeyen annesinin kendi sözü yerine, doktordan öğrendiğini sandığı şeye inandığını anlıyor, töreleri de bildiği için, cezalandırılmamak için çareyi tekrar kaçmakta buluyor.

Bir kaç gün sonra. Demet'i buluyor babası. Demet'in babası Zeydin denilen yaratık, karanlık ve izbe bir arsada, kelebek bıçağını çıkarıp kızına saplıyor. 39 defa saplıyor.

Bir yaratık kızını öldürüyor. Çünkü töre böyle istiyor. İster namussuz ister yüz kızartıcı bir suç işlemiş olsun, bir babaya düşen öncelikli görev, evladını kazanmak, onun hayatını daha insan onuruna yaraşır bir biçimde geçirmesini sağlamak değil midir? Bir babanın görevi, insani ölçülerde, çocuklarının arzu ettikleri ve gelişebileceklerini umdukları yoldaki engelleri onlara göstermek, elinden geldiği kadar da bunları ortadan kaldırmak değil midir? Çünkü baba denilen yaratık bu çocuğu dünyaya sen getirdin kendi gelmedi;senin görevin onu yaşatmak, öldürmek değil! Bir töre, nasıl olur da insana evladını öldürmeyi telkin eder? Böyle bir töreyi insanlar nasıl benimser?

Yaratık evladını bıçaklayıp öldürdükten sonra, doğruca karakola gidiyor, teslim oluyor. Suçunu itiraf ediyor. Demet'in cesedi Adli Tıp'ta muayene ediliyor: Bakiredir.


Namus nedir?
Hangi dilde, hangi törede namusu temizlemek adına evlat katili olmak vardır?
Namus cinayeti diye bir kavram hangi canlı türünde mevcuttur? Soruları çoğaltmak kolay. Çözüm bulmak zor.
Kolay yoruma kaçanlar diyor ki, Demet bekaretini kaybettiği için, ailenin elde etmeyi umduğu başlık parasından yoksun kalmıştı.
Bu yüzden ekonomik bir değeri yoktu.
Türkiye'de uygulanan ve herhalde hiçbir ülkede benzeri kalmamış olan taş devrinden kalma bir yasaya göre, babanın, kızının bekaretini kaybettiğini sandığı için öldürmesi bizde 'ağır tahrik' sayıldığı için, katil baba az ceza alacak, hem şimdi af gündemde. Baba, kısa süre ceza alıp çıkacak. Namus cinayeti işlemiş olduğu için yörede saygı görecek, muhtemelen iş bile bulacak. Namuslu ya! Katil olduğunu düşünmeyecekler bile. Öz çocuğunu öldüren birinin namusu ne b.ka yarıyorsa..!


Demet'in annesinin Türkçe bilmiyor olması öykünün merkezine yerleştiriliyor. Basın, Kürtçe televizyon yayını yapılıyor olsaydı böyle töre kurbanlarının sayısı azalırdı diyor. Bir insanın canını almak, hele kendi evladının canını almak hangi dilde, hangi dinde onaylanır? Düşünceyi suç sayan, insan hakkı ihlallerinde en ön sıralarda giderken İnsan Hakları Komisyonu iyi çalışıyor diye başkanını değiştiren, silahsız ve masum 7 genci boğarak öldüren katillere özel af yasası hazırlayan, düşünce suçu işleyenlerin cezasını uzatmayı tasarlayan politikacılarımız varken, hangi dilde yayın yaparsak yapalım, törelerden kaynaklanan insanlık yaralarımız kanamaya devam edecek.

Öykünün utandıran noktalarına gelince: Birincisi, vatandaşına devletin resmi dilini öğretmek için hizmet götürmeyen devletten dolayı utanıyoruz. İkincisi, vatandaşı terörden korumak için göçe zorlayan, göç ettirdikten sonra da işsiz ve aç bırakan, onun sorumluluğunu taşımayan devletten dolayı utanıyoruz. Üçüncüsü, Kürtçe bilmeyen personeli Doğuya gönderen, böylece verdiği hezmetin değerini sıfıra indiren anlayıştan utanıyoruz. Sonra, sokak tezgahlarında öldürücü silahların satılmasına, insanların bun ları üzerinde taşımasına izin veren emniyet uygulamalarından utanıyoruz. 21. yüzyıla geldiğimiz halde hâlâ insana değil, zara yani bekarete bakılmasından utanıyoruz. Bu kadar vahim bir olayı basitçe "namus cinayeti" diyerek kavramı meşrulaştırıp onaylayan, böylece yeniden üreten basından dolayı utanıyoruz.

Bu vahşi davranışta "ağır tahrik" var diyerek ceza indirimi uygulayan "çağdaş" hukuk anlayışından utanıyoruz. Çünkü bu hukuk anlayışı yukarıdaki olayda "baba" demeye dilimizin varmadığı yaratıkların davranışlarına hoşgörü ile yaklaşıp aramızda dolaşmalarına ve daha kim bilir kaç tane suçsuz genç kızımızın zarar görmesine, belki de hayatını yitirmesine fırsat verecek...

 

Diğer yazılar için tıklayınız...




Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla