|
Diyarbakır.
İki gözlü hane. Baba işsiz. Aile göç ettirilmiş. Terör yüzünden.
Demet en büyük çocuk; 17 yaşında. Ailenin geçimine katkıda bulunmak
için çalışmak istiyor, bir işe girmek. Kardeşlerine bisküvi, anasına
hırka, askerdeki ağabeyine harçlık, kendisine çeyiz gerek, bunun
için de para. Töreler müsait olmadığı için, işsiz baba da, babanın
geleneklerine uygun davranmasını herşeyiyle onaylayan ve Türkçe
bilmeyen anne de Demet'in çalışmasına izin vermiyor.

Demet evden kaçıyor. Kim bilir neden? Sonra dönüyor ama. İki gün
sonra. Annesi -Türkçe bilmiyor- kızını bekaret muayenesine götürüyor.
Doktor, Türkçe, bir şeyler söylüyor. Anne, kızının bekaretini kaybettiğini
sanıyor. Eve dönüyorlar. Demet, Türkçe bilmeyen annesinin kendi
sözü yerine, doktordan öğrendiğini sandığı şeye inandığını anlıyor,
töreleri de bildiği için, cezalandırılmamak için çareyi tekrar kaçmakta
buluyor.

Bir kaç gün sonra. Demet'i buluyor babası. Demet'in babası Zeydin
denilen yaratık, karanlık ve izbe bir arsada, kelebek bıçağını çıkarıp
kızına saplıyor. 39 defa saplıyor.

Bir
yaratık kızını öldürüyor. Çünkü töre böyle istiyor. İster namussuz
ister yüz kızartıcı bir suç işlemiş olsun, bir babaya düşen öncelikli
görev, evladını kazanmak, onun hayatını daha insan onuruna yaraşır
bir biçimde geçirmesini sağlamak değil midir? Bir babanın görevi,
insani ölçülerde, çocuklarının arzu ettikleri ve gelişebileceklerini
umdukları yoldaki engelleri onlara göstermek, elinden geldiği kadar
da bunları ortadan kaldırmak değil midir? Çünkü baba denilen yaratık
bu çocuğu dünyaya sen getirdin kendi gelmedi;senin görevin onu yaşatmak,
öldürmek değil! Bir töre, nasıl olur da insana evladını öldürmeyi
telkin eder? Böyle bir töreyi insanlar nasıl benimser?

Yaratık evladını bıçaklayıp öldürdükten sonra, doğruca karakola
gidiyor, teslim oluyor. Suçunu itiraf ediyor. Demet'in cesedi Adli
Tıp'ta muayene ediliyor: Bakiredir.

Namus
nedir?
Hangi dilde, hangi törede namusu temizlemek adına evlat katili olmak
vardır?
Namus cinayeti diye bir kavram hangi canlı türünde mevcuttur? Soruları
çoğaltmak kolay. Çözüm bulmak zor.
Kolay yoruma kaçanlar diyor ki, Demet bekaretini kaybettiği için,
ailenin elde etmeyi umduğu başlık parasından yoksun kalmıştı.
Bu yüzden ekonomik bir değeri yoktu.
Türkiye'de uygulanan ve herhalde hiçbir ülkede benzeri kalmamış
olan taş devrinden kalma bir yasaya göre, babanın, kızının bekaretini
kaybettiğini sandığı için öldürmesi bizde 'ağır tahrik' sayıldığı
için, katil baba az ceza alacak, hem şimdi af gündemde. Baba, kısa
süre ceza alıp çıkacak. Namus cinayeti işlemiş olduğu için yörede
saygı görecek, muhtemelen iş bile bulacak. Namuslu ya! Katil olduğunu
düşünmeyecekler bile. Öz çocuğunu öldüren birinin namusu ne b.ka
yarıyorsa..!

Demet'in
annesinin Türkçe bilmiyor olması öykünün merkezine yerleştiriliyor.
Basın, Kürtçe televizyon yayını yapılıyor olsaydı böyle töre kurbanlarının
sayısı azalırdı diyor. Bir insanın canını almak, hele kendi evladının
canını almak hangi dilde, hangi dinde onaylanır? Düşünceyi suç sayan,
insan hakkı ihlallerinde en ön sıralarda giderken İnsan Hakları
Komisyonu iyi çalışıyor diye başkanını değiştiren, silahsız ve masum
7 genci boğarak öldüren katillere özel af yasası hazırlayan, düşünce
suçu işleyenlerin cezasını uzatmayı tasarlayan politikacılarımız
varken, hangi dilde yayın yaparsak yapalım, törelerden kaynaklanan
insanlık yaralarımız kanamaya devam edecek.

Öykünün
utandıran noktalarına gelince: Birincisi, vatandaşına devletin resmi
dilini öğretmek için hizmet götürmeyen devletten dolayı utanıyoruz.
İkincisi, vatandaşı terörden korumak için göçe zorlayan, göç ettirdikten
sonra da işsiz ve aç bırakan, onun sorumluluğunu taşımayan devletten
dolayı utanıyoruz. Üçüncüsü, Kürtçe bilmeyen personeli Doğuya gönderen,
böylece verdiği hezmetin değerini sıfıra indiren anlayıştan utanıyoruz.
Sonra, sokak tezgahlarında öldürücü silahların satılmasına, insanların
bun ları üzerinde taşımasına izin veren emniyet uygulamalarından
utanıyoruz. 21. yüzyıla geldiğimiz halde hâlâ insana değil, zara
yani bekarete bakılmasından utanıyoruz. Bu kadar vahim bir olayı
basitçe "namus cinayeti" diyerek kavramı meşrulaştırıp onaylayan,
böylece yeniden üreten basından dolayı utanıyoruz.

Bu
vahşi davranışta "ağır tahrik" var diyerek ceza indirimi uygulayan
"çağdaş" hukuk anlayışından utanıyoruz. Çünkü bu hukuk
anlayışı yukarıdaki olayda "baba" demeye dilimizin varmadığı yaratıkların
davranışlarına hoşgörü ile yaklaşıp aramızda dolaşmalarına ve daha
kim bilir kaç tane suçsuz genç kızımızın zarar görmesine, belki
de hayatını yitirmesine fırsat verecek...
Diğer
yazılar için tıklayınız...
|