Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR

Güncelleme: 23. 08. 2007

Bir Ziyaret
Dilek Dalaklı

Bu şehre gelmeyi sen mi seçtin?
Veyahut da kalmanı kim istiyor?
Peki bundan önce gelmene kim izin vermemişti?
Seni tutan öteki şehirler?
Hiç sanmıyorum. Onlar bu konuda çok da söz sahibi değillerdi sanki.
Şöyle söyleyebilirim: Bu şehirde kimin kalıp kimin gideceğine şehrin kendisi karar verir. Gönlü olursa kalabilirsin, gönlü olmazsa kalamazsın. Gitmeyi kafasına koyana "Dur, gitme!" diyecek cesareti olan, hatta başına açtığı ufak tefek belalarla bazen
bir uçağı bazen bir otobüsü kaçırtan odur. Bunu da biri diğerinin aynı olan günlerin güvenle tekrarlandığı, belli bir yaşa seni hapseden kompleksli başka şehirler gibi yapmaz.
Her gün, bir gün daha başka bir yaşta olduğunu sana küçük çelmeler takarak ya da ödüller vererek hissettirmeyi bilir.
Daha birçok şeyin yanısıra çekiciliği işte bundandır.
Bazen ama izin verebilir belki gitmene.
Kaçmaktan vazgeçtiğinde, ona geri döneceğini bildiğinde,
hiçbir yeri ondan daha çok sevemeyeceğini öğrendiğinde...
Başka yerlerde biriktirdiğin kendini getirebilirsin bu şehre.
Bugünün görünümü altındaki katmanlarından sızan ve bunu aşan bilgeliğiyle sormaz sana eskiden kimleydin, hangi şehirde. Omuzlarındaki yükü farkeder sen birşey demesen bile.
Bu şehre kim bilir kimler sırtında (karnında / cüzdanında / çorabında / otobüsün bagajına sızıntı yapan bidonda) ne taşımıştır da utanırsın belki kendi hafifliğinden.

Yeni yılın ilk gününde... dedim de. Yılbaşının bayramla birleşmesi savaşlara inat gizli bir ilahi şaka mıydı? Bu iyimser kardeşlik duygusundan pay çıkaranlar sadece doğulular mıydı?
Batılıların da böyle işaretleri izlediği oluyor muydu?
Yoksa bu işaretleri ne batılılar ne doğulular, ama sadece biz
1. köprüye yakın oturanlar mı farkediyorduk? Bilemiyorum.
Bunlar başka bir hikayenin konusu olabilir tabi de işte öteki hikayeye kadar kim öle kim kala diyeyim ve lafı fazla da uzatmayayım! Yeni yılın ilk gününde, artık yılbaşını yalnız geçirdiğime mi yoksa bayramda kimseyi ziyarete gitmediğime mi bilinmez, liseden bir arkadaşımın "niçin aramadın, gelseydin ya" sitemleriyle başlayıp "hadi Beyoğlu'nu gezelim, hadi kültür turu; kilise cami, bak gezi rehberi de var.." diye devam eden çağrılarına dayanamayıp karşıya geçtim. Karşıya geçişimi de ayrı bir maceraya dönüştürmek mümkünse de baklayı bir an önce ağzımdan çıkarmak ve şu hikayeyi anlatmak istiyorum aslında.
Bu arada sitemkâr arkadaşım gibi düşünceli okurları endişelendirmemek için bir not düşmekte yarar var. Canım yılbaşı eğlencesi çekmedi. İçki filan da içmek gelmedi içimden. İnsanlarla birarada olup da şakalaşmaları uzaktan izleme fikrine ise -kendim bile yapsam o şakaları- çok katlanasım gelmedi sadece. Bayramda da ailemi telefonla aramıştım zaten (Allah tekrarına kavuştursun!), mesafeli hallerime de çok alışık olduklarına göre anlam aramayı gerektirecek bir durum yok. Yabancı filmlerdeki gibi şükran gününde noelde yalnızlığın aklı başa getirmesi, sonra iyiliksever geniş ailede sofraya Yalnız için bir tabak daha eklenmesi şeklinde bir şeyler canlanıyorsa da kafalarda, lüzumsuz gerçekten. Zaten bu hikâye bununla ilgili bile değil. Bunları söylerken arkada asıl hikâyeyi toparlamaya uğraşıyordum sadece.

Eğlenmek için buralara geldiğimiz zamanlardan farklı olarak, daha bir keşfetmeye meraklı ruh haline geçiverdik. Cami kilise gezmek de değişikti de, İKSV'nin iki dükkan arasına girmiş o kocaman yeşil kapısı mesela tuhafımıza gitti, yani bir adım öncesinde kapının farkına varmamışken, bir adım sonra görüveriyorduk, sanki bir adım öncesine gitsek tekrar kaybedecekmişiz gibi. Yukarı aşağı oynatıldığında üstünde şekil değiştiren resimlerden bulunan kalemtraşlarla oynamak kadar keyifliydi bu keşif. Elimizdeki rehberde adı geçen, Galatasaray Lisesinin biraz ilerisindeki bir pasajı bulduk. Karanlık ve daracık bir girişten o ferahlatan avluya nasıl çıkıldıysa artık, vitrininde 1930'lu yılların şapka modelleri bulunan dükkânın biraz ilerisindeki banka reklâmlı tek tahtası eksilmiş banka dikkatlice oturduk. İki erkeğin -nadiren de olsa katlanıp bir diğerine- bir araya geldiğinde konuyu kendilerinden ve aşk hayatlarından uzak tutan konularda konuşmaları ne kadar doğalsa, iki kadın biraraya geldiğinde de o gün, kırık aşk acısı o kadar doğal açıldı ucundan, arkadaşım anlattı. Dinledim ben de. Ta ki önümüzden bize bakıp geçen iki kadın birşey unutmuş gibi geri dönüp arkadaşıma yaklaşıncaya kadar. Kadınlardan biri tanıyordu Elif'i. Selamlaşma konuşması beklediğimden fazla sürdü. Kendini Dilara diye tanıtan kadından, az önceki kırık aşk hikayesindeki sevgilinin haberlerini merakla dinledim, tesadüflere işaretlere takılmamak için kendimi zorlayarak. Bu detaylı bilgiler yüzünden bir sonraki gün Paşa Zade Camii'nin arkasındaki "çatı"ya sürüklenmemiz kaçınılmazdı. Dilara, aynı mahallede büyüdükleri Mehmet'in çocukluğunu biliyor ve onun için çok endişeleniyordu. Gerçi kendisi de görmemişti Mehmet'i ama eşinin Mısır Çarşısı'nın önünde Mehmet'i görüp o mu değil mi diye takip etmesiyle bulmuşlardı yaşadığı yeri. Dilara'nın Elif'le konuşması esnasında "çatı" öyle bir fenomen haline geldi ki bir gece klubü müydü kimseyi kolay kolay içeri almayan, yoksa Abidin denilen bir adamın apartman dairesi mi iyi ağırlanan dostlarının övgüyle isim taktığı, veyahut da keşlerin takıldığı virane bir afyon tekkesi miydi pek anlayamadım. Ama son seçeneği de Elif'e konduramadım. Yani daha önce bizi Asmalı Mescitteki hoş bir cafeye, sonrasında da herkesin çok güzel göründüğü, bir başka arkadaşımızın şirketteki Genel Müdür Yardımcısı'yla karşılaştığı o klube Elif götürmüştü. Yine insanların güzel giyinip güzel koktukları hoş mekânların varlığından kendisi sayesinde haberdar olmuştuk ve minnetimizi de "yine gidelim" diye dile getirmiştik ne de olsa. Arkadaşımın televizyon ünlülerinin yaşadığı bir semtte oturmasını ise biz taşradan gelenlerin kendilerini bu şehrin merkezine yerleştirme isteklerine bağlıyorum övünç veya utanç meselesi yapmadan kısaca. Ve yine hakkındaki tarifi kuvvetlendirmek için
Mehmet'in de kendi işinin patronu olduğunu belirteyim,
yine yorum yapmadan da bu hikâye kendini anlatsın artık.

Mehmet'le Elif en son bıraktığımda evlilik hazırlıkları yapan,
sosyal hayatları renkli, bu buluşmamızda gözyaşları arasında
Elif'in söylediğine göre doğacak çocuklarının isimlerine varıncaya kadar her şeyin netleştiği, ömürlerinin sonuna kadar hayatı birlikte geçirmek üzere plan yapmış bir çiftti.
Planlar yapmak, hayal kurmak hadi bir derece de bunları yüksek sesle de konuşup kesinleştirdiklerine göre ilişkinin nasıl bir sağlam zemin üzerinde bulunduğu konusunda kaygı duymaya gerek yoktu. Tek sorun Mehmet'in bir türlü rayına oturmayan işleri ve zorlandığı ödemelerdi. Ama olsun! Mehmet Elif'i seviyordu, adam çalışkandı, yurt dışı bağlantıları, çok zengin çok ünlü müşterileri vardı,
en önemlisi Elif'in deyimiyle "adam gibi adamdı".
Bu laftan onun delikanlı ve maço mu, dürüst ve mert mi yoksa biraz daha ileri gidip yatılacak kadın evlenilecek kadın ayırımı yapmayan adamlardan mı olduğunu anlamadıysam da Elif birşey anlıyordu belli ki.

 

Yazının devamını okumak için tıklayınız


 

 

 




Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla