Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR



Hakan
Kuyucu


Suçlu: Adsız Gençler!




Onun adı yoktu! Ahmet, Mehmet ya da Ogün, fark etmezdi...



Türkiye Cumhuriyeti Devletine ait bir yatılı okulu kazanmıştı belki..Anadolu'nun herhangi bir yerinde yaşayan ailesinden ve çevresinden aldığı geleneksel vatanseverlik duygusu, devletin maaşlı öğretmenlerinin elinde hırçın bir ırkçılığa dönüşmüştü. Her daim doğruyu bilir, doğruyu yapardı 'hoca'ları... Boşuna babası, okula onu getirdiği ilk gün 'Eti senin, kemiği benim' diyerek teslim etmemişti müdür yardımcısına… Etine can veren asil kana en mukaddes değerleri şırınga edecekti tabii ki hocaları…

Bir kaç yıl içerisinde, 'hoca'larının elinde kendisinden ve 'karındaş'larından başka herkesin 'vatan haini' olduğunu çok iyi kavramıştı isimsiz genç... Her yer düşmanlarla doluydu! İç ve dıştaki bu mihrakları, gerektiğinde - canını ortaya koyarak- yok etmeliydi!

Türkiye'nin doğusunda bir yerlerdeki bir dergâhta, huzurunda tevbe ederek rızasını aldığı Şeyh Hazretleri'nden sağladığı manevi destek, mukaddes kavgasında ona güç verecekti. O Şeyh ki, zamanında devletin başı olmuş Tonton Amca'nın da arkasında ona nefes veren zat olmamış mıydı? Öğrencisi olduğu okul, boşuna onları Türkiye'nin batısından doğusuna Şeyh Hazretlerinin huzuruna götüren otobüsü ayarlamamıştı. Ya da bir milletvekilinin kalkış öncesi taze sofularla dolu otobüse binip, tüm öğrencilere gururla bakarak 'İşte, vatanın has evlatları, istikballeri!' diye nârâ atması nedensiz değildi!

Ürkek bir çocuk olarak geldiği devletin okulundan yağız bir delikanlı olarak mezun olduğunda, aleme nizam verebilecek kadar- düşünce ve ruh dünyası yerli yerine oturmuş bir vatan evladıydı artık o… Okul yıllarında idareden izinli olarak şehirde bulunduğu zamanlara öncülük eden abileri, mezun olduğu gün gelip almışlardı onu okulun kapısından; bilgiye ve eğitime saygıyla yoğrulmuş Cumhuriyet nesli babasının yerine… Velayeti, 'has vatan evladı' hocalarından 'derin abi'lerine geçmişti artık. Bu abiler, - faaliyete geçmeden önce - ona son stajı yaptıracak kişilerdi aynı zamanda…

Ölesiye emindi isimsiz kahraman, doğru yolda olduğundan… Ona rehberlik eden devlet memuru 'hoca'larının ve abilerinin, bol bal yapan merkez sağcı büyük adamlarla kafa tokuşturup delikanlı nutuklar attığı enstantaneler, izlediği yolun tek ve mukaddes ülkü olduğunun en büyük kanıtıydı!

……………………………………

Kim bilir, belki de çocuğunu üniversitede okutacak kadar durumu iyi olmayan bir ailenin çocuğuydu o adsız genç.

Daha üniversite sınavına girmeden o nur yüzlü insanlar bitivermişti yanı başında. Onu, dersaneye ücretsiz gönderecek kadar iyi niyetliydi her park gezintisinde koluna girerek ona eşlik eden bu temiz gençler. Üstelik bu kişiler, onu hiç de zorlamıyorlardı şu veya bu şekilde düşünmeye… Arada sırada daha Müslüman olduğunu söylediklerini firmaların ürünlerini Mason olarak tanımladıkları şirketlerinkine tercih etmesi gerektiği yönünde telkinde bulunuyorlardı, ama hepsi o kadar… O ne derse desin, sabırla dinliyorlardı. O meleksi gülümseme yüzlerinden hiç eksik olmuyordu. Onların sahip olduğu bu ulvi erdemlere erişmek için, ilham kaynakları olduğuna inandığı o toplantı evlerine gitmeyi de çok düşünmeden kabul etmişti zaten…

Eve gittiğinde önce kendi yaşlarındaki onlarca gençle birlikte dizleri üstüne çökerek, önlerine konan büyük siniden maklube denen pilavı yemiş, ardından da keyifle çaylar içmişlerdi. Çayların yanında ürünlerinde domuz yağı olmayan (!) büyük bir gıda firmasının bisküvileri de unutulmamıştı! Yaşları çömez misafirlerden biraz daha büyük olan kıdemli gençler, nasıl da ilgilenmişlerdi onlarla çay sohbeti sırasında… Birer ikişer kıdemliler nezaretinde yapılan ısınma sohbetleri, 'en nur yüzlü ve en kıdemli' olanın salona gelmesiyle kesilivermişti. Üstünde sıradan görünen, kıravat vb. bir aksesuarla tamamlanmamış bir takım elbise, elinde de kalınca bir kitap vardı. Tüm nur yüzlülerin hayatlarına kılavuzluk eden mübarek liderlerinin, bu dünyayı ve ahireti tamamiyle çözümlemiş fikirlerinden oluşan mukaddes bir kitaptı o! En kıdemli olan, kitaptan okuduğu kısımları ustaca örneklendirerek, maddeci buhranlar içerisinde kıvranan ruhlarına derman olmuştu adeta... Dersane dönemlerinden üniversite yıllarına uzanan sayısız ev toplantılarının sadece ilkiydi bu. Bir milattı bu toplantı; onu, mezuniyet töreninden sonra adım atacağı yetişkin yaşamında nur yüzlü ruhani liderin onbinlerce neferinden birisi haline getirecek olan… Doğru yoldaydı isimsiz genç, biliyordu: Yoksa, zamanında dört nala şahlanmış merkez sağ partinin büyük adamları, dersanelere ve toplantı evlerine gelip sıvazlar mıydı sırtlarını? Ve dahası bu adamlar, gidip feyz alırlar mıydı, şu anda okyanusun öte yanında olan 'hoca'larından?

Hem vatanını ölümüne seven gencin, hem de yüzü muhabbetle nurlanan gencin anlamadığı bir şey vardı: Okul yıllarında şu an neferi oldukları davalarda en büyük destekçileri olan bu merkez sağcı büyük adamlar, tam da ülküleri hedefine ulaşmak üzereyken, neden birden ortaya çıkarak şikayet etmeye başlamışlardı! Bir de laiklik denen o melun kelimeyi durmadan dile getirmeye başlamışlardı ya, onları en çok öfkelendiren de buydu işte… Yoksa, bu kelli felli adamlar da, Masonların oyununa gelip, dinsiz mi olmuşlardı?

Bir zamanlar hocalarına, abilerine ve nur yüzlülere ön ayak olan bu insanlar, şimdi niye durup dururken çoğaldıklarından yakınıyordu kendisi gibi isimsiz gençlerin? Ne derlerse desinler çok da fark etmezdi artık… Onlara ihtiyaçları kalmayacak denli çoğalmışlardı nasıl olsa! Kendileri gibi olmayan herkesi nush ile uyarmak, yola gelmeyeni de bir gün sokak ortasında vurmak ya da küfür yuvalarında lime lime doğramak için, artık bal yapmayan arılardan ve şahlanamayan atlardan izin alacak değillerdi ya… Hepsi minnettardı onlara; ama öküz ölmüş, ortaklık bozulmuştu…

Eğer aleyhlerinde konuşmaya devam ederlerse!…… onları da hedef alacak kadar çok ve cesurdu artık bu isimsiz gençler...
Tam da merkez sağcı kodamanların bir zamanlar hayal ettiği gibi, istikbale el koymaları an meselesiydi…..!

Birileri ise hâlâ suçlu aramaktaydı …!

Her olayda, bir takım gençler yakalanıyordu sistemin ağına...
Son hamleyi yapan adsız gençlerin yanına bir iki tane daha ismi ve cismi önemsiz silüetler konulup, rahatlatılıyordu aziz halkımın vicdanı ve uygarlıklarını dünyanın geri kalanının mezarı üzerine kurmuş küresel sahiplerin cüzdanı...

Taa bir sonraki mukaddes katliama kadar!


Oysa, asıl suçlular, suçlunun peşinde olanlardı...









Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla