Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Robert Schild

"Tişri" ayı ve "Büyük Bayramlar"

Sitemizin bu bölümünde, Türk Yahudilerinin yüzyıllar içerisindeki gelişmesini irdelemiş, tarihi kökenleri ile örf ve adetleri açısından birtakım farklılıklar arzeden Aşkenaz, Sefarat, Romanyot ve Karayit gibi değişik Yahudi toplumlarına kısaca bakmış bulunuyoruz.

Bu kez, Yahudi dininin uygulamalarında önemli bir dönemi içeren "Tişri" ayı ile bu ayın getirmiş olduğu "büyük bayramlara" kısaca değinelim.

30 Eylül 2000 Cumartesi günü, Yahudi takvimine göre 5761 yılının ilk günü sayılır.

Ay'ın hareketleri esasına göre düzenlenmiş olan bu takvim, gün sayısı 29 ile 30 arasında değişen 12 aydan oluşur. Ancak, özellikle bayramların tüm yılı dönmemesi ve arzulanmayan mevsimlere düşmemeleri için, bazı yıllarda 13 ay uygulanmaktadır. Yıl, miladi Eylül veya Ekim ayına rastlayan Tişri ayı ile başlar, ardından sırasıyla Heşvan, Kislev, Tevet, Şevat, Adar, (gerektiğinde "ilave ay" olan Veadar), Nisan, İyar, Sivan, Tamuz, Av ve Elul ayları gelir.

Yahudi Yılbaşı günü, "Roş-Aşana" (İbranice'deki anlamıyla: "Roş" = Baş ve "Şana" = Yıl, dolayısıyla "Roş-ha Şana" = Yıl'ın Başı ) olarak tabir edilir. Yılın son ayı olan "Elul" un ardından gelen ilk "Tişri" ayının, Yahudi dininde ise özel bir önemi vardır. Zira "Roş Aşana"dan hemen 10 gün sonra, bu dinin en kutsal bayramı sayılan "Kipur" günü gelir. "Yom Kipur", Tanrı'nın, Yahudilerin günahlarını bağışlaması için iki güneş batışı arasında aralıksız oruç tutup dua ederek geçirdikleri gündür.

Bazı din yorumcularına göre Elul ayı, Roş-Aşana ve Yom Kipur bayramlarının bir "ön hazırlık" dönemi özelliğini taşır. Elul ayında Tanrı, insanları daha yakından tanımak için sarayından çıkıp halk arasına karışan bir krala benzetilir. Tişri ayında ise Tanrı, sanki sarayında oturup halkı hakkında karar veren, yargılarda bulunan bir hükümdar gibidir.

İşte bu nedenle Yahudi dininde, 1 Elul'dan başlayıp doruğu 10 Tişri olan Yom Kipur'a değin süren kırk günlük teşuva dönemi boyunca, bu sözcüğün anlamı olan "Tanrıya ve O'nun yoluna dönüş" süresi yaşanmaktadır. Yahudi tarihine göre, İsrail kavimlerinin Altın Buzağı günahından sonra, Musa'nın Sina Dağı'na ikinci çıkışı 1 Elul gününde, Tanrı'nın Yahudi kavimlerinin affını simgeleyen ikinci On Emir yazıtlarıyla dönüşü ise 10 Tişri'de olmuştur. İsrailoğulları ise bu kırk günü, işlemiş oldukları yüce yanılgının etkisinde, Tanrı'ya yakarış ile geçirmişlerdi. Musa'nın dönüşü ile, Tanrı'nın halkın teşuva'sını ödüllendirdiği ve onu bağışladığı simgeleniyor.

Pişmanlık, bağışlanmanın ön koşuludur. Bu bağlamda Tanrı'nın, insanları koşulsuz olarak affedeceği düşünülemez. İşte bu nedenle, bir çeşit "manevi gelişme" olarak da tanımlanan teşuva, kişinin yanılgılarının bilincine varıp bunları kabullenmesini içerir. Ardından gelen diğer iki evre ise, bu tür "kötü" davranışların durdurulması ve İbranice dilinde mitzvah olarak adlandırılan "iyi" davranışlarda bulunulmasıdır.

Elul ayı boyunca, koç boynuzundan yapılmış bir borazan çeşidi olan Şofar'ın çalınması ve gün ağırmadan, Tanrı tarafından bağışlanmak amacıyla yapılan Selihot duaları, 1-10 Tişri arasındaki "Aseret Yemei Teşuva" günleri boyunca ikişer kez okunan, kendine has bir ezgisi olup uzunluğu ve kıta sayısı (25 ile 53 arası) yöreden yöreye değişen "Babamız, Hükümdarımız" başlıklı, Tanrı'yı yücelten özel "Avinu Malkhenu" duası - tüm bunlar, yakarışı ve bağışlanma arzusunu dile getiren, yüzyıllardan bugüne uzanan dini uygulamalardır.


Hiç kuşku yoktur ki, Yahudi dinindeki bu yakarış, Tanrı'dan af dileme ve iyilik yapma eylemleri, diğer dinlerde de vardır. Burada asıl önemli olan, bu tür uygulamaların şekilci olmaktan çok, gönülden gelmeleri ve fertlerin "nasıl olsa, fakirlere yardım edersem, Tanrı beni bağışlar" düşüncesinin arkasında saklanmamalarıdır. Bu bağlamda, iyi davranışlar sadece belirli dönemlere has kalmamalı ve - en önemlisi - dini inanışlar maddiyatçılıktan çok, manevi değerlere yönelmeyi içermelidir.

Diğer yazılar için tıklayın

FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

YAHUDİ KÜLTÜRÜ

Editör'den

Türkiye
Yahudileri'nin
Tarihi


Bayramlar

Yemekler

Sinagoglar

Sözlükçük

Müzikler

Kitaplar

Mizah




Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla