



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR
|

"Sitemizin bu bölümünde, Türk Yahudileri'nin yaşamı, gelenekleri,
müzikleri, bazı özgün yemek tariflerine kadar varan kendilerine
has özellikleri, öte yandan yüzyıllardır yaşamakta olan bu ülkeye
sağlamış oldukları katkıları tanıtımayı sürdürüyoruz.

Türkiye, ender ülkelerde görülebilen bir "kültürler mozayiğini"
oluşturuyorsa, bu sağlıklı birlikteliğin küçümsenmeyecek unsurlarından
biri de, bir yandan çağdaş yaşama ayak uydururken, aynı zamanda
dinlerine ve geleneklerine bağlılıklarını korumuş olan Yahudi Toplumu'dur.

Türk Yahudilerinin aynı din grubuna dahil olmakla birlikte, tarihi
kökenleri açısından örf ve adetleri açısından bazı farklılıklar
arzettikleri, kimilerimizce bilinmiyor. Önümüzdeki üç bölümde bu
farklılıklara kısaca göz atacağız."

Türkiye Aşkenazları

Aramızda bugün yaşamakta olan 20 bini aşkın Türk Yahudisi'nin
büyük çoğunluğu, 1492 yılında İspanya'dan Osmanlı topraklarına göç
etmiş ve burada yeni bir vatan bulmuş "Sefarad"ların torunlarıdır.
Ne var ki, bazı kaynaklara göre 250 binleri bulmuş olan bu mültecilerden
daha önce de Doğu Avrupa'dan o zamanların Bizans İmparatorluğu'na
gelmiş ve Osmanlıların Trakya ile Orta Anadolu'yu fethinden sonra
daha rahat bir yaşama kavuşmuş olan Aşkenaz Yahudileri, bu
toprakların daha eskileri sayılır. İbrani dilinde Sefarad
sözcüğü İspanya ile, Aşkenaz ise Almanya ile
eşanlamlıdır ve bu iki halk topluluğuna, dünyanın tüm Yahudi çevrelerinde
rastlanılır. Beri yandan, sadece Türkiye'ye has olan Rum
kökenli Romanoidler ile Kırım Yarımadası'ndan İstanbul'a
gelmiş Karaitler de, ülkemizin Yahudi toplumu içerisinde
bugün pek az sayıda olmalarıyla birlikte, ilginç geçmişleri ile
"Türkiye kültürler mozaiği" içerisinde birer değişik "alt grup"
oluştururlar.

 |
Yahudi
doktor.
1568 tarihli "Nicolay de Nicolay"'dan, ahşapbaskı. (www.mersina.com)
|
Sefarad,
Romanoid ve Karait'lere önümüzdeki günlerde ayrıca
değinilecektir. Bugün kısaca tanıtmak istediğimiz Türk Aşkenazları,
özellikle 13. ve 14. Yüzyıllar boyunca, Almanya, Fransa ve Macaristan'daki
çeşitli sürgünler sonucu gittikçe artan sayılarda Osmanlı topraklarına
göç etmişlerdi. Buradaki yönetim ile uyum içinde yaşayan bu halk
topluluğuna herhangi bir meslek kısıtlaması getirilmemiş olmakla
birlikte, çoğunlukla ticaret ve küçük zanaatları seçmişlerdi, ancak
aralarından, örneğin sarayda da görev almış birçok saygın hekim
gibi bilim adamları da yetişmişti. Aşkenazların en yoğun
bulundukları kent olarak Edirne bilinir. İşte burada 15.Yüzyılın
başlarında, ilginç bir mektup kaleme alınır: Frankfurt asıllı Haham
İsaak Zarfati, Avrupa'daki Yahudi cemaatlerine yönelen ve "Burada
herkes, kendi incir ağacının ve asmasının altında huzur içinde yaşayabilir…"
tanımlamasını da içeren bu tarihi mektubunda, Avrupa Yahudilerini
Osmanlı topraklarına yerleşmeye çağırır. İlginçtir ki, daha
çok Alman ve Fransız cemaatlerine gönderilmiş olan bu çağrı, S.Shaw
gibi tarihçilerce, özellikle İspanya Yahudilerinin çok geçmeden
ülkeye akın etmesine en büyük etken olarak görülmektedir.

Aynı dönemlerde Osmanlı Padişahlarının ve bu arada Kanuni Sultan
Süleyman'ın "Almanlar Fermanı" diye bilinen çağrısı ile ülkeye
daha çok Yahudi gelmesini sağlamak arzuları, çeşitli orta
Avrupa ülkelerinden artan sayıda Aşkenazların da gelmelerine
önayak olmuştu. Beri yandan 17. Yüzyıl boyunca, esir tüccarlarının
eline düşmüş yüzlerce Aşkenaz genç erkek ve kadın, özellikle
İstanbul Yahudileri tarafından satın alınarak bu kente yerleştirilirler.
Daha sonraki yıllarda ise gerek Macaristan, Polonya,
Moldavya ve Ukranya bölgelerindeki sefil yaşamlarını
terketmek isteyen, gerekse 1880'li yıllarda Rusya'da başgösteren
pogromlardan (Yahudilere karşı güdülen saldırılar) kaçan
binlerce Aşkenaz başta İstanbul'a akın ederler. Bu arada,
Almanya ve Avusturya'da Yahudi düşmanlığının gittikçe
artması sonucu, bu ülkelerin çeşitli kentlerinden bazı aileler
de, daha huzurlu bir ortam bulacaklarını inandıkları İstanbul'a
yerleşirler.

Bunca değişik ülkelerden gelen ve birbirlerinden oldukça
farklı ortamlar ile kültürel altyapılara sahip olan tüm
bu Aşkenaz göçmenleri, tabiidir ki bir arada yaşadıkları
İstanbul kentinde ayrı bir kümeleşmeye gideceklerdi. İşte,
daha çok kırsal bölgelerden gelen Moldavya ve Ukranyalılar
yanısıra, küçük zanaat sahipleri olan Rus ve Polonyalılar,
beri yandan Orta Avrupa kentlerinden gelen ve çoğu okumuş Alman
ve Avusturya Aşkenazları, ayrı cemaatlerde ve sinagoglar
etrafında toplanmışlardı. Meslekleri de değişikti - meyhaneci, celep
veya terziden, ithalat mümessili, şirket veya banka müdürü, hatta
Sultan II.Abdülhamit'in dişçisine kadar…

Gerek
mutlak sayılarla sadece birkaç bini, gerekse Türkiye'deki Yahudi
nüfusunun yüzde 3'ünü aşmayan Aşkenazlar, dini ve kültürel gereksinmelerini
oldukça özerk biçimde yerine getirmekteydiler. Büyük çoğunluğu
İstanbul'da - ve Yüzyıl devriminde özellikle Galata ve çevresinde
- yaşamakta olan bu topluluk, kendilerine has makamlarda
dua edilen üç ayrı sinagoga giderlerdi (ki bunlardan biri,
yukarıda değinmiş olduğumuz ayrı kümeleşme sonucu Schneiderschul
= Terziler Sinagogu olarak anılmaktaydı). Özerk bir yönetimi
olan kendi cemaatleri bulunuyordu. Din adamlarını, yani dini konuları
danışacakları rebbe ve sinagogda duaları okuyan kantorları,
genellikle dış ülkelerden anlaşmalı olarak gelirdi. Bunlar
arasında, 1900 yılında Almanya'dan davet edilen Dr. Markus,
önceleri cemaatin Goldschmidschule, ardından ise Bene-Berit
okullarında öğretmenlik ve müdürlük yapmış, engin dini ve felsefe
bilgisi ile, sadece İstanbul Aşkenazlarının değil, Türk Yahudiliğinin
gelmiş geçmiş en aydın şahsiyetleri arasında anılmaktadır.
Yüzyılımızın
ilk yarısında örf ve adetlerinde Türk Sefarad toplumu ile
oldukça büyük bir farklılık göstermiş olan Aşkenazların evlerinde
konuştukları Yidiş dili, ağırlıklı olarak Ortaçağ Almancası,
İbranice ve çeşitli Slav ile Romen dillerinin
bir karışımı olup İbranice harflerle yazılır. Yüzyılımızın
başında Aşkenazların kullandıkları Almanca, Rusça, Lehçe,
Macarca ve Romence yanısıra, tüm evlerde konuşulan Yidiş,
Aşkenaz ortak kültürünün ana ortamıydı. Ne var ki, bu topluluğun
özellikle batıya yönelen göçleri sonucu, mevcudu bugün birkaç yüz
kişiye inmiş olan Türk Aşkenazları, ülkedeki Sefaradlar
ile ortak evlilikler sonucu kendilerine has etnik özelliklerini
büyük çapta yitirmiş olup genel olarak "Türk Yahudi Toplumu"na
entegre olmuş durumdadırlar. Yüzyılın başlarında Aşkenaz
cemaat yetkililerince kurulmuş bulunan ihtiyarlar yurdu ve okul
gibi kurumlar, bugün artık tüm Yahudi toplumuna hizmet vermektedir.
Yılın her günü faaliyette bulunan sadece bir sinagogları kalmıştır.
Ne var ki, son yıllarda genç bir ekip tarafından kurulmuş bulunan
Galata Aşkenaz Kültür Derneği, tarihe karışmaya yüz tutan
bu toplumun kültürel mirasını yaşatmak üzere çeşitli etkinliklerde
bulunmaya başlamıştır ki, bunlar arasında Terziler Sinagogu'nun
bir sanat galerisine dönüştürülmesi ile Yüksekkaldırım
Aşkenaz Sinagogu'nun bu yıl kutlanacak olan "100. Kuruluş
Yılı Günleri" yer almaktadır.
Kaynakça
Türkiye Aşkenazları hakkında daha ayrıntılı bilgiler edinmek isteyen
okurlarımıza, (daha önce değinmiş olduğumuz kitaplar dışında) özellikle
aşağıdaki yayınlar önerilir:
1- E.Groepler : İslam ve Osmanlı Dünyasında Yahudiler - Belge
Yayınları, 1999
2- M.Grosman : Dr.Markus - Kendi Yayını, 1992
3- E. Frayman : Aşkenazlar - "Tiryaki" Dergisi, İstanbul,
Sayı 34 - 36, 2000
4- S.Shaw : The Jews of the Ottoman Empire and Turkey - New
York, 1991

Diğer
Yazıları
Türkiye Yahudilerinin Kısa
Bir Tarihi 1 (01.07.2000)
Türkiye Yahudilerinin Kısa
Bir Tarihi 2 (16.08.2000)
Türkiye Aşkenazları
(23.08.2000)
Türkiye
Seferadları
(07.09.2000)
Romanyotlar
ve Karayitler
(20.09.2000)
"Tişri"
ayı ve "büyük bayramlar"
(02.10.2000)
|
| |
|

FARKLI RENKLER FARKLI KÜLTÜRLER

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

Editör'den

Türkiye
Yahudileri'nin
Tarihi

Bayramlar

Yemekler

Sinagoglar

Sözlükçük

Müzikler

Kitaplar

Mizah


Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|