YAHUDİ
FIKRALARI
Ticaret üzerine
Sitemizin bu bölümünde, seçilmiş bazı Yahudi fıkralarını bulacaksınız.
Gerçek "Yahudi fıkraları", kimilerimizin zaman zaman duyageldiği
ve başkişilerinin "Mişon-Salamon-Rebeka" olduğu, bu toplumu aşağılayıcı
gülünç öykülerden bir hayli uzaktır. Zira onlar kendilerinin değil,
Yahudi düşmanlarının ürünleridir! Ancak şurası kesindir ki, yüzyıllar
boyunca hor görülmüş ve çeşitli kıyımlara uğramış olan bu halk
kesimi, üretmiş olduğu fıkralarda bir yandan kendi yaşam tarzının
özeleştirisini yapmakta, beri yandan onun "hor görülme"
nedenlerini işleyerek Yahudi düşmanlığını da ince bir mizah anlayışı
ile eleştirmektedir.
Geçtiğimiz yüzyılda ticaret, Yahudilerin ana gelir kaynağı
idi. Artık kediyi sermayeye yükleyenleri mi istersiniz, dürüstlüğün
sınırında dolaşanları mı, veya iş dünyası ile dalga geçenleri
mi - Yahudi fıkralarında hepsi bulunur!

Peki,
iş yapmayacak mıyım?
Yaşlı
Rosembaum, damadına çıkışır:
"Nasıl da gelip benden gene para isteyebiliyorsun! Evleneli daha
bir yıl olmadı mı? Sana bir daire ile yüz bin Kron drahoma vermiştim.
Şimdi bir hesap yapalım: Evi döşemeniz için, diyelim ki, onbin
Kron ödediniz. Balayı yaptınız, bin Kron. Çocuk doğdu, doktor
parası vesaire, dört bin Kron. Hadi, ayda iki bin Kron da harcadınız...
Etti otuz dokuz bin Kron toplam. Nerede kaldı altmış küsur bin
Kron?"
Damat, alıngan bir sesle:
"Tamam da, işadamı olduğumu unuttunuz mu? Koca bir yıldır ticaret
yapmadım mı sanki?!"

Kâr oranı yüksek
Moische Grossverdiener'in kırtasiye dükkânına tek
bir müşterinin
uğramadığı
bereketsiz bir gün... Akşam, tam kepenkleri kapatmak üzereyken,
bir adam hışımla içeriye gelir:
"Bana hemen bir mektup kâğıdı ve bir zarf ver!"
Moishe istenilenleri uzatır.
"Ne kadar?"
"On Pfennig."
Müşteri tezgâha bir Mark atıp koşarak çıkar.
Moische eve geldiğinde, eşi sorar:
"İşler nasıldı bugün?"
"Eh, işte... Ciro düşüktü, ancak satışlardan çok kâr ettim!"

Ayda bir
Küçük bir Ukranya kasabasında bir manifatura dükkânı olan Nathan
Goldmann, her ayın ilk Pazartesi günü Odessa'daki Schmuel
Bessernik'in büyük mağazasında toptan mal alır. Genellikle
saat beş sularında gelir ve akşam duası için alış-verişe ara verip,
mağazanın doğuya bakan cephesinde, bir rafın önünde akşam duasını
yapar, ardından işini bitirip ayrılır. Ne var ki, her ziyaretinin
ardından, o raftakı ipek şallardan birkaçı eksiktir!

Schmuel Bessernik, bu olaya fena biçimde bozulmakla birlikte,
bu iyi müşterisini gücendirmemek için, sükûnetini korur. Ancak,
yıllar geçtikçe, sonunda tedbir almaya karar verip, o raflara
artık daha ucuz, pamuklu şallar yerleştirir.

Pazartesi olur, Nathan Goldmann gelir, alış-verişine ara
verip duasını yapar ve ardından mağaza sahibine döner:
"Sen ne haydutsun, Bessernik seni...!"

... Ve "soğuk" bir Amerikan-Yahudi fıkrası
David
Traderman'ın Boston'un en büyük bankasında oldukça yüklü bir
mevduat hesabı bulunuyordu. Ne var ki, paraları yavaş yavaş çekip
işine sermaye yapmaya başladı. 
İki ayda bir, bankanın büyük kapısından içeriye girerken, orada
bekleyen şık üniformalı güvenlik görevlisi ile selamlaşıyordu.
Gel zaman, git zaman, günün birinde son bin Dolarını da çekip
hesabı kapattı. Dışarı çıkarken, muhafıza şöyle bir yan bakış
atarak "İşinize son verdim!" diyerek merdivenleri aşağıya indi...