Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Dünyanın başı sağolsun

Bütün vasıflarıyla insan olan bir insanı kaybettik.
Üzgünüz.

Üzeyir Garih, iş ortağı ve en yakın dostu İshak Alaton'un tanımıyla "mükemmele en yakın insandı."
Bu fikre kapılmak için Üzeyir Garih ile tanışmaya, eş-dost meclislerinde bir arada bulunmaya gerek yoktu.
Yaptıklarıyla nasıl bir insan olduğunu kolayca anlıyordunuz.
İnsana değer veriyordu.
İnsana bildiklerini öğretmeye çalışıyordu.
Öğrendiğini yalnızca kendisine saklamıyor, dost-düşman demeden, yapay ayrımlara girmeden paylaşıyordu.
Çalışkandı, çalışırken dinleniyor, dinlenirken üretiyordu.
Bunu takvimlere sığmayacak temposundan da anlayabiliyordunuz.
Bir söyleşisinde günlük hayatını şöyle anlatıyordu:
"Üzeyir Garih her sabah 07.20'de kalkar. İlk iş olarak vitamin hapları ile bir sarımsak alır. 20 dakika jimnastik yapar, sonra kahvaltıda salatalık ve domates gibi şeyler yer. Bir bardak da greyfurt suyu içtikten sonra güne başlar. Mecbur kalmadıkça gece saat 24.00'ü geçirmeden uyur. Ama davetleri de kaçırmaz. Hatta aynı gece iki yere davetliyse, ikisine de gider. Çünkü insanların kendisini isteyerek çağırdıklarını ve gitmezse üzüleceklerini düşünür. Her akşam mutlaka bir kokteyle, bir yemeğe çağırırlar. Nerdeyse 25 senedir evimde yemek yemedim... Dolayısıyla mutfak masrafı da az olur (!).

Pazar günleri Yeditepe Üniversitesi'nde ders veriyordu:
"Türkiye'de bir yanda gelişmiş ülkelerle aşık atabilecek, Avrupa ayarında 12 milyon adam var. Bir yanda ise gelir düzeyi 100 dolar civarında olan 50 milyonluk bir grup. Bütün mesele bu dengesizliği ortadan kaldırmak. Dengesizlik Türkiye için ileriye mahsus bir tehdittir".

Sık sık değişik okullara gidip deneyimlerini ve bilgisini gençler aktarmaya çalışan Garih, bir 9 Eylül Üniversitesi'ndeki bir konuşmasını şöyle bağlıyordu:
"2. jenerasyonun durumuna bakarsak, (Aile şirketlerinde patron ve yönetici olanlar için) babanız bir gün ölecek ya da işten çekilecek. Ben aşağı yukarı 15 senedir ölüm planı yaparım, çocuklarım büyüdükçe her sene de değiştiririm. Babalarınıza tavsiyede bulunuyorum. Size bir ölüm planı yapsınlar. Uygun bir dille babanıza, biz ne olacağız? diye sorarak kendinizi patronluğa alıştırın, gerekirse babanıza hatırlatın. Ölüm planı üzerine tartışmaların yaşanması da normaldir. Yoksa miras kavgası olur. Çünkü insanlar doğuştan savaşçılardır. Yaradılışları itibarıyle güç kavgası verirler".

Yarım yüzyıldır başarılı grafiklerini hiç düşürmeden geliştirdikleri işleri hakkında ise şunları söylüyordu:
"Bizim her toplantıdan önce ve sonra okunan felsefemiz şöyledir: Devlete, ortağımıza, müşterimize, paydaşımıza daima dürüst davranmak. Faaliyetlerimizde doğa dengesini ve şirket içi sosyal dengeyi bozmamak. Sosyal denge şudur: Arabamla seyahat ediyorsam, korumam ya da şoförüm benimle aynı otelde kalır. Müşteri velinimettir, müşteri daima haklıdır. Müşteri bizim verdiğimizle yetinse bile biz ona daha kalitelisini, iyisini vermeye çalışacağız. Kalite bizim istikbalimizin garantisidir, müşterinin memnun olması yetmez. Biz bir imarethane, bir vakıf değiliz. Kâr etmek esastır. Paydaşımıza kâr borçluyuz. Bizde otonom yönetim merkezli denetim sistemi vardır. Tüm personelimizi karla motive edeceğiz. Senede bir kaç gün veya saat eğiteceğiz. Mümkün olduğunca maaşlı memur sayısını azaltıp, primle kendilerine çalışan sonuçta şirkete çalışan insanlar çalıştıracağız. Son olarak da; biz bir ekibiz, kârı-zararı, başarıyı-başarısızlığı paylaşacağız".

Dünyayı yöneten yasaları, insanoğlunun insanlık durumlarını derinlemesine biliyordu, Üzeyir Garih. Yaşamını almak kadar vermek üzerine de kurmak gerektiğini herkese aktarırdı:
"Dünyada iki felsefe vardır. Biri Ezop'un, diğeri Makyavel'indir. Ben Ezop felsefesiyle yetiştim. Ezop diyor ki 'Gerçekler önemlidir, görünümler bir şey ifade etmez'. 11. sınıftayken Hükümdar adlı kitabı elime geçince gördüm, Makyavel diyor ki: 'Realiteler önemli değildir, görünümler önemlidir'. Deneyimlerimden görünümlerin önemli olduğunu gördüm..."

Kitaplar yazdı. Dersler verdi. Gazetelerde, dergilerde makaleleri yayınlandı. Sayısız televizyona konuk oldu, tüm konuşmalarında umut ve barış aşıladı. Kendini, ailesini düşündüğü kadar komşusunu, mahallesini, kentini ve ülkesini de düşündü. Çözümleri anlık değil, kalıcı önermelerdi. Bütün ticari faaliyetlerini paylaştığı İshak Alaton'a göre, dışardan sert görünürdü ama "içi olmamış bir Trabzon hurması kadar yumuşaktı."

Üzeyir Garih, geleceğe yatırım yaparken, geçmiş kültürlerin, din ve inanç sistemlerinin tümüne aynı yakınlıkta idi. Örneğin, davranışları ve hayatını yaşayış şeklinin de onayladığı gibi, şu Çin atasözünü her fırsatta yinelerdi:
- Bilmeyen ve bilmediğini bilen çocuktur, ona öğretin.
- Bilen ve bildiğini bilmeyen uykudadır, onu uyandırın.
- Bilmeyen ve bilmediğini bilmeyen aptaldır, ondan sakının.
- Bilen ve bildiğini bilen liderdir, onu izleyin.

Yakınları için öğütlediklerini, ırk, din,dil, kültür, cinsiyet ayırmadan herkese sabırla ve ayrıntılarıyla anlatırdı. Her fırsatta dürüst olmayı, çalışkan ve başkalarının gözünde güvenilir olmayı önerirdi. Önerdikleririni kendi hayatında hep uygulamıştı:
- Çalışmaya zaman ayır, ödülü başarıdır.
- Düşünmeye zaman ayır, gücün kaynağıdır.
- Oynamaya zaman ayır, ebedi gençliğin sırrıdır.
- Okumaya zaman ayır, bilgeliğin temelidir.
- Dost olmaya zaman ayır, mutluluğa giden yoldur.
- Hayal etmeye zaman ayır, yüksek gayelere bağlanma yoludur.
- Sevmeye ve sevilmeye zaman ayır, tanrıların ayrıcalığıdır. -Gülmeye zaman ayır, tanrıların ayrıcalığıdır.

Bir gazeteci, Garih'e sormuştu, acaba yemek yapmayı sever mi? Yemekle arası nasıldır? Üzeyir Garih, esprili ve babacan bir cevap verdi:
"Ne olsa yerim ayrım yapmam. Makarnayı çok severim. Size bir pasta tarifi vereyim, adı Mutluluk Pastası. Umarım yaparsınız ve sevdiklerinize her gün yedirirsiniz. İlk önce malzemeleri veriyorum: 4 fincan sevgi, 2 fincan sadakat, 1 fincan dostluk, 1 fincan saygı, 2 kaşık ümit, 2 kaşık şefkat, 1 kaşık inanç, 1 fıçı neşe. Yapılışı ise sevgi ve sadakati inançla ve şefkatle karıştıracaksınız, ümit ve dostluğu katıp, neşeyle dolu fıçıda iyice sallayacaksınız, güneşte pişirip her gün cömertçe arkadaşlarınıza saygıyla servis yapacaksınız. Ben her gün yapıyorum çok da mutluyum. Yiyenler de çok mutlu..."

Yeri dolmayacak bu "mükemmele en yakın insanın" öğrettikleri ve dünyaya kattığı değerler önünde saygıyla eğiliyoruz.

minidev
Yahudi Kültürü

FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

YAHUDİ KÜLTÜRÜ

Editör'den

Türkiye
Yahudileri'nin
Tarihi


Bayramlar

Yemekler

Sinagoglar

Sözlükçük

Müzikler

Kitaplar

Mizah




Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla