"Gerçek"
Soykırım ile hesaplaşma
Şu
günlerde Fransız Ermeni Cemaatleri'nin öne sürdükleri "Soykırım"
konusu gene güncellik kazanmıştır. Çeşitli politik kaygıların
da önemli bir rol oynadığı bu iddiayı tartışmaktan çok, bundan
daha altmış yıl önce Avrupa'nın göbeğinde hortlamış ve milyonlarca
Yahudinin kurban olduğu gerçek Soykırım'a sadece bir açıdan değinelim
- o da, Yahudi toplumunun, bu inanılmaz vahşete karşı bugünkü
tutumu üzerinedir.

Aslında bu konunun üzerinde durmanın ne denli yararlı olup olmadığı
da tartışma götürür, ancak - özellikle o dönemi yaşamamış olanlar
için - dünya tarihinde eşi görülmemiş bu "sistematik yoketme"
olgusu ile hesaplaşmak, dünya Yahudi felsefesinin en önemli konularından
biri olsa gerek.

Öyleyse hemen belirtelim: 1965'de Almanya'ya ilk atanmış olan
İsrail Büyükelçisi Asher Ben Nathan, ülkeye ayak basar
basmaz, "Bağışlamayı öğrenmeliyiz, ancak asla unutmamalıyız"
savsözünü kullanmakla, bu yazının ana fikrini tek ve kısa bir
tümce ile dile getirebildi. Ülkenin şu anki İsrail Büyükelçisi
Avi Primor ise, "Almanya dışında…" başlığını taşıyan 1997
baskılı kitabında ise, bu iki ulusun nasıl da karşılıklı huzur
ve işbirliği içerisinde bulunabileceklerini anlatmaktadır. Kitabın
adı ilginçtir: Yeni kurulmuş olan İsrail Devleti'nin vermiş olduğu
pasaportlar, "Almanya dışında tüm ülkeler için geçerlidir" yazısını
içermekteydiler, vatandaşlarına bu ülkeyi sanki haritada beyaz
bir leke olarak gösterircesinde! Bugün ise Almanya, İsrail'in
en yakın dostu ve en yoğun dış ticaret ilişkisinde bulunduğu ülkeler
arasında yer almaktadır.

Primor'un
bu yöndeki yoğun çalışmaları ve özellikle "İsrail-Almanya ilişkileri,
artık açık bir yara üzerinde kurulu değildir" demesi üzerine,
İsrail Parlamentosu Knesset'in eski Başkanlarından Dov
Shilanski, onun büyükelçilikten derhal azledilmesini istemişti.
Belki de bu tepki doğal olarak karşılanmalıdır, zira Shilanski,
Soykırımı yaşamış olanlardandır ve halen onun gibi düşünenler
vardır - her zaman olacağı gibi.

Açık
yaralar, yıllar geçtikçe genellikle kapanır, yerlerine yara
izleri kalır… Yarım kuşak sonra, bu dehşet günlerini yaşamış
olanlar artık aramızda olmayacaklardır - bu karanlık dönemi tanıklarından
duymuş olanlar ise, bu acıyı ne denli duyabilirler ki? İşte burada
önemli olan, yara izlerini her zaman canlı tutmak, kuşaktan kuşağa
devretmek ve bu tür -inanılması güç- insanlık dışı suçların -
yinelenmelerini önlemek çabasıyla - unutulmamasını sağlamaktır.

Almanlar
ile iş ilişkilerinde bulunan Yahudiler, onların da bu izleri içlerinde
taşıdıklarını bilir. Kuşkusuzdur ki, aralarındaki belirli bir
azınlık için bu izler ters bir tepki de yaratabilir, ancak gene
de bilinen gerçek şudur ki, bu tür ırkçı/antisemit duyguları taşıyanlar
- en azından içinde bulunduğumuz dönemde - sadece birtakım azımsanacak
marjinal akımları oluşturuyor. Öte yandan, Almanya'da onyıllardır
yaşanılagelen kolektif suç duygusu öyle derindir ki, örneğin Nobel
ödüllü Alman yazar Heinrich Böll bir romanında, Almanların
"Jude" sözcüğünü ağızlarına alırken dahi, onu değişik,
daha alçak bir ses ile telâffuz ettiklerini belirtiyordu!

O halde, Yahudi toplumu Almanlara karşı nasıl davranmalı? Bu ülkeyi
ziyaretten kaçınsınlar mı? Almanya ile iş yapmasınlar, Volkswagen
veya Siemens almasınlar mı? Veya - bağışlasınlar mı "bu kasapları"?

Bu satırların yazarına kalırsa - her şeyden önce unutmayalım,
analım ve çocuklarımıza anlatalım.
