
Pesah
Agada'sının evrensel anlamı


Sefarad Yahudi kültürünün en önemli belgelerinden biri olup, 14.
Yüzyılın ikinci yarısında Kuzey İspanya'da yazılmış ve 1894 yılından
beri Saraybosna Ulusal Müzesi'nde bulunan, muhteşem resimlerle
bezeli, paha biçilmez bir elyazması olan Saraybosna Agadası'nın
tarihçesi, yeni yayımlanmış bir kitabın önsözünde yer almaktadır.
Bu kitap, bir önceki ay bu sitede tanıtmış olduğumuz "Kumların
Örttüğü
Yollar" başlıklı Çağdaş Sefarad Şiirleri Antolojisi'dir.

Neve
Şalom Vakfı Barın Yurt Huzurevi'ne(Tel. 0212- 249 56 64) yapılacak
bir bağış karşılığında, ilgilenenlere armağan edilebilecek olan
bu Antoloji'nin önsözünde, editör Dr. Armin Eidherr şöyle
yazıyor:

"Şu
an elimde, bu Agada'nın büyük emeklerle 1988 yılında Saraybosna'da
yayınlanan tıpkıbasımı duruyor. Sayfalarını karıştırırken, bu
kitabın az kişinin bildiğini sandığım öyküsü geçiyor gözümün önünden...
ve bu öykü, aynı zamanda bir halkın tarihini de yansıttığı için,
birkaç cümleyle de olsa onu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Saraybosna
Agadası, aynı zamanda Ortaçağ İspanyasının en ünlü Yahudi ozanlarının
İbranice yazdıkları şiirlerden bir derleme içermesi nedeniyle,
tarihçiler için olduğu kadar, sanat tarihçileri için de değerli
bir belge sayılmaktadır. Bu kitap, 1492 yılında, yani yazıldıktan
yüz yıldan da uzun bir süre sonra, İspanya'dan "göç ederek" uzun
bir yolculuğa başlamıştır...

1510
yılında Kuzey İtalya'da el değiştirdiği sanılan Saraybosna Agadası'nın
gittiği bir sonraki "durak" ile ilgili kayıtlara, ancak 1609 yılında
rastlayabilmekteyiz. O tarihte hâlâ İtalya'da olduğunu kesin olarak
biliyoruz, çünkü: Papalığa bağlı bir sansür görevlisi kitabı incelemiş,
mahsurlu bulduğu bazı sözcükleri kazımış ve metnin son sayfasına
kendi elyazıyla "Revisto per mi giovanni domenico vistorini
1609" (~ "tarafımdan incelenmiştir - Giovanni Dominico Vistorini
1609") şerhini düşerek, kendini ölümsüzleştirmiştir. Bundan 285
yıl sonra, Saraybosna Ulusal Müzesi, artık şehrin yerlilerinden
olan Sefarad Kohen Ailesi'nden bu eseri satın almıştır.

Naziler
1941 yılında Saraybosna'yı işgal ettiklerinde, müzeden bu Agada'yı
almak istemişler, ancak müze müdürü kitabı kaçırarak, şehir işgalden
kurtarılana dek yakınlardaki bir dağ köyünde saklamayı başarmıştır.
Agada bugün müzenin en değerli teşhir parçasıdır.

Üzerindeki
şarap lekeleri, çocuk karalamaları (yazı alıştırmaları, resimler,
çizimler), yetişkin elinden çıkma notlar ve benzeri yaşam izlerinden
de anlaşılacağı üzere, 1894 yılında satılana kadar, bu Agada kullanılan
bir kitaptı. Saraybosna Agadası, "habent sua fata libelli"
(~ "kitapların kendi kaderi vardır") deyişini günümüzdeki anlamıyla
doğrulamaktadır."

"Kitapların kendi kaderleri vardır" - insanların
da, hatta halkların bile! Yahudi halkının kaderi, yüzyıllar
değil, binyıllar boyunca takip, zulüm ve kıyım ile içiçe geçmiştir
- Mısır firavunlarından başlayarak, İspanyol engizisyonu üzerinden
Ortaçağ hükümdarlarına ve oradan Rus Çarlarının kâh göz yumdukları,
kâh özendirdikleri pogromlardan Nazi Soykırımı'na kadar...

Yahudi
geleneklerine göre Pesah Bayramı'nın (bu bayram hakkında
daha ayrıntılı bilgi için Pesah
Bayramı ve Özgürlük sayfasını tıklayınız) ilk iki akşamı ailece
kurulan sofrada okunan "Agada"da, Yahudi halkının nasıl kurtuluşa
doğru yol aldığı anılır. Bu satırların yazarı ise, o gecelerde,
diğer bir din mensubu olan Hıristiyan siyahi ABD kölelerinin şu
anlamlı ilahisini içinde mırıldamadan edemez: "Go down, Moses...Go
down to Egypt's land! Tell old Pharaoh: Let my people go!"

Hıristiyanlığı
bir çeşit umut diyarı olarak seçmiş olan bu kölelerin 19. Yüzyılda
hep birlikte söyledikleri bu kışkırtıcı şarkılarında, Musa'nın
Yüce Tanrı'nın buyruğu ile Yahudileri esaretten kurtaran bu haykırış
niye yer alıyordu acaba? Nedeni çok basit - ve, geriye baktıkça,
belki ancak bugün tam olarak anlaşılabiliyor: Tanrı'nın üç bin
yıl önceki buyruğunu bu yoldan aktaran bu bahtsız, ama umutlarını
yitirmemiş insanlar, aslında tüm dünya dinlerinde eşit olan
özgürlükçülüğü savunuyordular!

İşte,
tüm dünya Yahudilerinin bu günlerde kutladığı Pesah bayramının
asıl, "dinler dışı" ve "uluslar üstü" anlamı budur:
Bireylerin - hangi dinden olurlarsa, olsunlar - özgür
ve "insanlığa" (ne demekse!) yaraşır biçimde yaşama haklarının
kutsallığı ve dokunmazlığı...

Binyılların
gösterdiği gibi, Yahudi halkının varlığının da hiçbir güç tarafından
ortadan kaldırılamadığı gibi...