İsrail, romantizm ve reelpolitik
11
Eylül olaylarının ardından, gerek A.B.D.'nin değişen jeopolitik
bakış açısı, gerekse bazı çevrelerin terörün kökenini Ortadoğu
bunalımında görmeleri, İsrail devletinin içinde bulunduğu önemli
sorunları yeniden gün ışığına çıkarmıştır. "Kutsal Topraklar"dan
kovuldukları 2000 yıl sonra, dünya Yahudileri için Yirminci Yüzyıl'ın
ortasında yeniden bir vatan olarak belirmiş İsrail devleti, bugün
şu iki ana çıkmaz ile karşı karşıyadır:

1)
Ülkeyi saran "köktendinci / laik" - "şahin / güvercin" - "eski
/ yeni" - "İsrailli Arap / Yahudi" - "zengin / fakir" gibi ikilemler
arasında boğulan iç siyasetinin denetimi, uçsuz bucaksız bir ideolojiler
çeşitliliğini sergileyen onbeş dolayında parti tarafınca, ancak
'kıl payı' sağlanabiliyor...

2)
Bugüne dek Mısır ve Ürdün gibi
Arap devlet başkanları, öncelikle kişisel ve ardından ulusal çıkar
dürtülerinin ışığında, İsrail ile devletlerarası anlaşmalara imza
atmış olsalar da, ülkenin karşısında, sayıları gittikçe artan
ve yakında Yahudi nüfusunu geçecek bir halk topluluğunun bulunduğu,
en azından "ikinci intifada"nın ardından apaçık ortadadır.

İşte
bu iki ana sorundur, İsrail'in belini büken. Yoksa, bazı siyasî
yorumcularca "işgalci" veya "yapay" bir devlet olarak tanımlanması,
derinlemesine tartışılabilecek (ve özellikle bu ikinci benzetme,
kesinlikle yerilebilecek) kişisel görüşlerdir!

1921
Mayıs ayının ilk günlerinde Jafo'da ayaklanan bazı Araplar, o
kente yerleşmiş 43 Yahudiyi öldürmüş, yüzlercesini de yaralamıştı.
"Sıfırıncı intifada" olarak adlandırabileceğimiz bu olayın ardından
Almanya'da yayımlanan bir Yahudi dergisinde, siyonist düşüncelere
yakın olan dokuz bilim adamı, felsefeci ve yazar, ilk kez "Araplar
ile birlikte yaşamanın" tartışmasını başlatmışlardı. Aralarında
daha sonra "World Jewish Congress"in başkanlığını da yapacak hukukçu
Nahum Goldmann ve yazar Arnold Zweig'ın da bulunduğu
bu saygın kalemler için, çare şöyle özetlenebiliyor: "Filistin'i
'Erez Israel' (= İsrail Devleti) yapmak için, bu ülke iki halk
topluluğunun olmalıdır!" Yüzyıllar boyunca azınlık olarak yaşam
vermiş bir halkın "ta kendisi" olan Yahudiler için "bu tür bir
yeni, ulusal birliktelik modeli"ni yaratabilmek, bulunmaz bir
olanak sayılıyordu!
Dahası - Yahudilerin sırtlarını Avrupa'ya çevirip, "Pan-Aysatizm"
olarak adlandırdığı bir akıma yönelmelerini savunan Avusturyalı
yazar Eugen Hoeflich için bu eşgüdüm, o dönemin Avrupa
emperyalizminden uzak bir "Sami halklar birliği" olacaktı...

Bu
düşünceler, kimilerimize fazlasıyla "romantik" gibi gelebilir.
Ne var ki, "ikinci intifada"nın geliştiği Ekim 2000'de, İsviçre'nin
saygın gazetelerinden "Neue Zürcher Zeitung", "Kutsal topraklardaki
tüm nüfus, ancak birbirlerine eşit olarak kabul edildiğinde, barış
olabilecektir - ve bu süreç, daha çok uzundur" türünde bir yorum
getirecekti.
- Temmuz 1994'de ise, İsrail'li asker Arik Frankenthal'ın
Hamas tarafından öldürülmesinin ardından babası Yitzhak,
Yahudi ve Arap anne-babalarla bir "Ebeveynler Kuruluşu"nu yarattı
ve o günden bu yana "barışın aşağıdan yukarıya doğru sağlanması"
konusunda uğraş gösteriyor.
- FKÖ ile ilk kez 1974 yılında ilişki kurmuş olup 1982'de Yaser
Arafat ile ilk görüşen İsrail'li politikacı Uri Avneri'nin
bu konudaki çabaları, "Gush Shalom" (Barış Cephesi) örgütü
aracılığı ile sürmektedir.

Theodor
Herzl'in bundan tam 99 yıl önce yayımladığı "Alt-Neuland"
("Eski-Yeni Ülke") başlıklı, Filistin topraklarındaki bir ülkeyi
konu edinen "ütopik" romanı da, o dönemde kimilerince Jules
Verne'in bilim-kurgu türüne yakın ve gerçek dışı bulunmuştu.
Ne var ki Herzl'in, Yahudiler ile Arapların barış içinde
birlikte yaşadıkları bu "romantik" düşü, 1921'de zorunlu olarak
gelişmiş ve yukarıda değinilen "romantizm" ile -hele günümüz için-
birtakım yön verici iletiler taşımıyor mu?
- İşte bu bağlamda, "ütopia" ile "realpolitik" arasındaki dairenin
artık kapatılmasına sıra gelmiş gibi görünüyor...

(Bu yazının ana hatları "Şalom" Gazetesinde yayımlanmıştır)