|
Röportaj
"Hayalleriniz yoksa,
gerçekleriniz de yoktur"
Murathan Mungan'la Söyleşi (devamı)
 |
-Siz
bir aydınsınız. Sizin aydın tanımlamanız nasıldır?
Aydın olmayı bir etiket gibi algılamıyorum. Aydın olmak inşallah dünya
tarihinde silinmesi gereken bir kavramdır. Çünkü herkesin bilgi kaynaklarına
ulaşamadığı, herkesin eğitim düzey ve hakkının eşit olmadığı bir ülkede
aydın olmak; bir biçimde bir şeylerin rantını yemekle eşdeğerdir.
Ama aydın olmayı bir sorumluluk, dünyayı anlamak, bilmek ve kavramakta
biraz daha önde olmak gibi tanımlıyorsak bu anlamda aydın olmanın
gizli bir misyonu vardır. Bunun abartılmaması gerekir. Özellikle Türkiye'de,
olup bitenler konusunda, insanların söz almak için aydın olmasına
gerek yok. Bu Türkiye'de sivil toplum örgütlerinin olmayışının ve
Türkiye'nin sivil toplum olmamasının getirdiği bir durumdur. Türkiye'de
sivil toplum örgütlerinin olmayışı 3-5 yorgun aydına daha fazla yük
bindiriyor. Ben hep bunu dile getirmeye çalışıyorum. 15-20 tane okuyan;
düşünen, yazan insan var Türkiye'de. Bildiğiniz gibi, Türkiye yazar
olmayan yazarlar, şair olmayan şairlerle dolu bir ülke. Ama baktığınız
zaman gerçek kalitesi anlamında şair de azar da azdır. Bütün bu olanlardan
vicdanınız rahatsız olmuyorsa, sizi ırgalamıyorsa bu başka bir şey.
Nedir bu başka bir şey? Artık tv, gazete yani medya var. Türkiye'de
ne olup bittiği konusunda niye aydın olma durumunda olalım ki? Yani
hiç mi görmüyorsunuz 10 küsur yıldır Türkiye'de neler olup bittiğini?
Ne kadar sansürlü ve taraflı olursa olsun, tv size bazı resimler gösteriyor.
İnsanı adaletsizlik ve zulüm karşısında isyankâr kılan şey aydın olmak,
okuduğu kitaplar falan değildir. Bence aklının ve vicdanının olması
yeterlidir. Aydın olmak belki buna bir strateji giydirmektir. Belki
bunu yönlendirme yeteneğidir. Belki bunu bir kullanım bilgisine dönüştürmektir.
Aydın olmak bir statü ise ben bunu almak istemiyorum. Konuşmalarımda
aydınlanmış birey deyimini tercih ediyorum. Ama aydın olmak da somut
bir durum. Dünyayı izlemeyen, doğru dürüst okumayan, kendini yetiştirmeyen,
eğitmeyen; neredeyse öğrenmemeye ayarlanmış insanlarda var. Böyle
bir durumda zorunlu olarak aydın oluyorsunuz. Galiba aydının bir farkı
da düşünce üretebilmesi. Topluma söz söylediği yerlerde düşünce üreten,
sistem ve yöntem öneren insanlar. Eşitsiz toplumlarda bütün bu kategorilerin
zeminleri çok kaypaktır. Ve bunlar üzerine üretilecek sözler karşılıksız
olarak çok çabuk geri dönüyor. Sonuçta aydın düşmanı bir toplumda
yaşıyorsunuz. Okumanın hala yok sayıldığı, sevilmediği, 3 defa ihtilal
yapılmış, yazarların ve hatta çevirmenlerin hapishaneleri doldurduğu
bir ülke burası.
 |
-Günümüz
insanı beyin ve yürek anlamında ne derecede gelişmiştir?
İnsanın tahlilini en çok teknoloji geliştirebilir. Onun ötesinde
insanın kendini geliştirmesi, oldurması ve özgür kılması gerekir.
Benim için ütopik olan toplumsal bir örgütlenme modeli içinde yaşamıyoruz.
Hâlâ sınıf esasına dayalı, devletin baskı esası üzerine kurulu,
ailenin toplum çekirdeği olduğu toplumlarda yaşıyoruz. Bu tür toplumlarda
hayalimdeki gibi insanın kendini gerçekleştirmesi, özgür kılması
çok mümkün görünmüyor. Bugün için büyük çabalar, atılımlar ve bilgi
yığınağı var. Ama ben büyük ölçüde toplumun bir aşamadan geçtiğini
düşünmüyorum.
- Gelecekte nasıl olacak bu toplum?
Gelecek savaşla geçilmeyen bir yol olsun isterim. Ama bir kere aile,
heteroseksüel iktidar, devlet çökecek. İsteseniz de istemeseniz
de para ortadan kalkacak. Yani verilerle kendini güdüleyen bu iktidar
ortadan kalkacak. İnsanlar başka bir şekilde örgütlenmeye gidecektir.
Bunu bazı pazarlama şirketleri tersinden "Yakında orta sınıf ortadan
kalkacak" diye söylemektedir. Gerçekten zenginlerle gerçekten fakirlerin
ortada kalmasının çıkaracağı resimin, bugünden farklı olacağını
söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur. Çünkü büyük ölçüde, bugün
bütün toplumsal ayakları ayakta tutan şey orta sınıftır. Toplumsal
sistem için en tehlikeli görünen orta sınıf, bütün iktidar modellerinin
taşıyıcısıdır.
- Bireysel olarak insan nasıl gelişecektir?
Tabii biraz toplumla çatışmayı göze alarak. Bu konuda insanları
eskiye oranla daha şanslı görüyorum. Birey olmanın önündeki engeller
daha çok aşıldı. Mevcut şartlar ile kendi realiteleri arasındaki
dengeyi herkes kendi tutturacak. Hiçbir bedel ödemeden kimseye gümüş
tepside servis yapmazlar. Hayat seçimlerle ilerleyen bir şey. Benim
kendim için formülüm buydu. Kendimize bir heykel dikmeye kalkmadan,
kendimizden bir efsane yaratmadan, çelişkilerimizle yüzleşerek birey
olma yolunda adımlar atmalıyız.

- Ürettiklerinizin karşılığını alabiliyor musunuz?
Hayır, alamıyorum. Diyeceksiniz ki yükseklerde mi gözünüz var? Hayır
ama insan 40 yaşına geldikten sonra belli bir rahatlık istiyor.
Ama Türkiye'nin şartları da çok ilginç bu konuda.
 |
Devamı
Diğer
yazılar için tıklayın
|