



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

|
Röportaj
"Hayalleriniz yoksa,
gerçekleriniz de yoktur"
Murathan Mungan'la Söyleşi (devamı)
 |
-Süryani
kültürü köklü bir kültür. Günümüzde görmekteyiz ki bu kültür yok olmak
üzere. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Süryani kültürü bir kaç nedenden dolayı yok olma sürecine girdi. Bunlardan
ilki devlet politikası. Toplumu sıfırlamak yani aynı hizaya getirmek
için isteyen bir politika, bu konuda biçeceği kadar şey biçti zaten.
Süryaniler asimilasyon politikası karşısında ya göç etmek ya da susmak
zorunda kalmışlar. Öte yanda Süryanilerin kendi kültürel taşıyıcılıkları
konusunda gerekli özeni göstermemiş olmaları ve çağın getirdiği gerekleri
karşısında kendilerini yeterince yenilememeleri bu zengin kültürün
yok olma sürecine girmesine neden olmuştur. Aslında biz tarihle ne
yapacağımızı bilmiyoruz. Tarih sadece bir toprak buluntusu ise zaten
pek fazla bir şey söylemiyor. Biz buluntular tarihini gerçek tarihsel
miras zannediyoruz. Örneğin iki büyük imparatorluk yaşamış bir İstanbul'da
henüz bir Bizans müzesi yok. Bu tarihi reddetmek anlamına gelir ve
bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Çok ileriye dönük politikalarımız
olsaydı Mardin'i doğunun Venedik'i haline getirebilirdik. Deyrül-zafaran'ın
uluslarası bir haç merkezi olmaması için hiç bir sebeb yok. Mardin
kendi sokakları, kendi mimarisi ile gerekli yatırımlar yapılmış olsaydı,
burada yaşayan insanlar içinde faydalı olacaktı. Reddetiğiniz her
şey size fazla olarak geri dönüyor sonuçta. Burada kaybeden Mardin'deki
bütün gruplar olmuştur. Aslında kaybeden galiba Türkiye.
 |
-Göç
insanlardan neler götürür veya neler kazandırır?
Kendiliğinden olmayan ve baskı sonucu olan göçe her zaman karşı
çıkmak gerekir diye düşünüyorum. Bizim göç tarihimiz zorunluluklarla,
umutsuzluklarla ve zorlamalarla oluşmuş bir göç tarihidir. Yani insanların
kendi iradesiyle gittiği bir yer değil savrulduğu bir yer söz konusudur.
Örneğin İstanbul'da Rumların bıraktığı bir çok yer vardır. Bu kültürler
doğudan gelen insanlar tarafından kullanılmış ama kullanılması bilinmediğinden
mahvedilmiştir. Ama şimdi buraları kullanmasını bilmeyen insanları
suçlayamayız. Çünkü öyle bir şok dalgası altında serseme dönmüş insanlardan,
bu anlamda kültürel bir bilinç beklemek büyük bir haksızlık. Şimdi
biz grupların kendi kimliklerini bilme, sahiplenme, ifade etme sorunları
çıktığında geriye dönüp yapabileceğimiz neler olabilir diye projeler
üretmemiz gerekir. Bu insanların artık burada kurulu bir düzenleri
vardır. Onları oraya geri ışınlamak gibi bir imkanımızda yok. Artık
orada kalan insanların sürekliliklerini sağlamak gerekir. Orada bulunan
kurumların mevcudiyetini korumak ve oraları birer turizm ve kültür
merkezi kılmak zorundayız. Artık hiçbir yer oraya ait insanların yeri
değildir. Yani daha temelde konuşursak ulus-devlet sistemi çökmüştür.
Bütün çektiğimiz sancıların asıl nedeni budur.
 |
-Bugün
için Süryanilerle ilişkileriniz var mı?
Süryani olup da hayatımda kalmış tek insan Naim Dilmener'dir.
Zaten çocukluğumdan kalan tek arkadaşım o. Onun kanalıyla Süryanilerle
bir bağım var. Benim derdim Mardin'lilerle değil de Mardin'le galiba.
Ama yurt dışındaki Süryani oluşumlarını zaman zaman izliyorum. Zaman
zaman çeşitli söyleşilere katılmam için beni davet ettiler.
 |
-Oradaki
Süryanilerle buradaki Süryaniler arasındaki farklılıklar ve benzerlikler
nelerdir?
Pek fazla net bir Süryani resmi çizemem belki ama şunu söyleyebilirim.
Buradan giden insanların orada kendi kültürlerine tutunmalarında ve
kendi kimliklerini ifade etmelerinde katı bir tavır görüyorum. Orada
kendi kültürel değerlerine buradakilerden daha sıkı bir şekilde sarılmış
insanlar. Aslında bütün kültürel kimlikler onunla mesafeli bir ilişki
kurmazsanız insan için bir hapishane olur. Dünyadaki tek varlık o
kimliğiniz olur. Savunduğumuz bir şey hayatımızın her şeyi olmamalıdır.
Buralara giden insanların elbette ağır bir travmatik geçmişleri var
ve onları oraya süren koşulları göz ardı etmiyorum, küçümsemiyorum.
Ama bir biçimde hayatımızı dillendirirken bu kimlikten başka bir şeyimiz
kalmıyor. Bir sihirli değnek dokunduğu anda yani bütün bu sorunlar
çözüldüğü zaman dünyaya söyleyecek yeni bir sözü kalmıyor o insanların.
Çırılçıplak kalıyorsunuz. Kendini tek bir konuda savunuyor, konuşuyorsun
ve geriye bir şey kalmıyor. Benim sözünü etmek istediğim şu; bütün
bunlar eğer bizim global yani dünyaya ait bir tasavvurumuz varsa anlamlıdır.
Nasıl bir dünya? Artık biz bir ülke, bir coğrafya insanı değiliz.
Bir gezegenin insanlarıyız. Örneğin Manisa Davası'nın
ertesinde ABD Dışişleri Bakanlığı "Ya ne yapıyorsunuz" diyebiliyor.
Artık bütün insanlar birbirleriyle etkileşim içerisinde. Biz dünyada
bir dünya yurttaşı olarak dururken kendimizi içinde bulduğumuz kimliğin
hakları konusunda da çalışabilmeliyiz. Ben Avrupa'ya gitmiş insanlarda
dünya vatandaşı olma duygusunu çok az görüyorum. Yani buradakilerden
çok daha fazla buradalar. Köklerle olan ilişkileri onları dünya karşısında
daha ürkek ve daha içine kapanık kılıyor. Ama Süryanilerin durumu
buna ne kadar uygun olur, bilemiyorum. Çünkü sınırlı sohbetlerim,
sınırlı karşılaşmalarım var onlarla.
 |
-Bir
de kitabınızda geçiyor. İvon ve Kolin adında iki Süryani çocukluk
arkadaşınız varmış.
Onlarla ilgili bir haber geldi bana. Bu beni çok sevindirdi. Onların
teyzesi buradaymış. Mektubumun taa oralara gitmiş olduğunu öğrendim.
Ve bu beni heyecanlandırdı. Onlar benden büyüktü. Ben her zaman kendimden
büyük insanlarla arkadaşlık kurdum. Tam Kırklar Kilisesi'nin karşısında
oturuyorlardı. Annelerinin Ermeni olduğunu biliyorum. Anneleri bir
Süryani ile evli olduğundan kurtulmuşlar öldürülmekten. Akşamları
avluda, güneş batarken, Kızıltepe'ye bakardık. Anneleri "Oraya ne
zaman baksam ailemi görüyorum. Hepsini oraya gömdüler" derdi. Akşamüstü
hüzünlenen ve günbatımında Kızıltepe ovalarını seyreden o kadın bende
çok derin izler bıraktı. Ve nasıl kanlı ve kirli bir coğrafyada olduğumu
çok erken yaşta öğrendim.
Devamı
Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

FARKLI
RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

Tarihte
Süryaniler

Editörden

Gelenekler

Röportaj

Bayramlar
ve
Özel Günler

Yemek

Müzik

Edebiyat

Tarihi
Eserler

Mizah

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|