



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

|
Röportaj
"Hayalleriniz yoksa,
gerçekleriniz de yoktur"
Murathan Mungan'la Söyleşi
Güncelleme:21.10.2000
- Murathan Mungan'a göre Murathan Mungan kimdir? Nasıl bir insandır?
Bu, soruyu hangi açıdan sorduğunuza bağlı. İkincisi kendimden
çok fazla söz ettim gibime geliyor. Ben hep nasıl biri olduğumdan
çok,
kendimden nasıl biri yapmaya çalıştığımla ilgileniyorum. En büyük
özelliğim kendime ve herkese karşı açık olmamdır. Doğrudan ve çıplak
bir biçimde davranırım. Belki de bunun sebebi benim için zamanın çok
önemli olmasıdır. Kendime zaman kaybettirmekten hoşlanmam. Bu nedenle
zaman konusunda doğrudan bir dilim vardır. Tuhaf bir şekilde kendimle
barışık bir yanım var. Dünya ile o kadar kavgalı iken insanın kendisi
ile barışık olması zordur. Yazar ve şair olarak çalışkanlığım ve verimliliğimden
bahsedilir. Gözü karayımdır, tutkuluyumdur. Çok serinkanlı insan numarası
yaparım ama hiç öyle değilimdir.
 |
-
Peki Murathan Mungan kimdir diye ulaşmaya çalıştınız mı kendinizce?
Kendimden bir malzeme yaratmaktan öteye her insanın kendi bünyesine
uygun yaşaması gerektiğini düşünüyorum. Bence insan herşeyden önce
kendisini iyice tanımalı ve o tanıma uygun bir şekilde yaşamalıdır.
Yeteneklerini ve yaratıcılığını geliştirmeyi, kendi rafinmanını sürdürmeyi,
kendine seçtiği bireysel ahlak duruşunu da koruyabilmeli insan. Kendime
seçtiğim serüveni sonuna kadar yaşamayı seviyorum. Böyle bir Murathan
Mungan yaratmaya çalıştığımı düşünüyorum. Sonuçta mükemmel olmaya
çalışıyorum ama kendimi kusurlarımla, sarsaklıklarımla, başaramadığım
ve alt edemediğim yönlerimle göze alıyorum. Belki de yazar olmanın
getirdiği bir sonuç bu.
 |
-
Tiyatro bölümünü bitirdiniz. Tiyatro bölümünde okumanızın sebebi nedir?
Tiyatroya olan ilginiz nereden geliyor?
Bir kere sanat ile uğraşacağım belliydi. O dönem tiyatroya şimdikinden
daha fazla bağlı ve çok daha tutkuluydum. Bütün çocuklar gibi müsamerelerle
tanıştım tiyatro ile. Mardin'e gelen tiyatro toplulukları beni heyecanlandırırdı.
Oyun oynamak çok heyecen verici bir şey idi. Tiyatro bana karşılık
düşen bir sanattı. Üniversitede bulunduğum yıllarda daha hareketli
bir tiyatro ekolü vardı. Belki daha gelişkin bir sinema okulu olsa
sinema okumuş olacaktım.
 |
-Yazılarınızda
doğunun yaşamını; şii, alevi, yezidi vb. gibi inançları konu edindiniz.
Bunun sebebi nedir?
İnanç ve baskı arasındaki ilişki beni çok ilgilendiriyor. Yani
öteki olmak, farklı olmak, insanların inandıkları inanışlar, bundan
ötürü dünyadaki duruşları, baskıya uğramaları ya da baskı grubu oluşturmaları
hep merak uyandırdı bende. Bahsettiklerim güç ve iktidar ilişkilerine
bir neden oluşturuyor. Galiba benim temel derdim de bu. İkinci neden
ise ritüeller. Ritüeller yaptırımlar ve temel doğrular içeren disiplinlerdir.
Her din ve inanış kendince ritüeller taşır. Ritüeller bir anlamda
çıplak ideolojilerdir. Bunlar insana ne yapar, ne yaptırır? Sanatın
konusu her zaman sorunlardır. Bunlar da çok sorun yaratan alanlar.
İnsanların varoluşla ilgili sorunlarını gizlediği düzlemlerdir. Beni
dinin uhrevi sorunları pek fazla ilgilendirmiyor. Ben bu sorunların
dünyadaki karşıtlarıyla çok ilgileniyorum. El attığım konular, insanların
inançlarına saygı duymama, inançlarını dile getirmelerine ve arzulayabildiklerini
yazmalarına engel değildir. Ben bütün bunların özgür kılındığı bir
dünya istiyorum ve özlüyorum.
 |
- İstanbul'da doğdunuz ama çocukluğunuz Mardin'de geçti. Mardin'de
kaldığınız yıllar bizim için çok önemli. Mardin'le ilgili sizdeki
düşünceler ve hayaller nelerdir?
Mardin'de 17 yıl yaşadım. Gençliğimin önemli bir kısmı Mardin'de geçti.
Benim için Mardin her zaman sıla belki. Mardin'i hatırladığım zaman
çok fazla sıcağı anımsıyorum. Beni en çok etkileyen ise mimarisi,
taş evleri. Çıplak doğa ile çok işlenmiş mimarisi arasında kurulan
denklem ise beni çok heyecanlandırıyor. Bir de insanın çocukluğunun
geçtiği yerler heyecan vericidir. Bir türlü kopamadığı temel bir duygudur.
Bu kadar anlattığıma göre Mardin'in bende kalan bir şeyleri var hâlâ.
 |
-Süryanilerle
ilişkileriniz nasıl başladı?
Ben biriyle ahbap olduğumda onun hangi dinden olduğunu bilmem. Ancak
inanç farklılıkları, özel gün ayrılıkları insanlara bunu anlatıyor.
Mardin'de tanıdığım Süryaniler hep sıcak, hep dost insanlardı. Mardin'le
ilgili bende çok güzel hatıralar bırakmışlardır. Midyat'ta gittiğim
Süryani evlerinde hep yakınlık duydum. Bu yakınlıkta bu inanışa veya
dünyanın öteki yüzüne olan merakta vardı. Mesela beni çok etkileyen
ve unutamadığım bir pazar günü var. Bir Süryani ailenin evine davetli
olarak gitmiştim. Oraya gittiğimde herşey yolunda gidiyordu. Sonradan
anladım ki bir gece önce anneleri ölmüş fakat misafir olduğumuz için
hiçbir şey olmamış gibi bizi ağırladılar. Ben orada galiba piyano
gibi bir şeye dokunuyordum. Orada anladım ona dokunmamam gerektiğini
ve tunç sessizliğini bozan fazladan bir hareket olduğunu. Resimler,
vitraylar, ikonalar Süryanilerle ilgili aklımda olan görsel imgelerdir.
Çocukluğumda çok anısı kalmış olan Süryaniler, ne yazık ki oradan
göç ettiler. Süryanilerden boşalan Mardin bence kimliğinde çok şey
kaybetmiştir. Çarşılarından Süryanilerin boşalması ile çok büyük bir
kan kaybına uğradı. O topraklarında belki bu anlamda kötü bir kaderi
var.
 |
-Süryanilerle
olan anıların bilgisi ışığında, sizce Süryaniler nasıl insanlardır?
Ben insanları cemaat olarak hiç tanımlamam. Bu çok yanıltıcı olabilir.
Süryanilerin diğer insan gruplarından ne daha iyi ne de daha kötü
olma hakları yoktur. Bütün cemaatler kendi içlerinde, kendi farklılıklarını
korurlar. 1500 tane iyi insan içerisinden birinin kötü çıkması yıllardır
bekleyen kötü tarih bilgiçlerini harekete geçirir. Aslında bizim karşı
olmamız gereken anlayış budur. Bir cemaati çok iyi ve çok kötü diye
sınıflandırmak adaletsiz ve eşitsiz bir yargıdır. Genellemeler her
zaman dost sözler değildir. Baskı altında kalmış bir toplumun kendi
içinde çok baskıcı olması beni daha çok ilgilendirir. Beni ilgilendiren
daha çok Süryanilerin kültürleridir. Örneğin Süryanilerin Mardin'den
göç etmesiyle ciddi anlamda gümüş ve taş işçiliği çökmüştür. Süryanilerin
taş işçiliği oradaki mimariye olan çok büyük bir katkıdır. Bir daha
Midyat'ta, Estel'de o kadar iyi telkari işlenmedi. Beni bunlar daha
çok ilgilendiriyor. Gerçekte gümüş ve altın kuyumunda ne kadar usta
insanlar olduklarını biliyorum. Ama zaten biz o coğrafyada Süryaniliği
aramayacak kadar iç içe geçmiş bir kültürün parçalarıydık. Ama inanış
ritüelleri benim daha çok ilgimi çekerdi. Günün deyimiyle her zaman
şık bulurdum Süryanileri.
 |
Devamı
Diğer
yazılar için tıklayın
|
|

FARKLI
RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

Tarihte
Süryaniler

Editörden

Gelenekler

Röportaj

Bayramlar
ve
Özel Günler

Yemek

Müzik

Edebiyat

Tarihi
Eserler

Mizah

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|