"Hasret Rüzgarı" dileğine cevap
Duymanı
istemezdim ama, mektubu bana ulaştıran arkadaşım onu çöp kutusunda
bulmuş. Bu durum senin için ne kadar üzücüyse, onu çöpe atanlar
için de o kadar alışıldık, o kadar sıradan. Her gün onlarca, belki
yüzlerce böyle "sıradan" mektup alıyorlar çünkü. Programı
dolduracak kadar malzemeyi bu mektupların içinden süzdükten sonra,
geriye kalanların pek bir önemi olmuyor. Gereksiz bir kağıt yığınına
dönüşüyor, artık bu mektuplar... Genellikle yapımcıların "mektup
okumaya ayıracak zamanları" pek olmadığı için, bu iş yardımcılarına
bırakılıyor. Dolayısıyla programdan artan mektupların çöp kutusunu
boylamasının günahı ve vebali de onlara kalıyor. Sorsanız, mektupları
okurken çok sıkıldıklarını söylerler. Kötü bir Türkçeyle yazılmış,
okunması zor diye nitelerler programlarına can ve yön veren bu
mektupları: "Abi ya, o yetmiş iki mektubu okuyacağıma, yedi
yüz sayfalık bir kitap okusam daha iyiydi..." Mektubu yazan,
isteğine yer verilir umuduyla programın yapımcılarına ne kadar
yağ çekmiş olsa da, bu yağların da çoğu okunmadan çöpe gider.
Mektubunun içine bir mektup açacağı koyduğunu söylüyorsun. Eminim
ki, o mektup açacağı mektupla kader ortaklılığı yapmamış, çöpü
boylamamıştır. Mektup açacağı yapımcıların eline ulaşılana kadar
postada yürütülmemişse, büyük olasılıkla "Eee, şimdi kim
el koyacak buna?" tartışmasını da başlatmış ve bu tartışma
mektubun içeriğinin önüne geçmiştir.
Mektubun ve sen, ne kadar da benziyorsunuz birbirinize... Doğduğun
topraklardan uzakta unutulmuşken, buruşturulmuş, çöpe atılmış
mektubunla bir tür kader ortaklığı yaşadığını görüyorum. Acı ama
böyle... Mektubu yazdığında günlerden on ikiymiş, aylardan Kasım,
yıllardan 1992. Ve perşembeymiş günlerden... Bugün de perşembe,
ama senin mektubu yazdığın perşembeden 446 hafta sonraki perşembe.
Yani anlayacağın tam 3122 gün gecikmeyle bu satırları yazıyorum.
Unutulmuşluğun yetmezmiş gibi, mektubunu unutmuşluğumdan utanıyorum.
Sadece utanıyorum...
Oysa mektubunda ne kadar da umutlusun... İsteğinin yerine getirileceğinden,
Anadolu'dan esip gelen "hasret rüzgarı" nağmelerini
senin için televizyonda çalacaklarından... Umarım, adlarını tek
tek sayıp, akrabaların için, hemşehrilerin için ve senin için
o parçalardan birini çalmışlardır... Çaldılarsa da, çalmadılarsa
da sana söz veriyorum; bu yazıyı tamamladıktan sonra Orhan
Gencebay'ın "Hasret Rüzgarı"nı bulup dinleyeceğim.
Dinlerken de; Güneydoğu Anadolu'daki Süryanileri işleyen "Işık
Sesini Arıyor" belgesel filmini çekerken Midyat'ta, Mor
Barsawmo Kilisesi'nin yakınlarındaki evinde tanıştığım, taş
kemerli evinin avlusunda, yaşıyla karşılaştırılmayacak çeviklikte
oradan oraya koşuşturan, ikide bir boynundaki istavrozlu kolyeyi
öperken gözleri mavi mavi gülen ve tek kelime Türkçe bilmediği
halde, sözler yerine gözlerle anlaştığım yaşlı teyzeden aldığım
ev şarabından iki kadeh yuvarlayacağım, senin niyetine. Söz...
Hakan
Aytekin
Türkiye'den
Hollanda'ya göç etmiş olan İsa Bakır isminde bir Süryani'nin,
TRT-INT Avrasya'daki "İstekler" programına göndermiş
olduğu bir mektuptan tesadüfen haberimiz oldu. Daha doğrusu o
zamanlar radyoda görev yapan bir şahıs, çöp kutusunda bulduğu
bu mektubu, Süryanileri yakından tanıyan ve onlarla ilgili televizyon
belgeselleri hazırlayan Hakan Aytekin adındaki arkadaşına
verir. Mektubu alan Hakan bey, uzun yıllar bu mektubu saklar.
Geçtiğimiz yıl bir televizyon kuruluşu için Süryanilerle ilgili
belgesel hazırlayan Hakan Aytekin, belgesel çalışmaları
sırasında tesadüfen tanıştığı bu sitenin hazırlayıcılarına bu
mektuptan bahseder.
Mektubu uzun yıllar saklayan Hakan Aytekin, bu mektup sahibine
uzun zamandır ulaşıp cevap yazmak istediğini ama bir türlü başarılı
olamadığını söyler. Bizde ona bu konuda yardım edebileceğimizi,
mektuba yazacağı cevabı yayın organlarımızdan birinde yayınlayıp
İsa Bakır'a ulaştırabileceğimizi söyledik. Gerçi uzun araştırmalar
sonucu mektubu yazan İsa Bakır'ın adresine ulaştık ve Hakan
bey ona yazdığı cevabi mektubu yolladı. Fakat mektubu aldığına
dair henüz elimize bir bilgi geçmedi. Bizde belgesel çekimleri
sırasında tanıştığımız sevgili dostumuza verdiğimiz sözü yerine
getiriyor ve çöp kutusunda bulunan istek mektubunun kısa bir özetiyle,
o mektuba yazılan cevabı sitemizde yayınlıyoruz. Umarım tesadüflerin
bir araya getirdiği bu insanlar arasında en kısa zamanda bir iletişim
kurulur ve çok ince düşünceli dostumuz Hakan Aytekin'i
mutlu ederiz.
İsa
Bakır'ın 12 Kasım 1992 tarihinde, Hollanda'nın Aalten kentinden
yazıp postaya verdiği 3 sayfalık istek mektubu özetle aşağıdaki
gibidir;
"...Çok değerli program
yapımcıları, ben, 12 senedir Türkiye'den uzak ve kopuk olarak
yaşıyorum. Ama, özellikle doğum yerim olan, dağları, taşları,sokakları,
ağaçları, dağlarında çobanlık yaptığım yerleri ve herşeyisi gözlerimde
tüten (Harapmişki)=Dağiçi köyümü ve ülkemin hasretlerinde yoğrulmuş
bir kişi olmaklar beraber onları kalbimin en derin yerlerinde
hem yaşıyor hem yaşatıyorum.
İşte yıllar yılı içimde sakladığım, gizlediğim, bu, içinde doğup
çocukluk yıllarımı yaşadığım ve onun her 4 mevsimi'nin kokusunu,
havasını unutmadığım ve unutamayacağım benim atalarım tarafından
ilk olarak inşaa edilip kurulmuş şu güzel köyümün, Dağiçi köyümün
hasretini hiç olmazsa "İstekleriniz" adlı programınızın
aracılığıyla hafiflatabilmek için, sizlerden "gözyaşım"ın
yalvarışlarıyla bir istekte bulunacağım.
Evet, bu "hasret" duygusu yalnız benim için geçerli
deyil. Fakat muhakkak'ki bütün köy-hemşerilerim içinde geçerlidir.
Ve bunca yıldır köy-hemşerilerimle görüşemediğim için bu şarkıyla
onlarla buluşmak imkanı verirseniz kendimi en bahtiyar bir kişi
olarak bilmiş olurum...
Evet, çok sevdiğim ve saydığım Arabesk'in krallar kralı bildiğim,
Orhan Gencebay'dan "Hasret Rüzgarı" adlı parçayı sizlere
adlarını yazacağım aile ve kişiler için çalmanızı ricada bulunuyorum.
Elimden geldiği kadarıyla aileleri bir soy ismiyle belirtip kısa
kesmeye çalıştım. Bu aileler ve kişiler, herkes kendini ayrı bir
ülkede ve o ülkenin ayrı yerlerinde bulduğu için onların hepsinin
adlarını yazdığım sırayla okumanızı niyaz ederim.
Elinizde bu parça yoksa o zaman Orhan'ın başka bir parçasını diliyorum.
Tabii ki şarkı "Hasret rüzgarı" adlı parçanın eş anlamında
olursa daha iyi olur. O da yoksa o zaman siz beğeneceğiniz, uygun
bulacağınız elinizde bulunan Orhan'ın başka bir şarkısı olsun.
Evet yazımdan fark ettiğiniz gibi Orhan, Orhan ve bir dahada Orhan.
Eğer Orhan'ın hiç yoksa O zaman Coşkun Sabah'ın "Haberin
var mı" adlı parça olsun. Şayet onunda yoksa
o zaman Emel Sayın'dan bir parça olsun örneğin:
"Kuruyan dudağıma bir damla su verseydin."
Evet fark ettiğiniz gibi gürbet ellerde çok uzaklardan köyüne
hasretli olup çırpınan bu ferdi, ben: İsa Bakır başınızı fazla
ağrıtmadan şarkıyı istediğim aileler ve kişilerinin adlarını yazmaya
geçiyorum..."
İsa Bakır mektubunun üçüncü ve son sayfasında daktilo ile
gurbet illerinde yaşayan tüm akrabalarının adlarını isimlerini
yazıyor ve mektubunu noktalıyor.
Yazı,
editörümüz Sayın Şabo Boyacı'nın da emeğini kattığı www.suryaniler.com
adlı siteden alınmıştır.