|
Gelenekler
Her toplumun geçmişinden günümüze taşıdığı davranışlar ve gelenekler
vardır. Gelenekler insan ilişkilerinin gelişiminde ve kültürün aktarımda
köprü görevi görür. Bugün bir çoğumuzun unuttuğu bu gelenekler geçmişte
insanlar için çok önemli idi.

Süryani toplumunun artık aynı birleşik coğrafyada yaşamıyor olması,
toplum üyelerini bir araya gelip gelenek ve göreneklerini paylaşmaktan
alıkoymaktadır. Bu yüzden bu gelenek ve görenekler sadece belli
bölgelerde yaşama şansı bulmaktadırlar.
İşte Süryanilerde yaygın olan bazı gelenekler:

Süryanilerin
Yüzyıllardır Yaşattığı Bir Sanat:
Telkâri

Süryanilerin
yüzyıllardır yaşattığı önemli sanatlardan birisi de telkâriciliktir.
Süryani telkâri ustaları bu alandaki maharetlerini yaptıkları eserlere
yansıtmış ve birbirinden kıymetli parçalar üretmişlerdir. Telkâri'nin
sözcük anlamı tel ile yapılan sanattır. Ancak bu tanım, tel ile
yapılan her sanatsal çalışmanın telkâri olduğu anlamına gelmez.
Örneğin, 'Trabzon işi' hasır örgü bileziğe tel ile yapılmasına
rağmen telkâri denilmez.Telkâriden yapılan işler sayılamayacak kadar
çeşitlidirler. Mesela sigara ağızlıklarından, tütün kutusundan,
fincan zarflarından tutun da çeşitli tepsiler, kemerler, tepelikler,
aynalar hep telkâri tekniği ile yapılmışlardır.

Bu
sanatın kaynağının Mezopotamya olduğu sanılmaktadır. Buralardan
Uzak Doğu'ya, başka bir koldan ise Anadolu'ya ve Anadolu üzerinden
de Avrupa'ya yayıldığı bilinmektedir.

Yurdumuzda
ise en önemli telkâri merkezi Süryanilerin eskiden çokça yaşadığı
Mardin'in Midyat ilçesi olmuştur. Midyat işleri
son derece zarif ve kıymetlidirler. Bugün bu sanatı yaşatmaya çalışan
çok az sayıda Süryani telkâri ustası kalmıştır. Süryani ustaların
yaptıkları parçaların değerleri bugün bile yörede anlatıla gelmektedir.
Ne yazık ki bu sanata diğer insanlar Süryaniler kadar ilgi göstermemişlerdir.
Bu nedenle telkâri sanatı son demlerini yaşamaktadır. Yörede yaşayan
diğer insanların bu sanata sahip çıkması gerekmektedir.

Ayrıca
bu sanata çift işi diyenler de vardır. Bu ismin kaynağı ise,
işin yapımı sırasında parçaların teker teker biraraya getirilmesinde
kullanılan, cımbıza benzer ancak ucu daha ince olan ve 'çiff'
olarak isimlendirilen alettir. Bu iki isim de genellikle sanatkârlar
arasında kullanılır.

Bir
çok geleneksel sanatta olduğu gibi, telkâride de sanatkâr, işinde
kullanacağı her türlü malzemeyi kendisi yapmak zorundadır. Yani
usta, telkâride kullanacağı telleri kendi atölyesinde ham maddeden
elde etmektedir.Öyle ise, bu sanat dalını anlatmaya, kullanılacak
telin yapımı ile başlanabilir. Ocakta pota içerisinde eritilen
maden (bu işte en çok kullanılan maden gümüştür, bazen altın
ve başka madenler de kullanılır) çubuk haline getirilmek için kalıba
dökülür. Yapılacak işin şekline göre çubuk döküm, üzerinde genişten
dara doğru delikleri olan çelikten yapılmış haddeden geçirilir.
Haddeden geçirme işlemi zor ve zaman alıcıdır. Hadde sağlam bir
yere tesbit edilmelidir. Haddenin geniş tarafından sokulan tel öbür
ucundan çekilirken uzar ve aynı zamanda incelir. Maden, bu tekrarlar
sırasında sertleşir; sertleştikçe tavlanır, yani kor haline gelinceye
kadar ateşte bekletilir; sonra da haddeden kolay geçsin diye balmumuna
daldırılır. Haddeden çekmek için özel penseler kullanılır. Haddeden
çeken usta beline manda derisinden yapılmış, üzerinde madeni halkalar
olan kalın bir kuşak bağlar. Kol gücünün yetmediği ve telin uzadığı
zamanlar telin ucunu belindeki derinin madeni halkalarına takar
ve beden gücünü de kullanarak işi sona erdirir. Bu yorucu çalışma,
kalınlığı aşağı yukarı 0.5 cm olan gümüş çubuk 1 mm' lik ince bir
tel haline gelinceye kadar sürer.

Her
telkâri işi iki ana kısımdan meydana gelmiştir. Birincisi işin ana
iskeleti olan 'muntaç' (kılavuz); ikincisi de muntaç içine
yerleştirilmiş vav, kake, dudey, gül,
tırtıl, güverse vb. isimlerle anılan her biri farklı
biçimlerde yapılmış motiflerdir.

Çalışmaya önce muntaç yapımıyla, yani ana iskelet kurularak
başlanır. Muntaçın tel kalınlığı motiflerin tel kalınlığının iki
katıdır. Muntaçdan sonra ara boşluklar teker teker büyük bir titizlik
ve sabır ile doldurulur. Bütün bu çalışmalar, ceviz ağacından kesilmiş
düz yüzeyli bir levha üzerinde yapılır. Bu ceviz levha, üst yüzü
yakılarak yağı alındıktan soma, ağır demir levhalar altında iki-üç
gün bekletilerek kullanılacak hale getirilir. Son zamanlarda, ceviz
levha yerine iletken özellikleri zayıf, yanmaz amyant levhalar da
kullanılmaktadır.

Bazı kaynaklar, ana iskeletin kurulmasında tellerin 'lehim'le
birleştirildiğinden söz etmektedirler. Bu bütünüyle yanlıştır. Çünkü
bir gümüş işine lehim değdi mi, o iş hurdaya atılır. Lehim gümüşü
çürütür.

Gümüş
tellerin birleştirilmesinde kullanılması gereken yöntem 'kaynak'tır.
Milimetrik tellerin kaynak yapılması çok güçtür. Çünkü ısı biraz
fazla kaçırılırsa telin kendisi erir. Dolayısıyla bu çalışma büyük
titizlik ve sabır ister. Bunun için önce, ayarı belli bir ölçüde
düşürülen gümüş, eğelenerek küçük tanecikler halinde bir
güderi parçası içine toplanır. Eğelenmiş gümüş bir kaba konur ve
içerisine toz boraks katılır. Suya daldırıldıktan
soma amyant üzerine yerleştirilen ana iskeletin her bir parçası
bu gümüş-boraks karışımı ile kaynak yapılarak birleştirilir.

İskeletin yapımından sonra motif yerleştirme işi, aynı şekilde
kaynak yöntemiyle devam eder. Ancak motif yapımı uzun zaman alır.
Bu yapım sırasında da büyük bir titizlik ve sabır gereklidir.

Bu kadar zor ve sabır isteyen, ama son derece zevkli ve güzel
bir sanatın kaybolmasına insanın gönlü razı olmamaktadır. İnsanların
bu sanata sahip çıkması ve yaşatılabilmesi için eğitim olanaklarının
seferber edilmesi gerekmektedir.

Ülkemizi dünyada tanıtabilecek ürünlerin üretilebildiği bir
alan olan telkâri sanatını kaderi; azınlıkların azalması ile aynı
olmamalıdır.
|