Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





YOKSA…
Konuk Yazar: Yusuf Atuğ

Gene de hiç kimse kurtulamaz içinde büyüyen
Bu korkunç boşluktan diyorum.
Kurtarırsa o kurtarır bizi, ne aşklar, ne yaşlanmak
Ne avuntular dışarda.
Dünyada mutluluk adına ne varsa başkaca
Evcek, evlerde yaşar yaşarsa.
Behçet Necatigil


Boynunda asılı duran fotoğraf makinesi ile sokak aralarında dolaşıyordu. Amacı gezindiği bu yerlerde resmedebileceği güzel görüntüler yakalamaktı. Belli bir hedefi yok idi. Sadece güzeli, farklı olanı arıyordu. Bu amaçla sabahın erken saatlerinde yola koyulmuştu. Gün boyu dolaştığı, gezindiği bu yerlerden deklanşöre basacak görüntüler yakalamıştı. Keyifliydi. Bu keyfin üstüne cebinden bir sigara çıkarıp, tüttürmeye başladı. Sigarasını içerken bir yandan da saatine baktı. Vakit bir hayli ilerlemişti. Bu kadar yeter, artık dönebilirim dedi kendi kendine. Bu düşünce ile dönüş yolunda hızlı adımlarla yürümeye koyuldu. Artık etrafına fazla bakınmıyordu. Çünkü istediği görüntüleri elde ettiğini düşünüyordu.

Hızla yürüdüğü dar bir sokakta birden adımları yavaşlamaya başladı. Adımlarının yavaşlamasına neden olan şey kulağına gelen çocuk sesleri idi. İlgisini çeken seslerin çocuklara ait olması değildi. O bu seslerin farklılığına takılmıştı. Çünkü neşe, mutluluk ifadesi olduğu belli olan bu seslerden bir şey anlamıyordu. Farklı bir dilin sesleriydi bunlar. Seslerin geldiği tarafa doğru yöneldi. Sesler etrafı yüksek duvarlarla çevrili eski bir yapıdan geliyordu. Kapının önüne geldi. Çürümeye yüz tutmuş tahta kapının aslan başı motifli metal tokmağını çalmaya başladı. Kapıyı çalması ile birlikte çocukların sesi bir anda kesiliverdi. Uzunca sayılacak bir bekleyişten sonra hafifçe aralanan kapıdan yaşlı bir adam sureti belirmişti. Kısa bir konuşmadan sonra yaşlı adam onu içeriye buyur etti. Kapıdan avluya adım atar atmaz yeni bir sürpriz ile karşı karşıya kalmıştı. Karşısında oldukça eski, eski olduğu kadar güzel bir ev duruyordu. Hiç konuşmadan, hiç hareket etmeden bir süre bu binaya bakınıp durdu. İçeri girmesine sebep olan çocukları, onların farklı sesleri hatta bütün gün çektiği görüntüleri unutmuştu. O sadece her yeri işlemeli bu taş binaya odaklanmıştı. Yaşlı adam ise bu yabancı adamın evine duyduğu hayranlığın farkına varmıştı bile. Tabii ki bu onu çok gururlandırmıştı. Daha bir keyifle masadaki çayını yudumluyordu artık. Bir süre sonra yabancı adamı çay içmesi için yanına çağırdı. Ardından avludaki torunu olan çocuklara yüksek sesle bir şeyler söyledi. Bir süre sonra çocuklar adama oturacağı sandalye ile birlikte bir bardak çay getirmişlerdi. Adam ona getirilen sandalyeye oturarak çayını içmeye başladı.

- Evinizin önünden geçerken duyduğum çocuk sesleri ilgimi çekti. Farklı bir dil konuşuyorlardı sanırım.
- Evet. Bu çok eski bir dil. İsa Mesih'in konuştuğu dili konuşuyoruz bizler.
- Çok ilginç geldi bana. İlk defa duyuyorum, dedi ve sözlerine devam etti:
- Amca ben mühendisim. İstanbul'da yaşıyorum. Buraya gezmeye fotoğraf çekmeye geldim. İzin verirsen bu güzel evinizin fotoğraflarını çekmek isterim. Sanırım çok eski bir ev.
- Evet evimiz çok eskidir. Ata yadigarı. Rahmetli büyük babam yapmış bu evi.

Yaşlı adam daha bir gururlanmıştı. Daha bir keyifle çayını yudumluyor, bir yandan da avluda fotoğraf çeken mühendis konuğunu izliyordu. Hiç durmadan fotoğraf makinesinin deklanşörüne basıyordu. Her yeri tarih kokan evin işlemeli duvarlarını, kapısını, pencerelerini fotoğraflıyordu. Avluda derin bir sessizlik vardı. Sessizliği bozan sadece deklanşörün sesi idi. Sandalyede oturan ev sahibinin yüzünde gurur, konuğunda ise sevinç vardı.

- Amca duvarlardaki taşların arası iyice açılmış. Tamir gerekiyor. - Yok tamire gerek. Böyle de idare eder. Dedem bu binayı evlendiği zaman yapmış yıllar önce. Şimdi de biz kullanıyoruz. Hiçbir sıkıntımız da yok.
- Binanın ahşap bölümleri? Bunları değiştirmek gerekmez mi? İyice çürümüş bunlar.
- Bir şey olmaz onlara. Daha uzun yıllar bizi götürür.
- Peki amca şu bahçe duvarları. Çok yüksek değil mi? Dışardan bu güzel eviniz hiç görünmüyor. Halbuki sokaktan geçen insanlar da bu güzelliğin farkına varsalar iyi olmaz mı?
- Mühendis bey, siz okumuş insanların kafaları hep aynı oluyor galiba. Benim oğlum da tıpkı senin gibi konuşuyor. Yok baba duvarları tamir edelim, yok kapı ve pencereleri yenileyelim. Yıllardır hep aynı şeyleri söyleyip duruyor. Bir de üniversite okudu ya artık iyice ağzı açıldı. Bu evde büyüklerimizin yaşadığı şartlarda yaşamanın anlamı yok, bir şeyleri değiştirelim diye tutturdu…
- Bu bina en son ne zaman tamir gördü?
- Ufak tefek onarımları saymazsak, ne babamın ne de benim zamanımda hiçbir tamir görmedi. Bak ona rağmen dimdik ayakta ve biz burada barınıyoruz.
- Daha uzun yıllar ayakta kalması ve içinde daha rahat yaşamak için bir şeyler yapmak gerekmez mi?
- Bu bina atalarımdan bana yadigar. Ben hayatta olduğum sürece hiçbir yerine dokundurtmam. Bak şu avlunun köşesinde duran banyo var ya onun yüzünden oğlumla kavgalıyız. Tutturdu evin içine bir banyo yapalım diye. Ben de ne gerek var dedim. O gün bugün aramız pek iyi değil. Zaten annesine de bu evden ayrılmayı düşündüklerini söylemiş. Nedeni de sözüm ona benim aksi tutumummuş. İçinde yaşadığımız ev konusunda fikirlerim, önerilerim dikkate alınmıyorsa ben de artık bu evde yaşamam demiş. Ne yaparsa yapsın, kendisi bilir.
- Ama amca, oğlun ailesi ile birlikte gidince bu koca evde yalnız başına kalacaksınız. Canınız sıkılmaz mı? Torunlarından ayrı kalmak sizi üzmez mi? Bak ne güzel avluda neşeyle oynuyorlar. Beni de buraya çeken zaten onların sesleriydi. Bu güzelliğin varlığına tanık olmamı sağlayan onlar oldu. Tıpkı benim gibi daha birçok insanın bu güzelliği fark etmesini sağlayacak olanlar da onlar. Belki sen istemesen de senden sonra bu binayı onarıp, uzun yıllar burada yaşayacaklar. Babalarından kalan miraslarını içinde yaşayarak koruyacaklar. Düşün, onlarsız bu ev ne kadar yaşanılır olacak. Ve senden sonra bu çok sevdiğin gerçekten güzel eve neler olacak? Umarım bu evden ayrılmazlar. Çünkü yeni evlerinde senin önemsemediğin ve onların istediği şeyleri bulacaklar. O zaman artık istesen de dönmek istemezler.

Konuğunun bu sözleri amcanın canını sıkmıştı. Sessizce öylesine durdu. Söze nerden ve nasıl başlayacağını tam olarak kestiremiyordu. Bir süre bocalıktan sonra konuşmaya başladı:

- Aslında her şey senin söylediğin gibi değil mühendis bey. Oğlumun bu evi terk edeceğini söylediğime bakma sen. İnanmıyorum buna. Beni, annesini yalnız bırakamaz. Ve bu evi de en az benim kadar sevdiğini çok iyi biliyorum. Yani senin anlayacağın o bana ne kadar kızsa da, istediklerini benim yüzümden gerçekleştiremese de burayı terk etmez.
- Kafam biraz karıştı dersem yalan olmaz amca. Sen de çok seviyorsun bu evi, oğlun da. Ama birbirinizle iyi anlaşamıyorsunuz. Nedeni; ikinizin de çok sevdiği ve birlikte yaşadığınız bu ev. Atalarınızın sizlere bıraktığı bu güzel mirasın sahibi olmakla ikiniz de haklı bir gururu yaşıyorsunuz. Ama mirasın sahibi olmak yeterli mi? Onu korumak sence onun hiçbir yerine dokunmamakla mı olur. Ataların çok güzel bir eser yaratmış. Peki senin bu esere ne gibi bir katkın olmuş, onun içinde yaşamak dışında... Tabii ki böyle bir güzellikten dolayı gurur duymalısın, ama esas gururu bu güzelliği senden sonraki kuşaklara sağlam bırakarak duymalısın.
- Sen hiç merak etme. Bu ev daha nice insanlara yuva olacak. - Umarım sen haklı çıkarsın amca. Daha çok oturup seninle konuşmak isterdim ama ne yazık ki gitmem gerekiyor. Ne zaman olur bilmem ama tekrar görüşmek isterim seninle. Bu arada çay için teşekkürler.

Masaya bıraktığı fotoğraf makinesini tekrar boynuna astı. Ayağı kalkarak avludan kapıya doğru yöneldi. Sokağa kadar ona eşlik eden amca ile vedalaştıktan sonra hızlı adımlarla oteline doğru yürümeye başladı. Dar sokaklarda yürürken bir yandan da onu adeta başka dünyalara götüren bu son birkaç saati düşünmeye başladı: Konuşmalarından bir şey anlamadığı ama onun için bir davet olan o çocuk seslerini, yüksek duvarların ardında gizlenmiş eski ama heybetli o güzel evi, geçmişi ile övünmekle yetinen o amcayı, babası ile anlaşamayan ama onu kırmayı da göze almayan oğlunu…

Gerçekten amcaya dediği gibi başka bir zaman onları tekrar görebilecek miydi, o güzel evin fotoğraflarını çekebilecek miydi, farklı dille konuşan o çocukların sesini duyabilecek miydi?

Yoksa…



Yazı, editörümüz Şabo Boyacı'nın www.suryaniler.com adlı sitesinden alınmıştır.


Diğer yazılar için tıklayın




FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


YAHUDİ KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

Tarihte Süryaniler

Editörden

Gelenekler

Röportaj

Bayramlar ve
Özel Günler


Yemek

Müzik

Edebiyat

Tarihi Eserler

Mizah


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla