Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR





Güncelleme: 26. 05. 2007

Konuk Yazar: Özcan Geçer

YILLAR SONRA AYNI YERDE

Midyat'ta gerçekleştirilen I. Uluslararası Süryani Sempozyumu çerçevesinde, akademisyenler, yurt dışından katılım gösteren Süryaniler ve yöre halkı ile birlikte çeşitli etkinlikler düzenlendi. Bölgedeki hareketlilik ve yarınlara umutla bakma algısı, toprağından uzak kalmış Süryaniler ve bu tarihi coğrafyanın eski halini özlemleyenler için oldukça anlamlıydı. Döneminde, Doğu ile Batı arasında kültürel köprü işlevini gerçekleştirmiş bu kültürün bireyleri, şimdi de Batı'daki yaşamları ile ait olduklarını hissettikleri topraklar arasında köprüler kurma dileğindeler. Haliç'e balık gelmesi misali yeniden nefes alacak mecralar yaratma gayreti, hayalperestlikten ziyade kimliğini ve geldiği yeri, köklerini unutmama arzusuyla şekilleniyor.

Bu sembolik girişimlerden biri de Midyat'ın Bağlarbaşı (Arnas) Köyü'nden 80'li yılların ortalarına doğru göç etmiş Süryaniler'dendi. Aziz Mor Kuryakos'ın adına ithaf edilmiş 1,400 yıllık tarihi kilisenin restorasyonu elbirliği ile yaptırılmış ve Mor Kuryakos'un ölüm yıldönümü olan her 15 Temmuz'da, köyün ziyaret edilmesi konusunda sözleşilmiş.(*)

Konuyla ilgili haber, basında ''Yıllar Sonra Aynı Kilisede'' olarak yer almıştı. ''Yıllar sonra''yla başlayan cümleler genelde özlemi duyulanların hikayelerinde geçer; uzak kaldığı sevdiğini yıllar sonra görenlerin hissettikleri aktarılır. Burada da doğup büyüdükleri sevgili memleketlerine, çeyrek asır sonra kavuşanların hikayelerine tanık oluyoruz. Köylerine, hâlâ var olduklarını, onu sahiplendiklerini vurgulamak için Avrupa'dan gelmişler. Gerek siyasi gerek ekonomik nedenlerle yurtlarından göç edip sağa sola savrulan Süryani nüfusu, sarı sıcak bir coğrafyadan sonra steril, cilalı mı cilalı o Avrupa kentlerinde yaşamaya kimbilir kaç yıl sonra adapte olabilmiştir ya da hâlâ olamamıştır?

Dünya'nın en gelişmiş 5 ülkesini sıralıyor gazeteler: Norveç, İsveç, Finlandiya, Hollanda, Kanada. Zamanında kendilerini kurtaracak korunaklı mekanlar bulmuşlar, ileriyi görebilmişler de o büyük büyük ülkelerde o küçük taş evlerini özler olmuşlar. Şimdi onlar, yüz binlerle ifade edilen koloni hayatlar yaşayıp çevreledikleri şehirlerin havasını teneffüs ederken, Türkiye'dekiler on beş binlik dağınık bir nüfusla kimliğini, kültürünü koruma noktasında.

Azlık-çokluk düzleminden varlık-yokluk düzlemine çekilen bu yüzyılın kimlik geriliminde, oradakiler de buradakiler kadar düşünceliler. Hüzün ve sevinçlerin harmanlandığı bu yüreklerde kimi zaman Murathan Mungan'ın ''Dönmek, mümkün mü artık dönmek / Onca yollardan sonra, yeniden yollara düşmek?/ Neresi sıla bize, neresi gurbet '' dizeleri gelir akla; kimi zaman da isyankar bir zılgıt sesi yükselir, Süryanice ezgilerde dindirilir kaygılar, halaylarda çoşulur.

Ve Arnas köyünün evlatları, umuda yolculuklarında her Temmuz ayının 15'inde restore ettikleri kiliseye gelecekler Avrupa'nın dört bir tarafından. Hikaye üstüne hikaye dökülecek suskun dillerden. Yıllar sonra hayat yorgunluğundan sıyrılıp, kabuğunu çatlatıp suya koşan kaplumbağa yavrusunun heyecanıyla memleketine koşanları mı, eş dostunun neler yaptığını nerelerde yaşadığını bulmak isteyenleri mi, küçükken gönül verilen güzelin şimdi çoluk çoçuğa karışmış halini, canlanan anıların heyecanla anlatılışlarını mı; masumiyetlerini uzak düştükleri ağaçlarının altında tütsüleyenleri mi görürsünüz; çocuksu gözlerde bümbüyük duran kilisenin aslında ne kadar küçük olduğunu mu? En güzel yılların yaşandığı toprakların o çoraklığında, sert taşlar arasında bırakılan hayal gücünün, şimdinin en fiyakalı modern şehirlerinde insanı nasıl da yalnız bıraktığını mı düşünürsünüz, yıllar sonra akrabalarının ne çok olduğunu ve hiç de az olmadığının sevincini paylaşanları mı?

Tüm bu gel-gitler içinde yaşanan gerçeklik ve doğulup büyünen yere bağlılık bilincine saygı duymak gerekiyor. Kök vermeyen üzüm bağlarını ve Arnas'ın evlatlarının umutlarını yeşertmek adına, geçmişle atılan köprülerin tekrar kurulması yolunda her türlü çabanın filiz vermesini arzuluyor ve bu zengin kültüre sahip çıkılması gerektiğine inanıyoruz; zira medeniyetlerin beşiği olan ve susuz toprak misali kimsesiz köyleri hak etmeyen bu coğrafya hepimizin.





Yazı, editörümüz Şabo Boyacı'nın www.suryaniler.com adlı sitesinden alınmıştır.
(*) Radikal gazetesinin haberi için tıklayınız.
Fotoğraflar: Süha Derbent ve Tolga Zengin


Diğer yazılar için tıklayın




FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


YAHUDİ KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

Tarihte Süryaniler

Editörden

Gelenekler

Röportaj

Bayramlar ve
Özel Günler


Yemek

Müzik

Edebiyat

Tarihi Eserler

Mizah


Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 

Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla