



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR
|

Osmanlı Dönemi 2
Yunan
İhtilali ve Fener Döneminin Sonu
1821 'de Yunan ihtilali ile ''Fener dönemi" aniden son buldu. Patrik
Grigorios sorumlu cemaat başı sıfatıyla, başka din adamları ve halktan
kimseler ise gözdağı verme amacıyla idam edildi. Osmanlı yönetimi
Fenerlilere artık güvenmedi, onları voyvodalık ve tercümanlık işlerinde
kullanmadı. Karşılıklı güvensizlik, Osmanlı yönetimiyle Fenerliler
arasındaki çatışmayı körükledi. Yunan ihtilali ile İstanbul'da başlatılmış
olan sindirme hareketinin sonucunda Fenerlilerin bir bölümü Batı'ya,
Rusya'ya ya da isyan bölgesi olan Mora'ya kaçtılar.

Fenerlilerin tarih içinde ikili işlevleri olduğu söylenebilir. Bir
yanda kültür alanında, yani dil, yazı, edebiyat ve düşünce alanındaki
katkılarıyla Yunan ulusçu gelişmelerinin temelini attılar, hatta
Rumların örgütsel piramitinin başında bir tür yönetim özerkliği
oluşturarak gelecekteki devlet örgütlenmesinin ilk nüvelerini ve
deneyimlerini başlattılar, öte yanda ortaya çıkan ''çağdaş" düşüncelere
karşı bir tutum içine de girdiler. Fenerliler kültür alanında ilerici,
siyasal alanda tutucu oldular. Örneğin, bu ikili özelliği sergileyen
bir Fenerli aydın D. Katarcis- Fotiadis'tir (1730-1807). İstanbullu
Rumların da bu iki farklı görüşün arasında bölündükleri ya da bocaladıkları
söylenebilir.

Yunan Devletinin Kuruluşu
1829'da Yunan devletinin kurulması Rumların yaşamında önemli bir
aşamadır. O güne dek Osmanlı yönetimince bir cemaat olarak algılanan
Rumlar, birden yabancı bir devletin, Yunan devletinin uzantısı,
hatta beşinci kolu diye algılanmaya başlandı. ''Devlet" bu cemaate
karşı güvensizlik duydu; Rumlar da devlete karşı yabancılaşmaya
başladı. Fenerlilerin ve genel olarak Rumların devlet görevleri
üstlenmeleri kısıtlandı.

İstanbul'daki tutucu Rum kesimle yeni kurulan ulusçu Yunan devleti
arasında sürtüşme uzun süre gündemde kaldı. Yunan devletinin
ilk eylemlerinden biri İstanbul Patrikhanesi'nden bağımsız kendi
özerk kilisesini kurmak oldu. İki kilise arasındaki ilişkiler
ancak 1850'de normale döndü.

İstanbul Patrikhanesi çevresi, Yunanistan'da gelişen ulusçu düşüncelere
herhalde hiçbir zaman tam olarak katılmadı. 1840'larda ortaya çıkan
Megali İdea yani tüm Yunanlıları ve yaşadıkları yöreleri
yeni kurulan devlete katma düşüncesi, Patrikhane tarafından benimsenmedi.
Patrikhane, kimi İstanbullu soylular, zenginler ve aydınlar, Osmanlı
çatısı altında ama Ortodoks ve Rum olarak yaşamayı yeğlediler.
Bu hareket kimi zaman Helen Osmanlılığı olarak da dile getirildi.
Bu görüşün taraftarları Osmanlı Devleti'nin güvenini yeniden kazanarak
19. yy'ın ortalarından başlayarak devlet yönetiminde önemli mevkiler
kazandılar.

Ortak bir Türk-Yunan devletinin kurulması için 1908-1912
arasında İon Dragoumes (1878-1920) ve Atanasios Suliotes-Nikolaides
(l878- 1945) İstanbul'da politik bir eyleme girişen illegal İstanbul
Örgütü'nü kurdular.

Rumlar'ın Siyasal, Hukuksal Konumları:
Rumlar, Osmanlı Devleti'nin "millet sistemi" içinde özel bir statüde
yaşadılar.

19. yy'a kadar Rumların ayrı ve "aşağı" konumda olduğunu gösteren
uygulamalar, genel hukuk, yönetime katılma, din ve evlilikler alanındaydı.
Mahkemede gayrimüslimlerin şahitligi ikincildi. Gayrimüslimler özel
vergiler öderlerdi; ticaret hakkı ve izni almak için Hıristiyanlar
Müslümanlara kıyasla, az da olsa daha fazla vergi ve daha yüksek
gümrük vergisi öderlerdi. Asker, subay ve devlet memuru olamazlardı.
Hıristiyan kimliklerini koruyarak üstlenebilecekleri devlet görevleri,
yabancı dil gerektiren kimi danışmanlık görevleriyle, genellikle
18. yy'dan sonra, voyvodalık ve tercümanlıkla sınırlanmıştı. Yeni
kilise kurmak yasaktı; onarımlar izne bağlıydı. Hıristiyan erkeğin
Müslüman bir kadınla evlenmesi yasaktı; Müslüman erkek gayrimüslim
bir kadınla evlenebilirdi. Yasaya uymayanlar idam ya da linç edilirdi.
Karma evliliklerde çocuklar Müslüman olurlardı. Hıristiyanlıktan
Müslümanlığa geçme serbest olmakla birlikte, ters yönde bir din
değiştirme ölümle cezalandırılırdı.

Rumlar sakal bırakamazdı, belli renkte giysiler giymeleri gerekirdi,
kaldırımda yürüyemez, ata binemezlerdi. Evleri taştan ya da çok
katlı olamazdı. Kürk giymeleri izne bağlıydı, Hıristiyan efendisi
olan köle Müslümanlığı seçtiğini dile getirdiğinde salıverilmesi
gerekirdi.

Rumlar, siyasal haklarının sınırını genişletmek için kimi zaman
Osmanlı yöneticilere ricalarda bulundular, zorladılar, bazen de
Osmanlı sınırları dışında ittifaklar aradılar. Yabancı devletler
bu durumu fırsat bilip Hıristiyanları koruma bahanesiyle Rumlardan
(ve genel olarak gayrimüslimlerden) yana girişimlerde bulunup Osmanlı
Devleti'nin iç işlerine karıştılar. Sonuçta bir Müslüman-Hıristiyan
mücadelesine dönüşen ve dış güçlerin istismar ettiği bu siyasal
mücadele, Rumlarla Osmanlı Devleti arasında kuşkuyu, güvensizliği
artırdı ve toplumsal huzuru bozdu.

Azınlık Haklarında Reformlar
Osmanlı yöneticileri genellikle Batı'ya hoş görünmek ve baskılardan
kurtulmak amacıyla, ama köklü bir siyasal değişikliğin yararına
pek inanmadan, özellikle 19. yy'da bir dizi reformlara giriştiler.
Gönülsüz yapılan reformlara Müslüman halk destek olmadı;
hatta yer yer karışıklıklar çıktı, protestolar görüldü. 1839'da
Tanzimat Fermanı ile "can, ırz, mal güvenligi" sağlanacağı,
vergiler ve askerlik konularında Müslümanlarla sair milletler
arasında eşitlik tesis edileceği ilan edildi. Gerçekten de 1840'ta
Ceza Kanunnamesi'nin yürürlüğe girmesi ve idare Meclisleri'nin kurulması
ile Rumlar yerel yönetimlere kısmen katılmaya başladılar. 1850'de
Ticaret Kanunnamesi Osmanlı milletleri arasında, pratikte olmasa
da hukuk alanında, eşitligi sağladı. Islahat Fermanı (1856) bu eşitliği
yeniden onayladı, askerlik konulannda eşitlik yönünde adımlar atıldı.
1856'da Meclis-i Vala-yı Ahkam-i Adliye'ye ve 1868'de Şura-yı Devlet'e
Rum delegeler tayin edildi. 1876'da Kanun-i Esasi'yi hazırlayan
komisyonda da 2 Rum delege yer aldı. 1864'te yeni ve ileri
bir eyalet ve vilayet yönetimi. 1876'da da meşruti yönetim denendi
ve aynı eşitlik vaatleri tekrarlandı.

Ancak çağdaş anlamda siyasal eşitlik çokuluslu Osmanlı Devleti
içinde gerçekleşemedi. 70 yıl içinde eşitliği sağladığını ilan eden
reformların dört kez yürürlüğe konması, bu reformların eşitliği
bir türlü sağlamadığını gösterir. Eşit yurttaş kavramı toplumun
Müslüman kesimi tarafından benimsenmedi ve pratiği uygulamaya konamadı.
Girişimler her seferinde bir süre sonra tavsadı ve eski uygulamalara
dönüldü. Ancak İstanbul Rumları bu gelişmelerden, gene de büyük
yarar gördüler.
 |
|
|

FARKLI RENKLER FARKLI KÜLTÜRLER

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

Tarihçe

Bayramlar
ve
Özel Günler

Büyükada
Rum
Yetimhanesi

İoannis
Papadopulos

Rum
Ortodoks
Patrikhanesi

Rum
Cemaatleri

Rum
Okulları

Rumca
Basın

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|