



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

|
Güncelleme:
12 / 09 / 2007
|

Ferhat
Kentel /
Gazetem.net:
"Yapısal Olarak" Türk, Kürt
ya da Ermeni...
Aslında çok önemli bir konu değil ama oldukça keyifli olduğu için
ve Türkiye'de önemli açılımlara kapı açtığı için insan yazmak
istiyor... Çünkü Türkiye'nin nadide ve önemli bilim adamlarından
Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu çok önemli bir
araştırmaya imza atmış. Gerçi henüz bitmemiş ama olsun; bittiğinde
imzasını tam olarak atmış olacak...

Düşünsenize, "etnik" mevzulardan pek hoşlanmayan devletimizin
"konjonktüre göre tarih yazma ve tarihten anlama" işlevi yüklenmiş
bir kurumunun başı, Kayseri'de düzenlenen bir sempozyumda, "etnik"
kelimesini kullanmadan -alenen- Türkiye'de yaşayan çok farklı
"etnik kimlikler"den bahsetmiş; "'Kürdüm' diyenlerin
yüzde 30'u Türkmen. Gerçekte Kürt Alevi yok; bir bölümü Ermeni"
demiş... Şimdiye kadar Türkiye'nin etnik çoğulluğundan bahseden
bilim adamları, araştırmacılar "bölücü" yaftasına maruz kalırken,
Halaçoğlu "Kim olduğunuzu bileceksiniz", "Herkes kendi
kimliğini öğrenmelidir" diyerek, "postmodern" ya da "çokkültürcü"
olarak adlandırılabilecek ve "devrim" niteliği taşıyan açıklamalar
yapmış...

Sonra da "Araştırmalara dayanmayan sözler sarf edildiğini vurgulamış
ve siyasilerin konuşurken dikkatli olmalarını" istemiş...
Yani siyasilerin olur olmaz her yerde, her türlü insan kitlesine
karşı, araştırma yapmadan (ya da Halaçoğlu'nun araştırmasını
okumadan) konuşmaması gerektiğini söylemiş.
Yani siyasiler önce o kitlenin "yapısal" kökenini inceleyecekler...
Hele bu insanlar bir takım taleplerde bulunan insanlarsa,
çok daha dikkatli olmak zorundalar... Mazallah görünen "yapı"nın
arkasında başka bir "yapı" saklanıyor olabilir...

Bu
"yapı" lafı çok önemli... Çünkü Halaçoğlu'nun anlattıklarında
özel bir yeri var... Bize "kim olduğumuzu bilme görevi", siyasilere
ise "dikkatli olma görevi" veren, Türkiye'de "tarih biliminin
patronu" şöyle diyor: "Araştırmalarımda şunu gördüm ki, pek çok
Kürt dediğimiz insan aslında Türkmen asıllıdır. Yapısal olarak
diyorum ama."

Bu çok önemli "yapısal" kelimesiyle burada tam olarak ne anlattığını
anlamak çok kolay değil ama -"bilimsel" bir konuşma olduğuna
göre- şöyle bir şeyler kastediyor olmalı... Herhalde nasıl "toplumsal
yapılar"dan bahsederken, o toplumun işleyişinden, içindeki toplumsal
ilişkilerden, kurumlardan yani o toplumu bir arada tutarak bir
"bütünlük" görünümü veren özelliklerinden bahsediyorsak,
herhalde bir takım insanların yapısından bahsederken de o insanın
vücudunun işleyişinden, içindeki organlar arasındaki ilişkilerden
yani o insanı bir arada tutarak bir "bütünlük" görünümü veren
özelliklerinden bahsediyor olmalı...

Yani nasıl tarım toplumu, feodal toplum, sanayi toplumu veya bu
toplumların bir alt versiyonu olarak Türkiye, Fransa, Kore, Kamboçya
toplumlarından ve yapılarından bahsediyorsak, Ermenilere özgü
sindirim sisteminden, Türklere özgü kan dolaşımından, Kürtlere
özgü beyin ve kalp arasındaki ilişkiden, Lazlara özgü östaki borusu
ve sinüsler arasındaki titreşimlerin sıklığından bahsediyor olmalı...
Ya da yeni öğrendiğim ve "brakisefal kafa" kıstaslarından
sonra gene "devrim" niteliği taşıyan bir başka bilimsel bilgiye
göre, "hakiki Türklerin" enselerindeki "çukur"dan
bahsediyor olmalı... (Bu satırları okurken, hemen elinizi ensenize
götürüp kontrol ettiniz değil mi?! Ama boşuna uğraşmayın, hemen
şıp diye öyle çukur falan bulamazsınız; siz kim olduğunuzu bilemezsiniz;
buna siz karar veremezsiniz; bu bir bilimsel uzmanlık işidir...
Çağırın Halaçoğlu'nun elverdiği TTK'lı bir uzman; gelip
kontrol etsin ya da -ayıp olmasın- siz gidin. Ciddi söylüyorum;
belki "çukurunuza" değil ama "kütüğünüze" bakarak "kim olduğunuzu"
siz de bilebilirsiniz... Sonuç olarak bilmemek değil ama öğrenmemek
hakikaten ayıp... Bakın Halaçoğlu bizzat yaşadığı tecrübeyi
aktarmış... Mesela, ismini vermemiş ama bazı Kürt asıllı milletvekillerinin
özel kalemlerinin kendisini ziyaret ederek kütük araştırması yapmasını
istediğini belirtmiş ve "Kürt
değil, Türkmen boylarına ait olduklarını gördük. Çok sevindiler.
Boynuma sarılanlar oldu. Bu kişilere belgelerini verdim..."

Yani düşünsenize; gerçekten "Türklüğünüzü", "yapısal Türklüğünüzü"
keşfettiğinizde, "Türklük sertifikanızı" elinize aldığınızda nasıl
da bir sınavdan başarıyla çıkmanın gururunu yaşayacaksınız! Hele
şimdiye kadar Kürt, Ermeni gibi "aşağılık ve utanılacak bir takım
kimlikler" altında yaşıyorsanız, bir "üstün ırka" mensup olduğunuzu
öğrenince nasıl da mutlu olacaksınız!

Tabii bu arada bu işin riskleri de var... Her an, "yapısal olarak",
başka bir şey olduğunuzu da -mazallah-öğrenebilirsiniz... Ve "güm!"
diye en aşağılara düşmek de var işin ucunda... Neyse o konuda
da Halaçoğlu'nun "bilimsel gözleminden" yararlanabilirsiniz.
Mesela demiş ki, "Ermenilik'ten Alevi-Kürtlüğe dönenlerin birçoğu
da samimi değil." E, bu durumda siz de "samimi" olmazsınız, olur
biter... Halaçoğlu'nun takıldığı mekanlara fazla uğramazsanız
mesele çıkmaz. Ama araştırma yaptığı yerlerde eskaza dolaşırsanız,
amman dikkat edin; zekası ve derin analizatör kabiliyetiyle her
an içinizden geçenleri okuyabilir ve araştırma raporlarına konu
olursunuz...
Bu arada bu parantez arası çok uzadı; burada kapatıyorum.)

2. Bölüm
Kuşkusuz Halaçoğlu'nun araştırması henüz bitmemiş ve araştırma
hakkındaki bilgilerimizi gazetelerde aktarıldığı kadarıyla edinebiliyoruz.
İnşallah kendi bulgularını sansürlemeden bir gün yayınlarsa, daha
"bilimsel" bir okumaya tabi tutulabilir. Ancak buna rağmen, Halaçoğlu'nun
yaptığı sunuşta anlattıkları (yani kamuya malettiği bulgular)
ve gelen tepkiler konusunda verdiği cevaplar, olayın basit bir
tarihsel-antropolojik çalışma olmadığını, antropoloji ya da tarihe
ilişkin topladığı bilgilerden kopuk bir şekilde bizzat bugüne
ilişkin "ideolojik" bir takım sonuçlar çıkarmaya
çalıştığını gösteriyor. Yani esas olarak, bilimi en ucuz ve kestirme
yoldan ideolojisinin hizmetine sokuyor.

Her şeyden önce, bu "tarih patronu" bir bilimsel araştırma için
birinci önemdeki bir koşulu atlıyor. Yani bu araştırmanın "ana
sorusu" belli değil. Hangi bilimsel disiplin altında ya da interdisipliner
alanda yürütüldüğü bile belli değil. Tarihsel arşiv çalışmasına
dayandığını söyleyen, hangi aşiretin "yapısının" (!) ne olduğunu
"sorgulayan" bir araştırma, incelediğini söylediği "Osmanlı döneminin
tapu tahrir belgelerini" unutuyor ve nereden derlendiği belli
olmayan verilerle sonuç bağlıyor.

"Bir miktar sosyolojik gözleme" ("Kilise kurmaya çalışan"
Ermeniler, "terörün çıktığı bölgeler" vs..); "psikolojinin" mi
yoksa "yalan makinalarının" mı kullanılmasıyla derlendiği belli
olmayan bilgilere ("Alevi-Kürtlüğe dönen ve samimi olmayan Ermeniler");
"dinsel anatomi" tecrübesine ("bazı sünnetsiz PKK'lılar"); "yabancı
arşiv belgelerine" (bu tabii ilginç bir durum; demek ki, "yabancı"
arşiv belgeleri arasında da "güvenilir" olanlar varmış; bunu not
etmekte yarar var) ve en nihayetinde tüyler ürpertici bir bilgi
türünü hazırlayan "hafiye" kaynaklarına ("1936-37'de devlet bu
dönmeleri ev ev tespit etmiş") dayanarak, "köken" araştırması
olduğu iddiasını terkeden ve bugünkü toplumda "iyi
ve kötü ırkları"
tanımlama gayretine giren "ırkçı" bir faaliyete dönüşüyor.

Belki de bilimsellik açısından en vahim bir biçimde, Halaçoğlu,
"samimi olmayan" bir takım Ermenilerin Alevilik altında saklandığını
ve bunların da çeşitli bölücü faaliyetlerde bulunduğunu söylerken,
"bilimsel araştırmasının" malzemesi olan "tapu tahrir belgeleri"nde
olmayan bir bilgi türünü, "ırk" arayan ideolojisi vasıtasıyla
şartlandığı yanlış bir bilgi türünü "araştırmasına" yapıştırıyor.
"Yapısal kimlik" diye nitelendirdiği, ancak kelimenin Türk
milliyetçiliği altında taşıdığı negatif anlamdan ötürü kullanmaya
cesaret edemediği "etnik" kimliklerden bahsederken, etnisitenin,
etnik kimliğin ne olduğunu bilmediğini ortaya koyuyor. Çünkü ona
göre "değişmeyen", "hep aynı kalan", "yapısal" olan bir "öz" var...

Ancak Halaçoğlu istediği kadar "yapısal bir öz" arasın;
bulamaz; çünkü "öz" diye bir şey yoktur. Onun aslında "ırk"a
gönderme yaparak bahsettiği "etnik köken" kültüreldir,
ırksal değildir ve kültür yani anlam ve işaretler dünyası değişir.
"Cemaat" halinde yani kapalı olarak yaşayan insan topluluklarında
bile "öz" yoktur. Bütün insanlık, farklı şekillerde içiçe geçen
ve farklı kimlikler altında görünür olan bir harman yeridir. Ve
bu harmanlanma hali hiçbir zaman bitmez. Bu harmanlanmadan
doğan farklı insan toplulukları, dilleri, dinleri ya da daha genel
bir kategori olarak kültürleri vasıtasıyla kendilerini bir isim
altında tanımlarlar ve gene değişmeye, başkalaşmaya devam ederler.
Coğrafi olarak çok uzaklara gitmeye gerek yok; başta Osmanlı ailesi
ve padişahları olmak üzere, imparatorluğun kendisi bu harmanlanmanın
bir örneğidir.



|
|

FARKLI RENKLER FARKLI KÜLTÜRLER

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

Tarihçe

Bayramlar
ve
Özel Günler

Büyükada
Rum
Yetimhanesi

İoannis
Papadopulos

Rum
Ortodoks
Patrikhanesi

Rum
Cemaatleri

Rum
Okulları

Rumca
Basın

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|