



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

 |
İki Vakıf Sistemi:
Türk Müslüman ve Azınlık 
İstanbul
Barosu, İnsan Hakları Merkezi, Azınlık Hakları Çalışma Grubu,
kamuoyunda "1936 Beyannamesi Sorunu" olarak bilinen ve
Cemaat Vakıflarının mal edinmelerini engelleyen ve edinilmiş
malları ellerinden alan uygulamanın yarattığı haksızlık ve hukuka
aykırılığı çözeceği iddiası ile Meclise sevk edilmeyi bekleyen
tasarıyla ilgili bir açıklama yaptı.

Tasarı
yasalaşırsa, muğlak, sınırları belli olmayan, keyfiliğe açık
bir düzenlemenin ortaya çıkacağını öne süren çalışma grubu,
eleştirileri doğrultusunda tasarının yeniden düzenleneceği umuduyla
gerekli girişimlerde bulunacaklarını kamuoyuna duyuruyor.

"Bu tasarı, sorunu çözmek yerine, ayrımcı ve hukuka aykırı uygulamayı
kanunlaştırarak içinden çıkılmaz bir hale getirecek ve derinleştirecek
niteliktedir." Çalışma grubu, metninde, "Vakıflar Genel Müdürlüğünün
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı"nın, Cemaat Vakıflarının gayrimenkul
edinmesine ilişkin kurallar öngören 9. Maddesi ile Genel Gerekçe
başlıklı bölümü hukuka ve hukukun en temel ilkelerine açık aykırılıklar
içermektedir" deniyor.

Müslüman
Türk ve azınlığa farklı vakıf statüleri
Çalışma
Grubu raporu, başta Anayasa ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi
ve Lozan Antlaşması madde 40 ve madde 42 ile güvence altına
alınan eşitlik ve ayrımcılık yasağı ilkelerine aykırı
olduğuna işaret edilen tasarıyı öncelikle "iki farklı vakıf
sistemi" getirmesi açısından değerlendiriyor. Cemaat vakıflarının
satın alma, bağış, ölüme bağlı tasarruflar vb. yollarla ellerinde
bulundurdukları gayrımenkullerin 1936 listelerine eklenmelerine
Dışişleri ve İçişleri Bakanlığı'nın uygun görüşü alınarak Vakıflar
Genel Müdürlüğü'nce karar verilir. Tasarıda cemaat vakıfları
için aranan onay ve koşullar, Müslüman Türk vatandaşlarının
kurdukları benzeri vakıflar için aranmamaktadır.

İki
farklı vakıf sistemi, bir dizi ulusal ve uluslararası düzenlemeye
aykırı olarak değerlendiriliyor: Anayasa'nın 2. maddesi: "Türkiye
Cumhuriyeti laik bir hukuk devletidir"; Anayasa'nın 10. maddesi:
"Herkes din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin
kanun önünde eşittir"; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin ayrımcılığı
yasaklayan 14. Maddesi... Lozan Antlaşması 40. madde: "Gayrimüslim
azınlıklara mensup Türk vatandaşları, hem hukuk bakımından hem
de uygulamada, öteki Türk vatandaşlarıyla aynı işlemlerden ve
aynı güvencelerden yararlanacaktır" Yine Lozan anlaşması 42.
madde: "Azınlıkların Türkiye'deki mevcut vakıflarına, din ve
hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylıklar ve izinler sağlanacaktır
ve Türk Hükümeti, yeniden din ve hayır kurumları kurulması için,
bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış gerekli kolaylıklardan
hiçbirini esirgemeyecektir."

Çalışma Grubu raporu, tasarının hukukun temel ilkelerine aykırılığını
da şöyle özetliyor: Tasarının yukarıda sözü edilen 9. Maddesi'nde
"Yukarıdaki hükümlerin uygulanmasında Devletlerarası mütekabiliyet
şartı aranabilir" denilmektedir. Mütekabiliyet ilkesi (Devletlerarası
Karşılıklılık İlkesi) vatandaşa uygulanamaz. Bu ilke yabancılar
hukuku alanında ve bir başka devlet vatandaşına uygulanan bir
ilkedir. Vatandaş mütekabiliyet ilkesinin öznesi olamaz.

Tasarının
9. maddesi esasen yabancı vakıfların Türkiye'de birim açmasını
ve Türkiye'de kurulu vakıflarla işbirliğini düzenlemektedir.
Bu madde metnine son fıkra olarak cemaat vakıflarına İlişkin
kuralların iliştirilmesi de dikkat çekici olup, cemaat vakıflarının
yabancı statüsünde kabul edildiğini akla getirmektedir.

Tasarının
genel gerekçesinde "1936 Beyannamelerinin 2762 Sayılı Kanunun
geçici maddesi uyarınca vakfiye olarak kabul edildiği" ibaresi
doğru değildir. Cemaat vakıflarından talep edilen beyannameler
adı ve içeriği itibariyle bir bildirimden ibarettir.
Beyanname hukukta kabul edildiği şekliyle "açıklayıcı" bir işlemdir.
Oysa bir vakfın kuruluşunda aranan vakfiye kurucu bir
işlemdir. Açıklayıcı bir işlemi vakfiye olarak
adlandırmak ve ona kurucu işlem anlamını yüklemek hukuken
mümkün değildir.
Nitekim cemaat vakıfları 1936 yılından 1970'li yıllara kadar
satın alma, bağış ve vasiyet gibi yollarla taşınmaz iktisap
etmiş ve tapuya kaydettirmişlerdir. Ancak 1974 tarihli Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu kararı ile bu beyannameler vakfiye olarak
kabul edilmeye başlanmış ve bu tarihten sonra cemaat vakıflarının
yeni mal iktisapları engellendiği gibi, eski taşınmazları da
ellerinden alınmıştır. Tartışmaların kaynağında, hukukun en
temel ilkelerine aykırı olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun
bu yorumu yatmaktadır. Bu tasarı yasalaştığı takdirde, Yargıtay'ın
hukuka aykırı bu yorumu ve bu yorum doğrultusunda geliştirilen
uygulamalar kanun hükmü haline getirilecek ve cemaat vakıflarının
yeni taşınmaz edinmeleri imkansız hale gelecektir. Çünkü her
ne kadar Tasarının 9. maddesi son fıkrasında cemaat vakıflarının
yeni mal edinmesi olanaklı imiş gibi görünse de Tasarının genel
gerekçesinde bu hak geri alınmaktadır.
Lozan'a aykırı mı?
Lozan Antlaşması'nın 37. maddesi ile Türkiye 38. maddeden 44.
maddeye kadar olan maddelerin kapsadığı hükümleri kendi iç hukukunun
temel yasaları olarak tanımış ve bu hükümlere aykırı hiçbir
kanun, yönetmelik, tüzük vs. çıkarmamayı, hiçbir resmi işlemin
bu hükümlerle çelişik olmamasına ve bu hükümlerden üstün sayılmamasını
yükümlenmiştir. Bu durumda tasarı Lozan Antlaşması'nın yukarıda
belirtilen 40. ve 42. maddesine açık aykırılık taşımakta olduğundan
ve Türkiye Lozan Antlaşması ile bu antlaşmaya aykırı yasa çıkaramayacağından,
bu tasarının yasalaşmaması gerekmektedir. Bu tasarı,
muğlak ifadelerle uygulamada keyfîliğe ve tartışmalara yol açacak
niteliktedir. Yasa açık ve kesin olmalı, yorum
ve tartışmalara neden olmamalıdır. Bilindiği gibi, hangi konuda
olursa olsun yasa maddeleri, açık ve kesin olmalıdır. Tasarının
aradığı "uygun görüşler", onaylar neye göre verilecektir?

Yazı
Bianet'ten alınmıştır.
|
| |
|

FARKLI
RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

Tarihte
Süryaniler

Editörden

Gelenekler

Röportaj

Bayramlar
ve
Özel Günler

Yemek

Müzik

Edebiyat

Tarihi
Eserler

Mizah

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|