Operet denince önce Çuhaciyan
O
dönemde ezgilendirilmemiş operetler de vardır. Metni Hasan
Bedreddin Paşa ile Manastırlı Mehmet Rifat Bey'e ait
olan "Ebul-fedâ" bunlardan biridir. Bu dönemin en çok tutulan
eserlerinden biri de Ahmed Midhat Efendi'nin yazıp, Lavtacı
Hristo'nun (Hristaki Kiryazis) ezgilendirdigi "Zeybekler"dir.
Çok sevilip oynandığı halde günümüzde hakkında yeterli bilgi bulunmayan
eserler de vardır.

Muallim İsmail Hakkı Bey, Türk operet tarihinde önemli bir kilometre
taşı sayılagelir. Kurduğu İstanbul Operet Heyeti Türkiye'de
operetin en önemli örneklerini veren topluluklardan biridir. Şehzadebaşı'ndaki
Ferah Tiyatrosu'nda faaliyet gösteren Operet Heyeti'nin
saz takımını da İsmail Hakkı Bey, meslekten bir musikîci olarak
bizzat yönetiyordu.

Türk
musikîsi kurallarına göre besteledigi 15 operetin yanında, operet
konusunda ilgi çekici bir adımı da, eseri icra eden orkestrayı
tamamıyla bir "incesaz" heyeti haline getirerek atmıştı.
İsmail Hakkı Bey'in uygulamasıyla "Türk tarzı operet" Batı'dakinden
ayrı bir anlayışa dayanıyordu. Sanatçının bestelediği operetler,
Musahibzade Celâl'in Bülbül, Lâle Devri, Kaşıkçılar ve Yedekçi;
Sezai Bey'in Nurü's-Sabah; Faik Bey'in Emel; Enver Bey'in İyi
Saatte Olsunlar, Gazanfer Aram Efendi'nin Gelin-Kaynana adlı eserleriyle
Falcı, Kiracılar, Tutkun, Ve Mine'l-Garaib ve Damad İbrahim Paşa
adlı eserleridir. İsmail Hakkı Bey'in operet üzerindeki çalışmaları
Türk musikîsinin sahne musikîsi olarak kullanılması açısından
önemliydi, ama bu faaliyet ülkenin içinde bulunduğu savaş şartları
ile siyasi istikrarsızlıgın belirlediği olumsuz ortam yüzünden
devam edemedi.

Aynı yıllarda başka Türk musikîsi bestekarları da operete ilgi
duyarak eserler vermişlerdir. Subhi Ezgi ilk defa Şehzadebaşı'ndaki
Ferah Tiyatrosu'nda oynanan "Lâle Devri''ni Nedim'in şiirleri
üzerine 28 şarkı besteleyerek ezgilendirmişti. Hasan Ferid Alnar'ın
1922'de bestelediği operet onun ilk eseriydi. Fahri Kopuz 1923'te
Musahibzâde Celâl'in "Atlı Ases" adlı eserini besteledi.
Kaptanzâde Ali Rıza Bey ise besteledigi beş eserle Türk
operetinin en değerli temsilcilerinden biridir. Sanatçı, "Macun
Hokkası" ile "İstanbul Efendisi"nde oyuncu olarak da
rol almış ve başarı göstermişti.

Levon Hancıyan ile Muallim Kazım Bey de (Uz) operet
musikîsi üzerinde çalışmışlardır. Türk operet sanatına damgasını
vuran bir başka isim Muhlis Sabahattin Ezgi'dir. 20' den fazla
operet bestelemiştir. Tıpkı İsmail Hakkı Bey gibi Muhlis Sabahattin'in
de operetle ilgisi bestekarlıkla sınırlı değildi. Her şeyden önce,
İstanbul'un musikî hayatında "operet devri''nin mimarlarından
biriydi.

Muhlis
Sabahattin'in "Çâresaz", "Zühre", "Ayşe", "Gül Fatma", "Asaletmeab",
"Muteber Paşa", "Aşk Mektebi", "Kerem ile Aslı" ve "Yerden Göğe"
adlarını taşıyan başlıca operetleri arasında ''Çaresaz'', ''Gül
Fatma'', özellikle de ''Ayşe'', en çok tutulan ve sahnelenenleri
oldu. ''Çaresaz'', Şehzade Ziyaeddin Efendi'nin desteğiyle
Benliyan'ın yönetimindeki Osmanlı Milli Operet Kumpanyası'nca
oynandı. "Aşk Mektebi" ise, Şehir Tiyatroları'nca sahneye
kondu.

Muhlis
Sabahattin, Türk musikîsi tarzında operetin son temsilcisiydi.
Onunla, Türk musikîsi operet besteleme devri kapandı. 1930'larda
başlayan yeni dönemde eserler artık Batı musikîsi teknigi içinde
bestelendi. Bu dönemin ilgi toplayan eserleri arasında metinlerini
Ekrem Reşit Rey'in yazıp kardeşi Cemal Reşit Rey'in
bestelediği operetler ve musikîli oyunlar başta gelir. Rey'in
bestelediği ''Üç Saat'' (1932), ''Lüküs Hayat'' (1933), ''Deli
Dolu'' (1934), ''Saz Caz'' (1935), ''Maskara'' (1936), ''Hava-cıva''
(1937), ''Yaygara 70'' (1969), ''Uy! Balon Dünya'' (1970), ''Bir
İstanbul Masalı'' (1971) operetleri ile, ''Adalar Rövüsü'' (1934),
''Alabanda'' (1941) ve ''Aldırma'' (1942) adlı revüleri büyük
ilgi uyandırdı.

Özellikle
"Lüküs Hayat" çok geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı;
eser beyaz perde ve TV için filme alındı; TV'de ayrıca oyun olarak
temsil edildi, 1980'li yıllarda Şehir Tiyatroları'nda üst üste
5-6 yıl kapalı gişe oynadı, eserdeki şarkılar plaklara okundu.

Operet,
İstanbul'un sanat dünyasında ciddi düzeyde kurumsallaşma yoluna
giren bir sanat hareketi niteliğindeydi. ''Hale Operet Heyeti'',
''İstanbul Operet Heyeti'', ''Milli Osrnanlı Operet Kumpanyası'',
''Sahir Operet Heyeti'', ''Sahne-i Milliye-i Osmaniye'' gibi operet
toplulukları, operetin yaygınlaştırılması yolunda önemli adımlar
attılar.

Bunlar
arasında özellikle İsmail Hakkı Bey, kurup yönettiği İstanbul
Operet Heyeti bünyesi içinde operet sanatkârı yetiştirmek üzere
bir okul kurmayı bile düşünmüştür. Bu heyet sahne musikîsinde
gelenekten kopmama kaygısı duyması bakımından dikkat çekiciydi.
İstanbul Operet Heyeti, yerli bir operet terminolojisinin de yaratıcısıdır.
Bu terminolojide müzikli oyun ''temsil-i musikî'', uvertür müziği
''Küşad musikîsi'', koro ''cumhur terennümü'', arya, düo, trio,
kuartet, kentet gibi terimler -sırasıyla- ''birli, ikili, üçlü,
dörtlü, beşli terennüm'', ara orkestra müziği ise "sahne musikîsi"
kelimeleriyle karşılanmıştır.

Operet,
İstanbul'un sanat hayatında iz bırakan ve ustalıkla icra edilen
Batı kaynaklı musikî türlerinden biri olmasına rağmen, özel bir
kültürel ortamın ürünü olduğu için, Cumhuriyet Türkiye'sinde ciddi
bir gelişme gösteremedi.

(Kaynak: R. A. Sevengil, Türk Tiyatrosu)
Önceki

Diğer
yazılar için tıklayın