Ana Sayfa

Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı

Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle
İletişim Dünyası

Farklı Renkler,
Farklı Kültürler

Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü

Diğer
Minidev'de yazmak
ister misiniz?

Reklamlarınız İçin
İletişim

YAZARLAR




S. Seropyan: Arpi Köylü Gayane


8 evlat 15 torun büyüttü Gayane Mayrik. 90 yaşında bir ABD hastanesinde veda ettiği yaşamı boyunca yas tuttu. Danslara, oyun havalarına, barlara uzak durdu. Hem kendisi hem de çocukları Ermeni kimliklerini uzun yıllar gizledi..."

Derler ki Sasunlular uçuk-kaçık insanlardır. En güzel örneği de şu ünlü destanından tanıdığımız Sasunlu Davit, yani "Sasuntzi Tavit", hani kendilerinin "Dzur", yani deli-uçuk dedikleri uçan atlı, şimşekten kılınçlı, vurduğu yerden ses getiren efsaneleşmiş kahraman. Bunların soyuna da "Sasna Dzırer" demişler zaten, tümünün de birer tahtasının noksan olduğuna işaret etmek için. Buraya kadar doğru olmasına doğru da, hiç tüm tahtaları sağlam olanı yok mu yani Sasun'un? Sizi bilmem ama ben var olduğuna inanıyorum, hem hiç de az değil onlar...

Aslında uçukluk erkeklere özgü bir durum Sasun'da. Dzovinar gibi, Khantut Hatun gibi hanımların uçukluğundan efsanede bile söz edilmez, tam tersine dört dörtlük kadınlardır onlar. Örneğin, efsanede Sasunlu delioğlana babası "Arüdz Mher" yiğitliği, şimşekten kılıcı, kutsal pınardan doğan ve hızma erişilmez gücü olan ati hakkında amcasının gizlediği gerçekleri imalı yollardan da olsa anlatarak sığırtmaç delikanlıdan "Sasuntzi David'i yaratan Nene, veya geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz "Gayane Mayrik" ve daha bilemediğimiz diğerleri; Onlar Sasun dağlarının, Mereto'nun Dzovasar'ın uçuk diye bildiğimiz akıllı, güçlü kadınları ve de analarımız...

Uzun bir ömrün kısacık hikayesi
1912 yılında Arpi ya da Harpi köyünde doğar Gayane. Bir oğlan, üç kız doğurmuştur anası Hızmo. Gayane'nin inanılmaz zorluklar ve mücadelelerle geçen çileli yaşamına göz attığımızda, tüm olumsuzluklara karşın tek bir gün bile geri bir adım atmadığını, gücünü yitirmediğini, kökenine ve dinine bağlı kaldığı gibi o tükenmez gücünü evlatlanna da cömertçe aşıladığını görmek hiç de zor değil. Gayane Mayrik'in yaşam serüveninden birtakım resimler geçti elimize. Gelin onu daha iyi tanıyabilmek için beraberce bir göz atalım onlara.

1915 ve sonrası ailesinin hallaç pamuğu gibi dağıldığı zulumat yıllarıdır. Gayane'nin annesi, iki evladını da yanına alır ve geri çekilen Rus askeri ile birlikte Ermenistan'a gitmek üzere Sasun'dan ayrılır. Çocukları daha yolda açlık ve soğuktan, annesi ise tek başına vardığı Ermenistan'da bir müddet sonra ölürler, ancak aile bunu çok geç öğrenir.

Gayane 1980'li yıllarda Ermenistan'dan gelen bir mektupta annesi ve kardeşlerinin göçün ilk günlerinde öldüğünü haber alır. 1917 yılı Rus İhtilali'nde yolların kapanması nedeniyle ailesine katılamayan hasta babası iki kızı ile yurdunda kalır ve kızlarını tek başına büyütür. Bunlardan Gayane, Hazar Toroslar'la evlenir ve 4'ü kız 4'ü erkek 8 çocuk doğurur. Kızkardeşinin ise Çorum yolunda eşini yitirmesinden sonra izini kaybederler. Şeyh Sait isyanında Kürtler'le kader ortağı olan Anadolu'nun çilekeş Ermeniler'i ve de onlarla birlikte iki çocuklu Toroslar ailesi Çorum taraflarına, Osmancık'a sürgüne gönderilir. Yine açlık, yine sefalet, yine ölüm...

Gayane yitirdiği kızkardeşini 20 yıl sonra bulur, ancak o artık Sungurlu'da evlenmiş ve "Kürt Nine" adıyla yaşamaktadır. Gayane Mutki Ermenicesi, Kürtçe, Zazaca, Arapça ve Türkçe dillerini konuşabilen akıllı ve yetenekli bir kadındır. Çocuklarını doğururken bile ebe falan istemez. Daha Sasun'dayken, ikinci çocuğunu doğurduğu kış gecesi, çaresiz kalıp hayvan çalmaya giden eşi, sabahleyin eli boş döndüğünde karısını mısır saplarından bir çardak altında bir başına doğurduğu oğlunu emzirirken bulmuştur.

Osmancık'ta 2 oğlu daha doğan Gayane'nin kocası askere alınır. Çilekeş Gayane Çorum'da yaşayabilmek ve çocuklarını yaşatabilmek için çalışmak zorundadır. Çeltik ve pancar tarlalarında çalışır, pamuk çapasına gider. Çocuklarının nafakasını çıkarmak için Osmancık Kızıltepe'de tüm gece odun yakıp, alazların ışığında çıkrıkta çalışır, sabahleyin eğirdiği ipliği götürüp teslim eder, eteğine bırakılan bulgur, yarma buğday, Allah ne verdiyse getirir haşlar, karınlarını doyurur, ancak çabaları yetersiz kalır ve iki oğlu, gıda yetersizliğinden Kızıltepe'de ölür ve oraya gömülür.

Bu arada ceza biter ve af çıkar, devlet herkesi memleketine gönderecek, ama ödeme yapamaz bir türlü. Dört yıllık askerlikten dönmüş olan Hazar (Hasan) Çorum'da tanıştığı Gümüşhacıköylü bir Ermeni arabacının yardımı ile Gümüşhacıköyü'ne, bir han odasına kapağı atar. Ancak orada çocuklarına Ermeni olduklarını söyleyebilen aileye Hacıköylü Ermeniler iş bularak yardımcı olur. Baba su değirmeninde, kızlardan büyüğü tütün işçiliğinde, oğlan çocuk ise kışın demirci yanında körükçülük, yazın köylerde kalaycılık yapar, köy köy dolaşır, bahşiş aldığı yumurtaları biriktirip eve getirir. Devletten yol parası gelir sonunda ve aile önce Tatvan'ın Soğurt köyüne, oradan da Siirt'in Kurtalan kazasına göç ettirilir.

Toroslar ailesinin bir kızı da orada doğar. Aile İstanbul'a göçtüğü 1958 yılına kadar orada yaşar. Kurtalan'da iken etrafa dinlerini açıklamaz. Soğan ekmekle karınlarını doyurur, sağdıkları sütü de gizlice toprağa döker, gizli oruç tutarlar, ancak komşuları onların kimliğini bilir. "Az dayak yemedik bu yüzden" der Gayane'nin hayatta kalabilen oğullarından biri, "Biz bile bilmedik Ermeni olduğumuzu, 18 yaşında iken bir Süryani papaz tarafından vaftiz edildim".

Kimlik bilincine eriştiklerinde ise soluğu İstanbul'da alırlar. Enikonu rahatlamıştır Gayane. Çocuklar büyümüş evlenmiş, torunlara tosunlara kavuşmuştur. Artık Hıristiyanlığını, Ermeniliğini gizlemek zorunda değildir. Ama her şeye rağmen, onca düğün-dernek ve eğlencede bir kez olsun Gayane'nin elini oynamak için havaya kaldırdığını gören yok. Hiç mi hiç katılmamış danslara, oyun havalarına ya da barlara. "Yaşamı boyunca yas tuttu" diyor oğlu, Gayane Mayrik için, "Hayatının büyük bir bölümünü İstanbul'da, daha sonra Avrupa ve Amerika'da geçirdi, ama hiç sinemaya veya tiyatroya gitmedi. Tek uğraşı bahçeydi. Bir de torunlarını büyütmek tabii".

Torunlarını ve torun çocuklarını büyütmek için İstanbul'dan Fransa'ya, oradan İsviçre'ye, Kanada'ya, en sonunda da ABD'ye giden Gayane, New Jersey'de kızı ve torunlarının yanında geçirdi son yıllarını. 8 evladından olan 15 torun, 22 torun evladı ve 6 da torununun torunu ile dünyanın en zengin analarından biri olan Gayane Mayrik, 2002 yılı Ağustosunda, 90 yaşında bir Amerikan hastanesinde hayata gözlerini kapadı.

Anasının, babasının, kardeşlerinin ve de herhangi bir akrabasının mezarı bulunmayan veya bilinmeyen Gayane Mayrik'in evlatları ve torunları bu hafta sonu dünyanın 7 ülkesinde Hokehankist ayini yapıyor ve helva dağıtıyorlar. New Jersey'de, kabri başında sevenleri canı için toplanıp Gayane Mayrik'i anacaklar. İstanbul'da ise, Gedikpaşa Surp Hovhannes Kilisesi'nde Pazar günü Badarak'ın ardından canı için Hokehankist ayini yapılıp helvası dağıtılacak.

Gavurun göbeli, Oğlundan Gayane Mayriğine dair bir anı "Çorum'da yoksulluktan iki kardeşim öldükten sonra, okula gidemeyip gündüzleri köyde çobanlık yapıyor, geceleri de tüm diğer çocuklar ile birlikte mecburen hocanın evine Kuran kursuna gidiyordum. Bir gün kursta sorduğu bir soruyu sınıfta bir tek ben yanıtladığımda, Hoca uzun sopasını sola savurup çocukları döverken "Lan, gavurun göbeli biliyor, siz niye bilmiyorsunuz" diye bağırdı.

Hocanın bana "Gavurun göbeli" demesinin nedenini anlayamayıp, (o zaman Ermeni olduğumuzu anamız bize söylememişti) gecenin karanlığında kurstan çıkmış "aney, aney" diye haykırarak anama gitmiştim. Sesimi duyan anam ise her zamanki gibi benim dayak yediğimi sanıp kucaklaşmış "Kim dövdü seni oğlum, yine Hacettin'in oğlu mu?" diye sormuştu. Olanı biteni anlatıp "Yok aney, hoca bana Gavurun göbeli dedi" diye sızlandım.

Anamın yüreğinin derinlerinden gelen o kurşun gibi ağır cevabını bugüne kadar unutamıyorum:

"Desinler oğlum, desinler..."


Diğer Yazılar

 

FARKLI RENKLER
FARKLI KÜLTÜRLER


SÜRYANİ KÜLTÜRÜ

YAHUDİ KÜLTÜRÜ

RUM KÜLTÜRÜ

ERMENİ KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni


Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler ve
İnsanlar



Yazarlar

Merih Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı

Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol Yurderi

Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?


Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin


miniDEV'i Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın

Reklamlarınız İçin

 



Bu Sayfayı Beğendiysen Arkadaşına Yolla