



Ana
Sayfa
Demokrasi
Dikkat Çekenler
Önce Demokrasi
AB Yolunda
Haklarımız
Savaşa Hayır
Sivil Toplum
Sivil Anayasa
Minidev'in Amacı
Kültür
K Dergisi
Kültür-Sanat
Çevre
Gey-Lezbiyen Kültürü
L.G.B.T.T Yazıları
Alternatif Tıp
Başucu Yazıları
Cinsel Yaşam
Doğan Cüceloğlu İle İletişim Dünyası
Farklı Renkler, Farklı Kültürler
Süryani Kültürü
Yahudi Kültürü
Ermeni Kültürü
Rum Kültürü
Diğer
Minidev'de yazmak ister misiniz?
Reklamlarınız İçin
İletişim
YAZARLAR |

|
|

HRANT'IN
ARDINDAN
|
Sadık
Yalsızuçanlar

Armenian Romances
Yüzyıllardır
bir birlikte yaşama, sosyolojik ifadesiyle kültürel çoğulculuk
tecrübesi yaşamış milletin evlatlarının bu denli merhametsiz ve
muhabbetsiz olması, toplumsal/siyasal kültürün bu kadar daralıp
gerilmesi, topyekun bir kabz halinin, bir linç kültürünün yaygınlaşması
tedirgin edici ve ürkütücüdür.

Djivan Gasparyan'ın 'duduk'undan Armenian Romances'ı
dinliyorum. Dinlerken Eğin manileri okuyorum. Eğin, Egon kelimesinden
bozma. Egon, Ermenice, 'cennet bahçesi' anlamına geliyor. Eğin'e
ilk kez, ikibin yılında bir belgesel film çekimi için gitmiştim.
Dinlediğim ilk manide, yüreği gurbetteki 'ağa'sının kömür gözlerinin
hasretiyle dağlanmış bir Ermeni gelini şöyle diyordu: 'Evimin
önüne bir asma diktim
Asmanın boyunu kıbleye büktüm
Ela gözlerini sevdiğim ağam
Gözyaşım asmanın dibine döktüm'

Bindokuzyüzbeş yılında nüfusu kırk iki bin Eğin'in ve yirmi iki
bini Ermeni. Kayalık, sarp bir yamaca kurulmuş şehir. Şehrin Müslim
veya Ermeni ahalisi, bu dev kayaları çekiçle, balyozla kıra kıra
oymuş ve Murat suyunun alüvyonlarını taşıyarak meyve fidanları
dikmiş, Eğin'i, adına uygun bir hale, cennet bahçesine dönüştürmüşler.

Ermenilerin yaşadığı topraklarda ruhun en dolaysız ifade aracı
olan müzik, maddi yaşamın merkezi olan mutfak ve toplumsal hayatın
önemli bir boyutunu oluşturan zanaatlar olağanüstü bir zenginlik
sergiler.

Çocukluk ve ilkgençlik yıllarım altmışlı yıllarda Malatya'da geçti.
Sinema işletmeciliği yapan babamın ilk makinisti bir Ermeni idi.
Aynı zamanda iki dost olan babamla Agop amcanın dostlukları bana,
kültürel çoğulculuğun erdemini anlatan yüzlerce kitabın veremeyeceği
bir kavrayış ve hatırayı armağan etmişti.

Mahallemdeki zimmiler...
Tatillerde yanında çalıştığım radyocu İrfan ustanın dükkanına
bitişik Ermeni bir ayakkabı ustası hatırlıyorum sonra. Mahallemizdeki
Ermeni komşularımızı sonra... Ramazan'da, Kurban Bayramı'nda,
bizim için değerli ve özel günlerde/anlarda, düğün ve cenazelerimizde
nasıl sevinç ve acılarımızı paylaştıklarını hatırlıyorum.

İnsan bir bakıma hatıralarıdır. Gasparyan'ı ve Eğin manilerini
dinlerken, zihnimin kuytularına sinmiş olan bu hatıraların Hrant
Dink'in ölümünün geride bıraktığı kaosu daha da koyulaştırdığını
görüyorum. Ermeni veya Müslüman bir başka Eğin'li gelin, hayat
arkadaşının/gönüldaşının hasretiyle şöyle inliyor:
'İstanbul içinde öter bir keklik
Sana vatan oldu bize gurbetlik
Kömürgözlerini sevdiğim ağam
Bizi kavuşturan olur cennetlik'

Bu kavuşma dileğinin gerisinde bir saadet ve huzur ihtiyacı var,
bir mutluluk dileği ve esenlik arzusu yatıyor. Ölümün kara bir
deve gibi Dink'in kapısına çöktüğü o günde yine zihnimin
ıssız bir yerinden bir başka Ermeni hatırası geçiyordu: Gasparyan'ın
duduk'undan süzülen ezgiler, bizi, Hz. Mevlânâ'nın 'kamil
insan'ın mazmunu olarak zikrettiği ney'ine benzer bir sırrın içine
çağırıyordu.

Sır aynı sırdır, hikaye, kozmik bir öyküdür, macera, kamil insan'ın
sergüzeştidir. Hayat bir oyun, bir oyalanmadır evet, kelimenin
birincil anlamıyla, doğrudan ve ilk manasıyla bir oyun'dan ibarettir
her şey. Hayyam'ın dediği gibi, hepimiz 'feleğin kuklasıyız/oynaşıp
durmadayız perdede'...

Bu hikayenin en hicranlı faslını, yüzyılın başlarında bir samyeli
gibi esen milliyetçilik rüzgarının geride bıraktığı acılar oluşturur.
Başbakanlık arşivlerine girip bakıldığında, Kars, Ardahan, Posof,
Çıldır, Malatya, Elazığ, Erzurum ve daha nice yerde, Müslümanların
Ermenileri, Ermenilerin Müslümanları, Kürtlerin Ermenileri, Ermenilerin
Kürtleri nasıl acımasızca kırdığı, ne denli bir cinnet halinin
kısa sürede birbirini tetikleyerek beldeden beldeye yayıldığı,
düne kadar barış içinde, esenlik dolu bir yaşam süren, birbirine
karşı hakiki bir muhabbet ve şefkatle muamele eden insanların
nasıl birer canavara dönüştüğü, devletin ve devlet denetiminden
uzak çeşitli odakların nasıl ülkeyi bir acılar cehennemine dönüştürdüğüne
ilişkin notlar bulmak mümkündür. Hrant Dink'in acı ölümü,
bize Eğin manilerindeki o derin hüznü tekrar yaşatırken, ülkenin
kaderine çöreklenmiş olan Karakoncolus'un nasıl bir bir
fesat ortamı oluşturmaya çalıştığını gösteriyor.

Milliyetçiliğin, bir kanser gibi ülkenin akciğerini sarmaya çalışırken,
bunun aynı zamanda bir kaosu da alttan alta beslediğini görmezden
gelenleri dönüp birer birer vuracağını hatırlatıyor.

Dink'in toplumsal kültürün özgürleşmesine yönelik iyi niyetli
çabalarını algılamakta güçlük çekenlere, Gasparyan'ın duduk'una
ve Eğin manilerine kulak vermelerini öneririm.

'Soykırım' tezini savunsa da, ameller niyetlere göredir kaziyesince,
bir insanın, zihinsel çabalarından ötürü sadece saygı ve dikkati
hak ettiğini bize ancak Eğin manilerindeki o kavurucu hüzün anlatabilir:
'Issız hanelere giremiyorum
Derdimi ellere diyemiyorum
Ben de nazlı yardan ayrı düşeli
Karışıp ellere gülemiyorum'

Eğin manileri ve Gasparyan
Yüzyıllardır bir birlikte yaşama, sosyolojik ifadesiyle kültürel
çoğulculuk tecrübesi yaşamış milletin evlatlarının bu denli merhametsiz
ve muhabbetsiz olması, toplumsal/siyasal kültürün bu kadar daralıp
gerilmesi, topyekun bir kabz halinin, bir linç kültürünün yaygınlaşması
tedirgin edici ve ürkütücüdür. Bu kabz halinden kurtulmanın yolu,
sanatın kozmik diline, tarihin daima insanı emziren, bugünde ve
yarının içinde yaşayan besleyici gücü ve işlevine bakmak, evrensel
adalet ilkesine dönmek, ona sımsıkı sarılmaktır.

Eğin'de belgesel filmin çekimlerini gerçekleştirirken geleneksel
zanaatlara ilişkin ayrı bir başlık açmıştık ve mesleklerin debbağyan,
keçeciyan, dericiyan, demirciyan, semerciyan vs. gibi adlarla
anılması dikkatimi çekmişti. Çarşıdaki küçük bakkala sordum,
'Kaç Ermeni hane var şimdi Eğin'de?'
'Hiç kalmadı paşam' dedi, 'en son seksen ikide Agop
amcalar gitti Kanada'ya...'

Çarşı iki kez sabotaj ihtimalli yangın yaşamış. Esnafın çoğu Ermeni
imiş ve dükkanları yanınca bir dehşetin içinde kalmış, evlerini
de o halde bırakıp gitmişler. Ülkenin bu hali ancak Büyük Şeytan'ları
mutlu edecektir. Hiçbir medeniyet, öteki'ni yok ederek kendini
var kılmaz. Bir medeniyetin yaşama ve büyüme imkanları ancak
başkalarını yaşatma ve büyütebilme kabiliyetleri ile açılabilir.
Gasparyan'ın duduk'u ve Eğin manilerindeki hüzün de bize bunu
söyler:
'Akşam olur tren kalkar garından
Yandım Allah ayrılığın zarından
Kimi yavrusundan kimi yarından
Yine bugün ayrılığın günüdür'

|
|
|
|

FARKLI RENKLER FARKLI KÜLTÜRLER

SÜRYANİ
KÜLTÜRÜ

YAHUDİ
KÜLTÜRÜ

RUM
KÜLTÜRÜ

ERMENİ
KÜLTÜRÜ

Ermenilerin
Kökeni

Bayramlar

Kiliseler

Kültür

Müzik

Yemekler

Aileler
ve
İnsanlar

Yazarlar

Merih
Akalın

Zehra Akdoğan

Cengiz Aktar

Uğur Alper

Orhan Bahçıvan

Dr. Arı Balcı

Rüstem Batum

Şabo Boyacı
 
Doğan Cüceloğlu

Şuayip Dağıstanlı

Dilek Dalaklı

Önal Demirci

Tuğrul Eryılmaz

Aynur Gedik

Dr. Mehmet Gürsel

Hakan Kuyucu

Sevin Okyay

Hakan Onum

Dr. Erhan Özer

Dr. Ender Saraç

Robert Schild

Cem Şen

Aykut Tankuter

Umur Talu

Anna Turay

Metin
Yahya Üster

Aret Vartanyan

Dr. Nesrin Yetkin

Erol
Yurderi
Servisler
YENI Okurdan

Bizi desteklemek
İster misiniz?

Yardım

E-posta

Favorilerinize
Ekleyin

miniDEV'i
Tavsiye Et

İletişim

miniDEV'i
Ana Sayfanız yapın
|