Bu
konuda hiçbir komplekse kapılmadan, sırtımızdan reddiyeçiliğin utanç
verici yükünü atmak, ortak belleğimizi donduran, kısırlaştıran cerrahata
neşter vurmak için, başkaları (emperyalist metropoller) istediği
için değil, kendimiz kendi tarihimizle yüzleşmek istediğimiz için
soykırımı serinkanlılıkla tartışmalı, hiçbir örtünün arkasına gizlemeden
yaşanmış olanlarla yüzleşmeliyiz...

ERMENİ
VARLIĞI YA DA SOYKIRIMIN
EKONOMİ-POLİTİK NEDENİ
|
"Yıllanmış
bir ağaç gibi köklü, gür
Yalan hiç yıkılmayacakmış gibi görünür
Hükmü verilmiştir oysa:
Yıkılacak, çürümüştür. " (14)
|
Yüzleşmenin ilk adımı, "Ermeni varlığı ya da soykırımın ekonomi-politik
nedeni"ni aydınlatmak olmalıdır...

Örneğin bu konuda Birinci Dünya Savaşı öncesindeki Ermeni nüfusu
konusunda birkaç kaynağa bakmak lazım. Bunlardan birincisi Osmanlı
nüfus sayımlarıdır. Bize en yakın ve en ayrıntılı olan sayım
1914'tedir. Diğerleri Ermeni kaynaklarıdır. Yerel din adamları
nezdinde yapılmış nüfus sayımlarıdır bunlar. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti
topraklarında yaşayan nüfusu esas alırsak, Osmanlı nüfus sayımına
göre 1 milyon 300 bine yakın Ermeni'nin yaşadığını görüyoruz.
Patrikane merkezli nüfus sayımları ise
1 milyon 900 bine yakın Ermeni'nin yaşadığını ortaya koyuyor.
Her iki nüfus sayımı da doğru olmayabilir. O dönemde politik kaygılar
var, devlet düşük göstermiş olabilir, Patrikane yüksek göstermiş
olabilir ama bu iki rakam bize yaklaşık bir fikir veriyor...

Ermeniler genel olarak Erzurum, Van, Bitlis civarında yaşar diye
bilinir. Ama tablo öyle değil. Edirne'den başlıyor, Kars'a kadar
uzanıyor. İzmit ve Adapazarı'nda nüfusun üçte biri gibi bir yoğunluğa
sahipler. Bursa'dan İzmit'e kadar uzanan Güney Marmara havzasının
köylerinde ciddi bir Ermeni yoğunluğu göze çarpıyor. İzmir, Kütahya,
Afyon, Ankara'da belli bir yoğunlukları var. Kayseri'de yoğunlar.
Güney'de Adana, Maraş, Urfa ve Diyarbakır'da oldukça fazla Ermeni
nüfusu var. Karadeniz'de özellikle Samsun, Ordu ve Trabzon'da
nüfusun önemli bir oranı Ermeni. Yani özetlersek Muğla civarı
dışında Anadolu'nun hemen her yerine yayılmış yoğun bir Ermeni
nüfusu söz konusudur.(15)

Buna bir şey daha eklenmeli: Ermeniler, imparatorluğun doğusunda,
Kürdistan ve Ermenistan dediğimiz coğrafyada tarım, zanaat ve
ticaretle uğraştılar. Giderek gelişen bir burjuva düzenleri vardı.
Dönemine göre modern kabul edilebilen tarım yapıyorlardı. Okumuşlarının
oranı, birlikte yaşadıkları halklara oranla yüksekti. Bürokraside
de önemli konumları vardı... (16)

Ticari yaşamda Erzurum ve Van Ermenileri, değil yalnız doğudaki
kentlerde, tüm Osmanlı kentlerinde de büyük ticarethane, bina
ve verimli topraklara sahiptiler. (17)
Kürtler zanaat, esnaflık ve diğer ticari işleri küçük görüyorlardı.
Aslında bu tür işleri beceremiyorlardı ve bu becerisizlikleri
de Ermenilerin işine geliyordu. Ermeni bankerler, Rum ve Yahudi
ticaret burjuvazisi, devlette önemli bir konuma sahipti. Müslüman
Osmanlı halkları daha değişik konumdaki kavimlerdi.(18)

Ermenilerin Anadolu'daki konumu, onların -tabii öncesiyle- burjuva
uluslaşma yolunda ileri adımlar atmasını devreye sokarken; aynı
tarihsel kesitte Osmanlı İmparatorluğu'nun yaşadıkları ve İttihat
Terakki'nin "Türkçülük Politikaları" döneme damgasını vurdu...

İTTİHATÇILARIN TÜRKLEŞTİRME POLİTİKASI
|
"İnsanları
toptan sevmek ahlâksızlıktır." (19)
|
Ermeni
tehcirini İttihat ve Terakki'nin genel göç ettirme ve iskân politikası
içine oturtmak daha gerekli ve önemlidir. Bu sayede benzerlik
ve ayrışma noktalarını görmemiz daha kolaylaşır. Bir yandan İttihatçı
politikanın Ermeni örneğini içeren bir total proje olduğu görülürken,
beklendiğinin aksine bunu tespit etmenin Ermenilere uygulananların
sıradanlaşmasını değil aksine çok daha ciddi bir şekilde özel
bir muameleye tabi tutulduklarını görmemize yardımcı olur.

Cemiyetin hedefi, Anadolu'dan başlayarak mümkün mertebe büyük
bir coğrafya üzerinde (ki daha sonra Misaki Milli olarak adı konulacak)
Müslüman ve Türk bir nüfus kompozisyonu yaratmaktı. Bu "total
proje"nin iki önemli aşaması vardı; birincisi, gayrimüslimlerin
'bünyeden atılması' ve ikincisi 'Türk olmayan Müslümanların' kendi
yerleşim bölgelerinden uzaklaştırılarak, hızlı bir asimilasyon
için, Türk bölgelerine serpiştirilmeleri. İşe Bulgarlarla başlandı.
1914 sonunda neredeyse tüm Bulgarlar, mübadele prosedürünün de
yardımıyla, sınır dışına çıkarıldı. Akabinde sıra Rumlara geldi.

1914 yılı yazına kadar en az 150 bin Rum'un Osmanlı'dan göçmesi
sağlandı. Fakat Birinci Dünya Savaşı çıktığından, Yunan Krallığı'nın
düşman devletler safında yer almasını önlemek için Trakya ve Anadolu
kıyı şeridindekilerin önemli bir kısmı iç bölgelere "rehin tutulmak"
ve "şantaj" amacıyla sürüldü.

Bundan sonra sıra bir diğer Hıristiyan azınlık olan Ermenilere
geldi.(20) 1915 baharında, çekirdek
İttihatçılardan Bahaeddin Şakir ve Dr. Nâzım, (Makedonya ve Aydın
bölgesinin "göç ettirme ustaları") gibi kişiler Ermeni bölgesine
yöneldi. Başta Konya yöresine sevk edilen Ermeniler, 24 Nisan
tarihinden itibaren bir çöl bölgesi olan Zor'a (Suriye) yöneltildi.
Bu emir bir kırılma noktasıdır. Mayıs ortalarında da tüm Ermenileri
kapsayan topyekûn bir tehcir kararı çıktı.

Sayıları Talat Paşa'nın tahminine göre 1.5 milyon olan Ermenilerin
çok büyük bir kesimi bu karara dahil edildi. Tehcire tabi tutulmayanlar,
İstanbul, İzmir gibi birkaç istisna bölgede yaşayanlarla, asker
ve bir kısım zanaatkâr ailesidir.

1916 baharında ise sıra Kürtlere geldi. Rus ordusundan kaçmış
olan bu kitle İç Anadolu ve Batı illerine Türkleşsinler diye iskân
edildi. Tabii Talat Paşa'nın bu iskân takvimine paralel olarak,
Cemal Paşa da diğer yandan ayrı bir göç ettirme ve iskân politikası
uyguluyordu. Tek yetkili olarak atandığı Suriye ve Filistin bölgelerinde
bir yandan Yahudi, Arap, Dürzileri "kovma" ve
göç ettirme uygulamasına tabi tutarken diğer yandan bir kısım
Ermeniyi nüfus dengesi sağlamak üzere bunlardan boşalan yerlere
iskan etti.

İşin en ilginç yanı, şimdiye kadar anlatılan gruplar bir "siyasi"
hedef güden veya gütmesi "beklenen" gruplarken, sayıları "az"
ve ciddi bir siyasi örgütlenişse sahip olmayan, ve hatta bazen
hiçbir yerde yoğunlaşmamış kimlikler de hedef hâline getirildi.
Örneğin 1913'ten itibaren Osmanlı'ya Arnavut girişi yasaklandı.
Osmanlı topraklarında yaşayan Arnavutlar da, asimilasyon amacıyla
İç ve Doğu Anadolu bölgelerine serpiştirildi. Bu Türkleştirme
hedefi öyle bir hâl aldı ki Laz, Gürcü, Boşnak, Müslüman Çingene
ve hatta Osmanlı'ya hep sadık olan Çerkezler gibi siyasi tehdit
yaratmayacak gruplar da Türkleştirme politikasına tabi tutuldu.(21)

Toparlarsak: Gerçekten de 1915'de olan, 1913'den beri geliştirilen
ve 1914'de önce Batı Anadolu'da Yunanlılara karşı uygulanan bir
planın tüm Anadolu'ya yaygınlaştırılmasıdır. Bu politikayı hayata
geçirenler yaptıklarını "Anadolu'nun gayri Türk unsurlardan temizlenmesi"
olarak tanımlarlar. Burada gayri Türk'ten kastedilen aslında Hıristiyanlardır.
Anadolu'nun homojenleştirilmesi olarak da tanımlayabileceğiniz
bu politikanın iki önemli ayağı olmuştur.

Hıristiyanlar Anadolu dışına itilirken, Müslüman nüfus harmanlanmış
ve yeniden dağıtılmıştır. Türk olmayan Müslümanların asimile edilmeleri
esas alınmıştır. Bu anlamda asıl ayrım Müslüman ve gayrimüslim
ekseninde olmuştur. Hıristiyanlara yönelik politika da bölgeden
bölgeye, yıldan yıla farklılık göstermiştir. Örneğin 1914 bahar
aylarında Ege ve Trakya'dan Rumlar, öldürmeler de dahil, zorla
Yunanistan'a sürülmüşlerdir ama savaşın başlaması ile birlikte
Yunanlılara karşı etnik temizlik durmuştur. Büyük imha Ermeni,
Süryani ve Asurilere karşı gündeme getirilmiştir. Ana amaç Hıristiyanlardan
kurtulmak ve Müslümanları asimile etmek idi biçiminde özetlenebilir.(22)
Önceki
Sayfa

Devamını
okumak için tıklayınız
__________________________
(14) Ataol Behramoğlu.
(15) Osman Köker, "Ermeni Sorunu
(7): Bu toprağın Renkleri Yok Edildi", Radikal, 18 Şubat 2006,
s.7.
(16) Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat
ve Terakki, s.24.
(17) İbrahim Hilmi, Milletin Kusurları,
1912.
(18) Naci Kutlay, "Ermeni Tehciri
Sonuçları ve Tehcirde Kürtlerin Rolü", Ülkede Özgür Gündem, 24
Nisan 2005, s.2
(19) Dostoyevski.
(20) 1915 Şubat ortalarında, İttihat-Terakki
Merkez Komitesi, üç gün Ermeni tehcirini görüştü. Toplantıya katılan
M. Rıfat Bey, 1929 yılında Halep'te yayınladığı hatıralarında,
bu toplantıdaki tartışmaları anlatır. Toplantıyı Talat Paşa yönetir.
Ahmet Agayef, Dr. Nazım, Dr. Bahattin Şakir, Hasan Fehmi, Şükrü
Beyler sık sık söz alırlar. Dr. Nazım'ın formülü ile karar kesin
şeklini alır. Birçok anı eserlerde Ziya Gökalp'ın fikir babası
olduğu belirtiliyor. Dr. Nazım Bey, Ermeni kaynaklarına göre,
"Ülkemizi Türk olmayanlardan temizlememiz gerekir," der. (Istepan
Boğosya, 1986 Mart, Avrupa Ermeni Öğr. Birliği Yay. s.13.)
(21) Fuat Dündar, "Ermeni Sorunu
(7): Türk-İslâm Olmayan Hedefteydi", Radikal, 18 Şubat 2006, s.7.
(22) Taner Akçam, "Ermeni Sorunu
(6): Çözüm İçin 'Hakikat Komisyonu'...", Radikal, 17 Şubat 2006,
s.8.
Önceki Sayfa