Şeyhülislâm Hayri Efendi ise şunları anlatıyor:
"... Meclis-i Mebusan Reisi olan Halil Beyefendi Bab-ı Meşihate
geldi; Ermeniler hakkında taşrada birçok fecayi ika edilmekte
olduğunu bazı zevattan işittiğini müteessir bir lisan ile anlattıktan
sonra.. o gün Bab-ı Âli'ye gittim... Bununla beraber bazı rüfeka
ile aramızda esasen hasıl olan ihtilaf-ı fikir ve nazar hasebi
ile birkaç defa istifa teşebbüsünde bulundum..."
Mahkemenin kararında ise şöyle sözler geçmektedir:
"Teşkilât-ı Mahsusa ve ona mülhak jandarmaların Erzurum vilayeti
mülhakatında Ermenilere olan tecavüz ve tecavüzleri tavzih eden
vali Tahsin Bey'in 15 Temmuz 1331 (1915) tarihli şifreli telgrafı:
Faik adındaki bir mülazımın Arabyan'ın dört kızını aldığını ve
mülazım Kemal efendinin de 1863 lira ve 35 yük eşya ve pek çok
mücevherat çaldığını, para ve kadın rezaletinin pek utanılacak
şey olup mertliğe yakışmadığını ve bu vaziyetlerin nihayete erdirilmesini...
Mamuretü'l-Aziz (Elazığ) valisinin, 'Bütün yollar kadın ve çocuk
cenazesiyle doludur, defnetmeye yetişemiyoruz...' cümlelerini
muhtevidir." (Tertib 8, Vesika 4)(18)

Evet,
evet soru(n) hakkında 1919'da, İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin
İstanbul'da yargılanmalarındaki duruşma tutanakları ve mahkeme
kararına yansıyan, çeşitli tanık ya da sanık ifadelerine dayalı
"olay anlatımları", bu konuda yazan ve konuşan kişinin lafını
ağzına tıkamaya yeterlidir.

Birkaç tane sunayım:
"... 21 Temmuz 1331 [1915] tarihli Diyarbakır ve Mamuretü'l-Aziz,
Urfa, Zor vali ve mutasarrıflarına, yollarda kalan ölüler defnettirilerek
cesetlerin dere, göl ve nehirlere attırılması ve yollarda terk
ettikleri eşyaların yakılması hakkındaki Talat Bey'in şifreli
telgrafı ve 4. Ordu Kumandanı Cemal Bey'e, Diyarbakır valisine
[kaçarken yakalanınca intihar eden Çerkes Reşit Bey] 'müstacel
ve zata mahsus' kaydıyla ve 1 Temmuz 1331 tarihli telgrafında
'Fırat Nehri'nin güneye doğru sürüklediği cesetlerin isyan hareketinde
maktul düşen Ermenilerin cesetleri olması muhtemel bulunduğundan
bahisle, bunların mahallerinde defnettirilmesi, açıkta ceset bırakılmaması'
lüzumu beyan olunmaktadır. (Tertib II, Vesika 3)

"Buna cevaben mümaileyh Cemal Bey'e
çekilen 3 Temmuz 1331 tarihli ve 'zat'a mahsustur' işaretli şifreli
telgrafta: 'Fırat, vilayetimizle pek az münasebattardır. Sürüklenen
cesetlerin Erzurum, Mamuretü'l-Aziz cihetlerinden gelmeleri, burada
isyan hareketinden maktul düşenlerin ya metruk derin mağaralara
atılmaları yahut da ekseriyetle yapıldığı vechile yakılmaları
suretiyle muamele yapılmakta ve definleri bile pek müstesnadır'
denilmektedir."

"Trabzon Mebusu Sabıkı Hafız Mehmet Bey'in Karadeniz sahillerinde
Ermenilerin kayıklara ne suretle bindirildikleri ve gark edildiklerini
mübeyyin ve facayii Talat Bey'e bildirmiş ise de, Vali Cemal Azmi
hakkında bir şey yapılmadığına mutazammın ifadesi (Tertib 15)..."

"Erzurum Valisi Münir Bey'in 14 Kanunuevvel 1334 (14 Aralık 1918)
tarihli şifreli telgrafı (Tertib 16), Erzurum-Kiğı yoluyla gönderilen
zenginler kafilesinin sabık Vali Tahsin Bey'in rızası hilafına
olarak Merkez-i Umumi azasından Bahaeddin Şakir Bey'in tertib
ettiği çete efradı ve Dersimliler tarafından katl ve yağmaya maruz
kaldıklarını ortaya koymakta ve binaenaleyh elde mevcut cürüm
delilleri bunu teyit etmektedir." (19)

Ha bir şey daha: Olup-bit(mey)enden sonra "belgelerden İttihatçıların,
Ermeni mallarını şu amaçlar için kullandıklarını anlıyoruz: 1)
Savaşı finanse etmek (bazı binaların askeriyeye tahsis edilmesi,
ürünlerin askerlerin ihtiyaçlarına ayrılması vb); 2) Türk burjuva
sınıfı yaratmak, (iş yerlerinin ya karşılıksız ya da çok düşük
fiyatlarla yerel eşrafa satılması vb.); 3) Müslüman muhacirleri
yerleştirmek, (evlerin bu amaçla kamulaştırılması ve muhacirlere
tahsis edilmesi vb.); 4) Devletin, Ermenilerin sürülmesi sırasındaki
masraflarını karşılamak (malların satımından elde edilen gelirlerin,
vali ve kaymakamlara gönderilmesi vb.)." (20)

Bunun ardında ne (mi?) var! Devam edelim...

Gomidas Var!
|
"Felaket,
bulaşıcı bir hastalıktır." (21)
|
Place du Canada'da Paris Belediyesi tarafından adına anıt açılmasına
TC'nin "sert bir dille" tepki gösterdiği (22)
Gomitas Ermeni kültürünün belki de en büyük bestecisi olması yanında,
hem binlerce Ermeni ve Türk halk şarkısını derlemiş hem de çok
sayıda besteye imza atmıştı.

Claude Debussy olmak üzere dünya müzik otoritelerinin beğenisini
kazanmış, İstanbul'da 300 kişilik bir koro kuran (23)
ve 1912'de en büyük eserini veren Gomidas, Ermeni Kiliseleri'nde
çalınan pazar ayinini polifonik tarza uyarlayarak Gomidas makamını
yarattı. Avrupa'da verdiği konserlerde Ermeni türküleri okumasıyla
dikkati çekti. (24)

1869 yılında Kütahya'nın fakir bir mahallesinde ayakkabı tamircisi
Kevo'nun oğlu Soğomon olarak dünyaya geldi. Annesinin adı Takuhi'ydi.
Çok küçük yaşlarda annesini ve babasını yitirdi. 1881 yılında
eğitim için ünlü Ermeni Kilisesi Eçmiyadzin'e gönderildi. Eçmiyadzin'e
geldiğinde Türkçe'den başka bir dil bilmiyordu. Ermeniceyi orada
öğrendi. Etkili bir sesi ve müziğe özel bir yeteneği olduğu hemen
anlaşıldı. Dini eğitiminin sonunda 1895 yılında ona Gomidas Vartaped
adı verildi.

Uzmanlık alanı, halk ezgilerini derlemek ve armonize ederek çoksesli
hâle getirmekti. Daha sonra klasik müzik dersleri aldı. Ardından
bir Ermeni işadamı tarafından Berlin'e müzik okumaya gönderildi
(1896). Üç yıl eğitim gördü ve Kafkaslar'a geri döndü. Ermenice,
Kürtçe müzik ezgileri derledi, onları notalara geçirdi, düzenledi.

O bir müzik dehasıydı. Düzenlemeleri kilise hiyerarşisi içinde
sorunlara neden oldu. Müziğinin çok dünyevi olduğunu söyleyen
bağnazlara kızarak Eçmiyadzin'den İstanbul'a döndü (1910). Halide
Edip Adıvar, yakın dostu Gomidas için şöyle yazmıştı: "Bizim memleketin
mahsulüydü. Eski Gregoryen musikisine ait parçalar topladığı gibi
yıllarca Anadolu'da halk türkülerini de toplamıştı. Uzun rahip
cüppesi tamamen Anadolu manasını taşıyan esmer, sakin yüzü ve
yine Anadolu'ya mahsus hüznü ve daima garip bir hasret ifade eden
siyah gözlerini görür, sesinin o kudretli ahengini işitirseniz,
derhâl Anadolu halk musikisi ile karşılaştırırdınız." Adıvar aracılığıyla
Türkocağı'nda 1914 yılında verdiği musiki konferansı büyük ilgi
gördü.

1915 yılında İttihat ve Terakki iktidarı, Anadolu'daki Ermenileri
"tehcir" etmeye, yani göç ettirmeye karar verdi. Bu tarihlerde
İstanbul'da da 270 Ermeni aydını birer birer evlerinden toplandı.
Aralarında milletvekili, doktor, avukat, gazeteci ve öğretmenlerin,
sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin de bulunduğu bu aydınlar
trenle Anadolu'ya götürüldüler. Çankırı'ya ve Ayaş'a gönderildiler.
Sağ kalan pek olmadı. Tutuklananlar arasında Gomidas da vardı.
Yeteneğine hayran olan veliaht Prens Abdülmecit Efendi'nin araya
girmesiyle Çankırı'dan geri döndürüldü.
Ölüme yolculuk Gomidas'ın sonu oldu. Döndüğünde arşivinin tarumar
olduğunu görmek, bir daha ders veremeyeceğini öğrenmek onu yıkmıştı.
Kendine gelemedi. Önce İstanbul'daki Fransız akıl hastanesine
yatırıldı, sonra Paris'e gönderildi (1919). Tamamen akli dengesini
yitirmişti. Ondan sonra hiçbir şey üretemedi. En verimli çağında
yaşamdan koptu ve 1935 yılında Paris'te öldü. (25)

Ölümüne değin 20 yıl bir hastane odasında
yaşadı ve hiçbir eser veremedi...

Derler ki, Gomidas, can dostlarının kuyuya atılarak katledildiğine
tanık olduğu için ruh sağlığını yitirmiştir...

Devamını
okumak için tıklayınız
Baş
tarafı
__________________________
(18) Murat Belge, "1919 Yargılamaları",
Radikal, 8 Nisan 2005, s.11.
(19) Murat Belge, "1919 Kararları",
Radikal, 9 Nisan 2005, s.11.
(20) Taner Akçam, "1915 ve Bazı Efsaneler
Hakkında", Radikal İki, 11 Mayıs 2003, s.6.
(21) Dostoyevski.
(22) "Sözde Soykırım Anıtına Sert
Tepki", Cumhuriyet, 25 Nisan 2003, s.11.
(23) Melih Aşık, "Gomidas Kimdir?",
Milliyet, 24 Nisan 2003, s.13.
(24) "Gomidas Kimdir?", Radikal,
25 Nisan 2003, s.10.
(25) Oral Çalışlar, "Gomidas Anadolu'nun
Ürünü...", Cumhuriyet, 27 Nisan 2003, s.4.